fbpx

Unutmak mı zor, hatırlamak mı? Garip bir soru; düşündüren, işin içinden çıkılmayan, cevapsız bir soru. Unutmak, eğer güzel bir anıyla süslenmişse hatırlamak zor olur. Hatırdan silinmeyen, kötü bir anıysa unutmak zor gelir. Ama öyle ki hangisini istiyorsanız tersiyle boğuşur aklınız. Hatırlamayı ne çok isterdim, hiç unutmamayı… Eski ramazan sofralarını, birleştirilen masaların etrafına dizilmiş bir dolu insanı… O an, o sofrada top sesini duymayı bekleyen kulaklar, bir yandan sohbete de kendini vermeye çalışan insanlar… Ne güzel olurdu gençliğinin son demlerinde insanlarla yeni delikanlıların bir arada oynadığı o mahalle maçları. Semaver… Semaver çayının tadı mahallede evin önüne minder atıp çekirdek çitlerken bir ayrı olur. Bu anıları hiç unutmak istemezdim ancak gün geçtikçe siliniyor bu kare kare anılar. Hatırlamak zor, çok zor.

Hevesle girişimciliğe adım atılan ilk an veyahut bir topluluğa çıkıp konuşacak cesareti topladığınız an… İlkler hep zorlu olur, öyle ki gül bekler yumurta yersiniz bazen. Veyahut sevginin hainliğiyle yüz yüze gelirsiniz. Seversiniz, çok seversiniz ve hayaller kurulur. Aldatılırsınız, unutamazsınız. Hele yaş ilerledikçe katlanan tecrübe ve bilgiyle, aldatılmadığınızı; yalnız kendinizi aldattığınızı fark edince artan üzüntü hiç bırakmaz peşinizi. Kırılmış, susturulmuş, göz yumulmuşsunuzdur bazı anılarda. Bazen haklı olduğunuz hâlde yanlış anlaşılmışsınızdır, bazen iftiraya uğramışsınızdır. İşte bu anılar, kötü anılar hiç gitmez aklınızdan. Unutmak zor, çok zor.

Hatırlamak isterdim, sesini unutmaya durmuş kulaklarıma çok kızıyorum. Herkesin, bir yakınını kaybeden herkesin bildiği bir acı bu. Belki de paylaştığımız en büyük acıdır insanlıkla, herkes bir gün, bir yakınını kaybeder. Ve zamanla öyle acı verir ki anılar. İşte tam bu anda, artık yaşanamayacağına ikna olduğunuz; kaybettiğiniz insanın da olduğu güzel anılar, geçmişinizdeki kötü anılardan daha çok acı vermeye başlar. Bazen unutmak istersiniz, bazen hatırlamak. Sesini unutmak bütün insanlığa sağır olmak gibi yıkıcı gelir. Yüzü fotoğraflarda bile bulanıklaşır ve kör olursunuz insanlığa. Bazen acıyla dolar içiniz, hatırlamak istersiniz. Güzel anıları hatırlamak istersiniz. Belki anneniz babanız, belki kardeşiniz, belki arkadaş, belki sevgili… Hem hatırlamak hem de bir o kadar unutmak istersiniz. İşte burada insan öyle bir çıkmaza girer ki…

İnsanlığın psikolojik olarak dayanabileceği en yüksek acı kaybetmektir. Yakınını kaybetmek, kendini kaybetmek… Ve bunun getirdiği en temel soru da bu olur; unutmak mı zor, hatırlamak mı? Güzel anılar işte, tebessüm ettiren anılar. Bunu yazarken baz aldığım insanla aklıma gelen anılar, tebessüm ettiriyor. Ve bilhassa aynı anda acı da çekiyorum, unutmak istiyorum. Öyle garip ki bu soru işte burada, ne unutmak istiyor insan ne hatırlamak. Çünkü sanki birini kaybedince kötü anılar siliniyor bellekten ancak beynimiz burada yanlış yapıyor. Çünkü unutmak haksızlık olur, unutmak acı gelir, ağır gelir. Ama güzel hatıralar, asla tekrarlanamayacağının bilincindeyken daha çok acı verir. Şimdi siz söyleyin bana, siz de birilerini kaybettiniz. Belki ilk aşkınızı, belki annenizi, babanızı… Beni en iyi sizler anlarsınız.

Unutmak, haksızlık ediyormuş gibi hissettirir, kızdırır. Ama hatırlamak da ne acı, yine de sarılacak mıyız o acıya? Aslında düşündükçe soru da değişiyor değil mi (?) Bilhassa artık şöyle diyorum kendime; unutmak mı daha az acı verir, hatırlamak mı?

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]