fbpx

Yazmak, bir iç ferahlaması. Öfkenin dinmesi, ortamın yatışması, derdini paylaştığın bir dost meclisi, yaşayamadığın acını yaşamanın ve kabullenmenin bir yüzü. Yazmak, yaşamaya devam etmek demek. Sorunları her zaman çözemezsin fakat bir sorunu görmezden gelmek yerine yazabilirsin. Onu görünür kılıp çözmeye çalışabilirsin. Bu bile içini ferahlatmaya yeter. Yazmak bir düğümü çözmek gibi açar bizi. Bizi açan her yazı başkalarına da bir ışık olabilir. Yazı şahsa ait olmadığı gibi, her okuyana farklı bir kapı açabilir. Her duygu ile birleşip farklı bir düşünce sunabilir. Bir yazının bir milyon anlamı olduğuna inandım hep. Bir milyon insanı asla bir kişiye dönüştüremezken bir yazı etrafında toplayabilirsin. Yazmak şahsa ait olmadığı kadar kişiseldir de. Herkes yazıdan alacağını alır ve uzaklaşır. Belki de bir yazı, birçok insanı aynı şeyi sevmeye sevk edebilir ama aynı şekilde değil. Yazının tadı da damağa göre değişir. Bu lezzeti alan herkes tüm yazıları okumaya talip olur, yazmaya cesaret edemese bile. Bazen yazmak, hayatı okumanın ve anlamanın özeti gibidir. Hayatı yaşamanın bir şekli.

Bu yılın özeti de bu yazı olsun istedim. Aklıma yıllar önce yazmak üzerine bir yazım geldi. Gidip onları saklandığı yerden çıkardım, hem de bir gece vakti. Bu yazının altına onu da ekleyeceğim. Zamanın ve yazmanın bende değiştirdiği üslup ve bakış açısını görmeye çalışacağım. Elbette yazmak kazanacak, bunu şimdiden biliyorum. Çünkü ben yazmaktan daha iyi bir şeyim olduğunu düşünmüyorum. Bazen elimizde neyin kaldığına bakmak istersek en çok neye ya da kime koştuğumuza bakabiliriz.

“Yazmak için fazla bir bilgiye ihtiyaç olmaz, duygularının olması barajı geçmene yeter fakat teorik olarak da iyi bir şeyler yazmak istiyorsan, okuman gerekir. Ama yine okumaktan öte, okuduklarını tasvir ve betimleme yeteneğinle alakalıdır yazmak. Koklamak gibidir, haz ister; yaşam gibidir, nefes ister; duymak ister, müziği duyduğunda hissettiklerin gibi; görmek ister, kendi dünyasında görüntülemek için vb. daha birçok örnek yazılabilir sınırlandırmalardan uzak… Zaten yazmak da sınırlamalardan kaçarken kelimelere tutunmak değil midir? Tanımlayamadıklarımızı tasvir etme çabası değil midir? Yazmak, evlenmek gibi sorumluluk ister, bir iken iki olmaya imza atmak… Peki ya, iyi günde kötü günde olayı geçerli midir yazılarda? Hayır! Kötü yazılar buruşturulup çöp kutusuna yollanmaya mahkum değil midir her zaman için? Kelimeler değildir yanlış olan; anlatamamaktan gelen bir yetersizlik, çaresizliktir. Çaresizlik… Peki her zaman çaresizliğimizin arkasına sığınmak neden? Hâlbuki yazdıklarımızla tümüyle barışık olsak, onları yayınlamaktan çekinmesek belki de yazarlığın çıplaklığı da o zaman ortaya çıkacaktır. Ne zaman öğreneceğiz, bir aşkla doldurduğumuz defterin geçici bir heves olduğunu anladığımızda yakmaya mahkum ederek küresel ısınmaya katkıda bulunduğumuzu. Ya da bırakalım şimdi bilimsel gerçekleri, belki de bir sanat eseri olabilecek metni yok etme hakkını nereden buluyoruz. Dedim ya, yaşım hâlâ 20 olma çabasında; böyle tavırlar normal karşılanmalı.”

Yedi yıl önce bir yazının tohumu, yedi yıl sonranın yazısına değmiyorsa dünyada kelebek etkisi kalmamış demektir. O günkü 20 yaşıma bir teşekkür olsun, çabasına da takdir.

Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Rumeysa Güler içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Yazar sayımızın 300’ü aştığı şu günlerde hevesli yazarlarımıza yol gösterebilmek veya en azından daha kaliteli içerikler üretebilmeleri adına bazı ipucular vermek için bu yazıyı kaleme almaya karar verdim. Bu yazı boyunca bir dijital içeriğin nasıl yazılması gerektiğinden bahsedeceğim. Bublogta içeriklerinin bir kısmı şiir ve denemelerden oluşuyor ve bu yazıda söyleyeceğim şeyler bu içerikler için çok […]
Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Çoğumuzun, adını belki de hiç duymadığı fakat yaşamımızda denk gelebileceğimiz, farkında ve bilinçli olduğumuz takdirde erken tanı ve tedavi seçeneklerini düzenleyebileceğimiz, benim ise özel eğitim alanında tanıştığım bir sendromdan bahsetmek istiyorum sizlere: DiGeorge Sendromu. DiGeorge Sendromu (DGS) 22. kromozomun (22q11) delesyonu (kromozomun bağlı bulunduğu parçadan kopup silinmesi, yok olması) ya da translokasyonu (kopan veya kaybolan […]
“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]