fbpx

Oğuz Atay’ın Tutunamayanlar’ını duymayan, ondan bir alıntı okumayan yoktur. Ben de herkes gibi kitaba olan hayranlığımdan ötürü Tutunamayanlar arasında yer aradım kendime. Kalabalığın arasında kendimi oradan oraya iteledim durdum. Fakat son sayfalara doğru hevesim kaçmış olmalı ki normal hayatıma döndüm kısa sürede. Kitap bitti, en üst rafta tozlanmak üzere yerini aldı fakat ben düşünmeyi bırakamadım Turgut’u, Selim’i Oğuz Atay’ı, hayatı. Basit, aynı zamanda da dünyanın en karmaşık işiydi yaşamak. İnsan doğar, yaşar ve ölür. İnsan aynı zamanda acı çeker, yorulur, bitap düşer, arada bir güler, üzülür, ağlar ve ölür. Karamsarlık sarmıştı her yanımı bir kere. Tüm bunları baştan sona bir filmi tekrar oynatır gibi yineleyip durdum kafamın içinde.
Sonra ne mi oldu? Hiçbir şey. Hiçbir zaman bırakmadım bunu düşünmeyi. Yalnızca hayatın koşuşturmacası arasında geri plana atmayı başardım çoğu zaman bu düşünceleri. Attım, attım ve attım. Kafamın arkasında kocaman bir balon oluşmuştu sanki. Patlarsa ben de patlardım. Öyle büyük patlardım ki çığlığımı uzay istasyonlarındaki beyaz adamlar duyardı.
Tüm bunlar beni biraz ürküttü. Yavaş yavaş çıkartmak istedim kafamdaki iltihabı. Hep bir olumsuzluk, hep bir kızgınlık vardı içimde ona karşı. Fakat bir şey yapamazdım bu konuda çünkü onu içeriye alan bendim.
Geceleri birkaç saat ayırıp kafamı boşaltmaya, düşüncelerimi, beni zehirleyen düşüncelerimi, kağıda dökmeye başladım. Kim bilir, belki bu hafifletirdi boynumdaki bu dayanılmaz yükü.
Yazdım. Durmadan, üzerinde düşünmeden kafamdan ne geçiyorsa yazdım. Önce öne doğru ilerlediler kafamın içinde. Sonra yavaşça döküldüler kağıda. Birkaç saat diye planladığım yazma eylemi, susadığımı fark edene kadar yaklaşık on iki saat devam etti. Evet, dökülüyorlardı önümdeki kağıda. Gözlerimin arkasına sakladıklarım, tam da gözlerimin önündeydi şimdi. Fakat bir süre sonra hayatıma nokta koyacak bir problemin farkına vardım. Dökülenlerin yeri, çok daha karmaşık, çok daha büyük yeni düşüncelerle doluyordu. Ben aldıkça onlar çoğalıyordu orada. Kalem elimde eğildi, büküldü, en sonunda kırıldı. Parçaları masanın her yerindeydi. Yatağımın yanındaki çekmeceye koştum. Bir an bile duraksamadım önce. Çekmeceyi açtım, tabancayı sağ elimle titreyerek kavradım. Sonra durdum ve dudaklarımda bir gülümseme belirdi istemsizce. Evet, bu günün önünde sonunda geleceğini biliyordum. Bunu hatırlattım kendime. Sonrası gürültü, karanlık ve sessizlik. İşte gidiyorlardı sonunda. Kafamın içinin huzur dolduğunu hissederek derinden verdim nefesimi.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]
Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.