fbpx

Sonu olmayan randevulara çıkıyorum. Kimsenin gelmediği, benimse hep beklediğim. Tarihi ve saati olmayan, mekânı belirsiz randevular bunların çoğu. Öylesine oluyor, aniden ve kararsız. Belki birkaç sayfa kitap okunuyor bu süreçte belki bir fincan kahve içiliyor. Beklemekten soğumuş, şekersiz ve sütsüz bir fincan kahve.

Sonuç olarak kimse gelmiyor. Bir yere ayrılmıyorum. Aklımın derinlikleriyle sonsuz bekliyorum.  Pek bir yere varılacağını düşünmüyorum, böyle nereye kadar gidilir ki zaten? Sonra inceden gelen ayak sesleri mi diye durup kulak kesiliyorum. O sırada heyecanlanıyorum tabii. Sonra bir sürü pencereleri olan kapıdan dışarı bakıyorum. Kimsenin gelip geçmediği, boş bir koridor katılıyor randevuma. Onun sessizliği üzerine sohbet ediyoruz biraz, biraz da aydınlığı üzerine konuşuyoruz. Başka bir kahve istemiyorum, onun da soğuyacağını bilerek… Bu arada kalkıp gitmek fikri hep aklımda duruyor ama beni tutan, olduğum yere sabit kalmamı sağlayan bir şey gitmemi istemiyor. Nihayetinde kalkıyorum. Zaten hiç  dağılmamış olan eşyalarımı kucaklıyorum, çantamdan çıkarma hevesinde olmadığım bir not defterimi, birkaç renkli kalemimi ve o ön sözünde defalarca kaybolduğum romanımı yeniden yanıma alıyorum. Bu arada yerinden oynattığım sandalyeyi düzeltmeyi ihmal etmiyorum ve sessizliğe vedamı ettikten sonra ilerliyorum. Az önce gözümün takıldığı, pencereleri çok olan kapıdan geçiyorum, koridora bakıp hafifçe başımı sallayarak selam veriyorum. Yürümek için merdivenleri tercih ediyorum çünkü randevuma buradan devam edebilirim diye düşünüyorum. En sondaki büyük kapı bana çıkıp gitmek fırsatını sunduğunda gürültünün derinlerinde bir yerde, sadece yürüyorum.

Tek başıma yürümekten ve düşünmekten çekinmiyorum hiç. Ne diyordum, kütüphaneler evet. Güneşin böyle mekânlara, özel ışığını sunduğunu biliyorum, fark edeli çok olmadı. Başkaları da görsün istiyorum ve bana değil bize özel olmasını diliyorum. Fark edilmesi zor detaylarla uğraşıyorum. Aslında açık hareketler sergilediğimi belli ediyorum. Kimsenin ise fark edemediğini nereden bildiğimi söyleyeyim mi? İçinde değerli bir şeylerin olduğunu ima ettiğim bir kitabı gözlemliyorum da, günlerce gelip kontrol ediyorum. Koyduğum yerden hiç kımıldamıyor, sayfaları hiç çevrilmiyor veyahut başka raflara taşınmıyor. Kapıdan içeri girer girmez gözüm o birinci rafa takılıyor. Orada biraz bakışıyoruz ve aynı derin hüznü paylaşıyoruz ikimiz birlikte. Hisli yaşamak güzel şey. Anlam yüklemek, sempati duymak güzel şey.

Ve çok özel bir not: Güneş ışığının altında bir kütüphaneye denk geldiyseniz eğer, oturup beklemekten çekinmeyin…

Elifnur içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
9 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Elifnur içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]