Günlerdir, sabah uyanmamanın verdiği bahaneler yüz hatlarına savrulan acı tanelerinden okunuyordu. Kulaklarını rahatsız eden o acı gürültü yerini sevimli bir melodiye bırakıyordu. Erkenden uyanma huyundan vazgeçmiş gibiydi. Gün onun için erken doğmuştu. Uzun zamandır “Saat de epey geç oldu.” diyememişti. Bunun farkında değildi. Musluktan sızan damlalar bazı bazı hızlanıyordu. Kimi zaman da oldukça yavaş damlıyordu. Bunu düşünecek vakti yoktu ama zihninde gezen düşüncelerin de yaşam kalitesinde zaman zaman böyle değişimler hissettirdiğinden emindi. Esasında gün onun için erken uyanmışa benziyordu ancak zor olsa da güne merhaba demek üzere ayaklandı ve perdeyi açtı. Kendisinden daha önemli olanları, kuşları gördü ve tebessüm edemeden uçtuklarını görünce bir parça üzüntü duyarak bir süre manzaraya baktı. Ardından ona güzel bir günün anısı olarak kalan şarkıyı açtı ve günü böylelikle selamladı.

Odasında pek fazla eşya da yoktu. İyi düzeyde değildi ama kötü de değildi ona göre. İhtiyacı olanlarla donatılmış gibiydi her şey. İhtiyaçlarından fazlası olarak birtakım anılara atıf yapabilecek kapasitede eşyalar, fotoğraflar ve hatırladıkça elinde çevirdiği bileklik vardı. Zaman onu öyle bir baskılıyordu ki odasında saat dahi bulunmamaktaydı. Onun yerine çocukken yaptığı bir çizimi çerçeveletip yatağının karşısına asmıştı bir zamanlar. Uyandığında gözleri direkt onunla temasa geçmekteydi. Çerçevenin sınırlandırdığı bu başarısız çizime belirli sembolleri içerisinde uyandırdığından farklı bir anlam yüklemekteydi. Masasının bir kenarı duvara sürtünmekten boyasına veda etmişti. Duvarın hizasında kalan lekeler ise bu temasın izlerini görselleştirmekteydi. Rüzgârı sorumlu tuttuğu bir durumdan geri kalan şey ise odanın kapısında bulunan camın kenarının çatlamış olmasıydı. Eski birtakım eşya ve hırdavat, odasının kenarında unutulmak üzere öylece bırakılmıştı. Minimal bir desende görünen bu basit örgüler odasının mülkü olmadığını ona anımsatırdı.

Ulus’un kendi sökükleri için ayıracak zamanı da yoktu. İsteği olmadığını da uzun zaman önce kendi içinde düşünerek bu fikre ikna olmuştu. Buna karşın elindeki raporları bir doktora danışmak için öğle arasına kadar vakti vardı. Baktığında hiçbir şey anlamamıştı. Soracak kimsesi de yoktu bu kâğıt parçasının üzerinde yazanları, baktıkça belirsizlik onu tedirgin etmişti. Tahlil sonuçlarının kendisine ait olmadığını zaman zaman unutarak burada yazanların tedirginliğiyle elinde sarma tütünü bırakamadan savrulup durmaktaydı. Önceki gün Kadıköy’ün bu kadar kalabalık olduğuna ilk kez şahit olmuştu. Onun gözlerinden süzülen mutluluklar neticesinde rahatsız olmamıştı kalabalıktan yükselen seslere… Bu şaşkınlık etkisini sürdürürken gecesi de böyle geçtiğinden oldukça karamsar ve yorgun bir biçimde odasını terk etti.

Gözlerinden uykusuzluk akarken o bir damlanın sesini kulağında tekrar tekrar işitmekten keyif aldığı bir anda komşusuyla karşılaştı ve bu yabancı ses tonu irkilmesine neden olmuştu. Yabancıydı çünkü fazla iletişim kurmamıştı ancak komşuluk hatırı gerekçesiyle bir selamı hak etmiş olduğunu ama bunun kimse için bir anlam ifade etmediğini bilerek yoluna devam etti. Kahvaltı yapmayı unuttuğunu metrobüse bindiğinde hatırladı. Maskesi onu boğmaktaydı, taşıdığı raporlar ona ağır gelmekteydi. Oturduğunda duyduğu rahatsızlık nedeniyle yerini bir başkasına verdi ve tam o esnada metrobüsün ücra bir noktasından “Ulus! Buradayım, Ulus!” seslerini işitti. Kendisine yabancı gelen bu sesin sahibiyle böyle bir yoğunluk içerisinde selamlaşmak dahi istemediğinden sesin geldiği yöne doğru sırtını verdi ve elini hafifçe kaldırıp raporları incelemeye çalıştı. İnmesine az bir zaman kaldığını hissetmişti ancak kendisini yoğuran bu ortamın sistematik kargaşası içerisinde aslında inmek isteyeceği durağın başka bir kentte yapılmış başka bir durak olduğunu düşündü. Yolu kapattığını da fark etmediğinden hafif bir kol temasını sol dirseğinde hissedince inme zamanının geldiğini fark etti ve bir hamleyle kenara çekilerek yol verdi. Ardından da bu dalgınlığı aniden atmış biçimde kendisi indi. Öğlenin sıcağında burada olduğunu birisi bilse gerçekten kızardı diye düşündü. İşitmiş olduğu sesin sahibine de uzun zaman önce yabancılaşmıştı. Bir kere yabancılaştıysa bir daha zor tanırdı. Tahammülü olmayan bu sahteliğe karşın kendisine yabancılaşan birisine de kendisini ısrarla tanıtmaya çaba sarf ettiğinden tahammül kapasitesinde barınan çelişik duygular, içinde farklılaşan ritimlerle kimi zaman damla damla akardı.

Neredeyse ulaşmıştı ve bu ağırlaşan kağıtları masaya bırakmanın heyecanını yaşamaktaydı. Biliyordu bu haberler yalnızca kendisi için değil başkaları için de önemliydi. Ayağı bir taşa takıldığında sağlık ocağının bahçesine girmek üzereydi ve içinden birtakım argolar sarf ettikten sonra kafasını kaldırıp kalabalığa gözleri ilişti. Derin bir nefes alıp verdikten sonra saatine baktığında anladı ki fazla bir zaman kalmamıştı. Bu kadar yolu, bu manevi ağırlıklarla boşuna gelmiş olamazdı. Hiç bu kadar yabancı olmamıştı kendisine, bu denli boğulmamıştı gün içerisinde… Boğulduğunu bildiğinden ve bir alışkanlık olarak maskesini birazcık oynatarak kendisine zaman kazandırmayı denedi. Çevresinden gelen sesleri kolaylıkla işitmekteydi. Herkesin bir sorunu ve bir nedeni vardı buraya gelmek için. Kendisinin ise bir sorunu yoktu ancak başkasının sorunu artık onun da sorunu olmuştu yakın bir tarihte ve bu kadar steril olması gereken bir ortamda içeriden çıkan yaşlı bir adamın maskesini indirip sigarasını yaktığını görünce bu durumdan iyice sıkılmaya başlayarak etrafına göz gezdirmeye karar vermişti. Kafasında siyah bir şapka ve şapkasının üzerinde dümen sembolü bulunan bir çocuğa yaklaştı. Bugün maviyi üstlenmiş ya da sorumluluğu ailesi tarafından yüklenen bu çocuğun kıyafetini kısa bir süre süzerken ona doğru yaklaştı ve hemen elini tutmuş vaziyette olan kadına gözleri ilişti. “Pardon, sıranın sonunda siz mi varsınız acaba?” diye ürkek bir sesle sorusunu sorduktan sonra sıkılmış bir tavırla kendisine bakan kadından “Evet.” yanıtını aldığında elindeki raporlar daha da ağırlaşmaya başlamıştı ve böyle olmayacağını anlayarak başka bir yol düşündü.

Sahibini eski zamanlardan tanıdığı bu eczaneye gelmesi epey bir zaman almıştı. Kahvaltı yapmadığını eczanenin yakınına tezgâh açan bir simitçiden öğrenmiş bulundu. Üstelik sokakta sembolik bir niteliği sırtlayan bu adamın sayesinde cebinde parasının olmadığını da anladı ve eczaneye giriş yapar yapmaz soğuk havanın etkisiyle anlık serinlemeyi hissetti. Kafası çok karışıktı buraya gelirken… Elindeki ağırlıktan kurtulmak için Zeynep Hanım’ı arayacak şekilde içeriye göz gezdirdi ancak erişemedi. Onun yerini geçici olarak işgal etmiş olan ve hiç tanımamış olduğu kişiye küçük bir ricada bulunan Ulus, raporu masanın üzerine bıraktı. Bir an sorumlulukları, ihtiyaçları ve bugün boğuştuğu şeyleri unutuvermişti. Evden çıkmadan önce öyle korkmuştu ki bu rapordan, acaba içerisinde ne yazıyordu? Özellikle rakamların yanında küçük bir kutu içerisini işgal etmiş olan kelimeler onu daha da ürkütmüştü… “Hastalık riski, hastalık adları…” bu raporları yorumlamayı bilmediği için kendisine kızarken bir cevap geldi ve hiç beklemediği bir cevaptı bu. Sanıldığı kadar ciddi şeylerin olmadığını ama birkaç şeye dikkat edilmesi gerektiğini Ulus büyük bir hassasiyetle dinledi. Doktora gerek yokmuş tam olarak ancak yine de sahibinin doktora gitmesi gerekiyormuş. Bunun gibi cümleleri işittikçe ömrü uzuyordu sanki Ulus’un. Bu raporun sahibine, dostuna, bu güzel haberi vermek için evin yolunu tuttu. Sıcak havaya rağmen birazcık nefes alabilmişti duyduklarından sonra. Bugün kendisi için yapması gereken bazı işleri unutmuş olsa bile ve o işler için pazartesi gününü beklemesi gerekse de bunu kabullenmişti. Güzel bir haber almıştı ve yine güzel bir haber verecekti. Bugün bu yaşanılanlar sayesinde dost olduğu insan belki de kendisi gibi bu raporlardan korkmayacaktı ve onları taşımak hiç bu kadar ağır gelmeyecekti. Evden içeri girip bir süre dinlendikten sonra karnını da doyurmuştu ve derin bir nefes alıp vermenin sırası gelmişti. Bir gün de böyle geçecek gibiydi ancak Ulus’un artık korkacak bir şeyi yoktu, şimdilik. Pencerenin önüne bıraktığı su kabını doldurduktan sonra dinlenmek üzere gözlerini bir anlığına kapatmaya çalıştı. Rahatlıyordu, yavaş yavaş gücünden ve yüklerinden arınıyordu sanki. Bir gün gerçekten de böyle geçmişti…

Samet Bozdoğan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Samet Bozdoğan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Derinlerden Üzgün Bir Balık “Blobfish” Doğamızdaki hayvanlar, her ne kadar birbirleri ile benzerlik gösterse de bazıları özellikleri ile ön plana çıkar ve diğerlerinden ayrılırlar. Bazıları tavus kuşu veya papağan gibi rengârenk görüntüsüyle insanın gözünü kamaştırırken bazıları timsah veya kara mamba gibi vahşi görüntüsüyle insanın gözünü korkutur. Bazıları ise çirkinliği ile ün sanmıştır. Bunlardan en meşhuru […]
Avustralya kıtası altı bölgeden oluşmakta. Batısı ve iç kısımlarında verimsiz çöl toprakları bulunurken kuzeydoğusunda dünyanın en büyük mercan resifi ve yağmur ormanları bulunmakta. Bu eşsiz ve benzersiz farklılıklar sonucunda da ada kıta çeşitli canlılara ev sahipliği yapmakta. Avustralya kıtasının bin altı yüzlü yıllarda keşfedilmiş olması ve güney batısı hariç insan yaşamına pek uygun olmaması da […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.