fbpx

Hepimizin kötü bir tarafı vardır. Kötülükler derken de öyle ele avuca sığar kötülüklerden de söz etmiyorum. Bazıları günah bile sayılabilecek, toplumsal yaşamda en çok kınanan kötülükler. Egoistlik, kıskançlık, kindarlık, kibir, cimrilik, açgözlülük, aşırı öfke gibi devam eden sonsuz kötülükler listesi. Hepimizin içinde bu sonsuzluk listesinden bir parça var. Hatta hepimizin içten içe farkında olduğu ama bir türlü kendine kondurmadığı kötülükler bunlar. -Aslında kendine kondurmadığı da demek istemiyorum ancak bu tür şeyler toplumsal ön yargının zorunluluklarından kaynaklanıyor. Bir sahneye çıkıp nasıl zengin olmak istediğinizi anlatabilirsiniz ancak aynı sahneye çıkıp “Ben çok açgözlüyüm!” diye bağıramazsınız çünkü bunun üzerine hiç düşünmemiş olsanız bile bilinçaltınız diğer insanların bunu öğrendikten sonra size karşı bir ön yargı geliştireceğini ve toplumsal yaşama tutunmakta zorlanacağınızı bilir ve hayatta kalma mekanizması olarak size bunu söyletmez. Kaldı ki sosyal medya ve türevleri sayesinde hayatımız tamamen bir sahneye dönüşmüş durumda ve artık kendimizle konuşurken bile kendimizi bu sahnede hissediyoruz. Bu sebeple de toplumun beğenmeyeceğini düşündüğümüz şeyleri kendimize bile itiraf etmekten aciziz artık. Hatta kötülük kelimesi bile zihnimize öyle kodlanmış ki üst üste birkaç kez bu kelimenin geçtiği bir paragraf okurken bile olmaması gereken bir şeyler varmış hissine kapılıyoruz.- Her şey bir tarafa, bu özelliklerimiz bizdir. Hiçbir özelliğimizin olmadığı kadar bizdir hem de.

Bizi özel yapan sanılanın aksine iyi davranışlarımız değil, kötü olanlardır. Bu tarafımız bizi özel kılan şeydir çünkü bizim hayat boyunca hangi fırınlarda piştiğimizi gösterir, hayatımızda nelere sahip olduğumuzu, en önemlisi de neye sahip olmadığımızı gösterir. Hayatımızın bir özeti, kendi fıtratımıza kazıdığımız parçalardır bunlar. Örneğin çocukken dışlanılan birinin ileriki hayatında kıskanç biri olması veya çocukluğunu en fakir şartlarda geçiren birinin parayı bulunca açgözlü olması, hayatın şartlarında gayet normal hatta olasılığı daha yüksek olan şeylerdir ve bu bakımdan da parmak izleri misali kişiye özeldir. Kimse siz gibi dışlanmamıştır ya da kimse sizle aynı şartlarda fakir olmamıştır.

“Kötü” kavramı bize hep düzeltmemiz gereken bir şeyi gösterir. Herhangi birine saçın kötü derseniz yapacağı ilk şey saçını düzeltmek olacaktır. Günlük hayatta farkına bile varmadığımız bir eğilim olarak “kötü” demek “düzelt” demektir. Yani her zaman kötü davranış olumsuzdur ve düzeltilmesi gerekir gibi düşünülür ama hayatın genelinde görürüz ki kötü her zaman olumsuz değildir. Hayat kusurludur ve hayatın muhteşemliği mükemmelliğinden değil, kusurluluğundan kaynaklanır. Hepimizin muhteşemliği aslında kusurlarımızdan ve onları nasıl yönlendirdiğimizden gelir. Bu kısımlar size çok peri masalı gibi geliyor olabilir. Birkaç örnekle pekiştirmem gerekirse: Kimse egoist bir insan kadar iyi bir lider olamaz. Kimse çok başarılı bir insanı kıskanan biri kadar ivmeli bir şekilde yükselemez veya en iyi anneler genelde aşırı koruyucu olanlardır. Ancak aynı şekilde bu ego, kıskançlık veya aşırı korumacılık size bir yerden sonra zarar vermeye başlayabilir. Bu noktadan sonra “kötü” yerini “size zarar verene” bırakır ki bu da gerçekten olumsuzdur.

Kendimizi değiştiremeyeceğimiz gibi bu davranışları da değiştiremeyiz. Sadece üzerinde uğraşarak daha iyi saklamayı öğrenebiliriz ki bu saklama eylemi de sadece okul-iş arkadaşlarımız, sokaktaki amca gibi zorunlu sosyallikleri kapsar. Neredeyse her gün bir şekilde görüştüğünüz aile, yakın arkadaş, sevgili gibi istemli sosyal ilişkilerimizi kapsamaz. Çünkü bu saklama eylemi kısa sürelidir ve üzerinde ne kadar çalışırsanız çalışın her gününüzü birlikte geçirdiğiniz bir insandan kendinizi saklayamazsınız. Hâlâ inatla saklamaya devam ederseniz de karşı sizi bu özelliğinizi gördüğü anda ya da siz onun bu özelliğini gördüğünüz anda hiç olmadığı kadar ciddi tartışmalar baş gösterir ve deyimi yerindeyse bir çuval incir berbat olmuş olur. Bu sebeple de bunları gerçek bir ilişki kuracağımız, hayatımızda uzun süre bizimle birlikte olacak insanlarla paylaşmak, hem onların da kendi kötü yönlerini bizimle paylaşacak kadar rahat hissetmelerini hem de ilerde çıkabilecek potansiyel tartışmaları engellemiş olur. Bunların hepsine ek olarak karşı tarafa eksik yönünüzü gösterebilmek ve onun da size gösterdiğini görmek aranızda daha önce hiç oluşmamış samimiyetin de oluşmasını sağlar. -Ancak burada çok dikkatli olunmalıdır ilk bölümde anlattığım beynin hayatta kalma mekanizması durduk yere oluşmamıştır ve gerçekten hayatınıza almaya değer olmayan insanlarla bu konuşmaları yaparsanız sonu çok kötü yerlere gidebilir.- 

O zaman asıl soru kötüyü nasıl iyiye çevirebiliriz değil, olumsuzu nasıl olumluya çevirebiliriz olmalıdır. Bunun en temel yolu da bunu kendinize itiraf etmek ve bu özelliklerinize doğru bir şekilde nefes aldırabilmektir. Bu kendinizi saklamaya harcayacağınız enerjiyi yanınızdaki insanlara harcamaktır. Gereksiz zamanlarda dahi baskılayarak ileriki zamanlarda size ve çevrenizdekilere geri dönüşü olmayan zararlar vermesini engellemektir. Bu özellikleri zararlı bir boyuta ulaşana kadar göz ardı etmek yerine kendiniz için olumlu olarak kullanabileceğiniz zamanlarda “Ben buyum.” diyebilmektir.

Bir nevi gerçek kendinizle tekrar tanışmaktır.

komacyus içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
komacyus içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.