fbpx

Ayçiçeklerinin bir diğer ismidir günebakan. Güneş yükseldiğinde, ona doğru eğildikleri için bu isimle de bilinirler.
Rengi, minik hâli veya olgun bir ayçiçeği olması fark etmeksizin her hâliyle insanı etkiler. Çoğu zaman ayçiçekleri arka plan manzarası olarak kullanılsa da daha dikkatli bakmak, koklamak hatta çekirdeklerinin tadına bakmak bambaşka hissettirir. Tıpkı gökyüzüne yalnızca sosyal medyada paylaşmak amacıyla fotoğrafını çekerken baktığımız gibi, ayçiçeklerini de ıskalıyoruz ve bence çok şey kaçırıyoruz. Bir ayçiçeği tarlasının kenarında otursam ve her birine uzun uzun baksam ortaya her biri için birbirinden farklı hikâyeler çıkabilir. Onların da insanlar gibi kişilikleri olabilir mesela. Bazıları daha erken açarken, bazıları daha tembel olup daha geç açabilir. Bazıları huysuz olduğundan çekirdeği acı, bazıları ise yumuşak gönüllü
olduğundan çekirdeği bal gibi tatlı olabilir. Fakat ortak olduğundan emin olduğumuz bir özellikleri vardır ki bunu onları tanıyan herkes bilir.
Ayçiçekleri güneşe karşı koyamazlar ve sürekli güneşi takip hâlindedirler.
Tarihte ayçiçeklerinin güneşe hayranlığı konusunda ileri sürülen hikâyeler oldukça fazladır. Mitolojide ayçiçeğinin öyküsü Pers prensesi Clytie’nin Apollon’a âşık olmasıyla başlar. Güneşin tanrısı Apollon ise ona olan aşkı günden güne büyüyen Clytie’yi hiçbir zaman fark etmez.
Pers prensesi gün ışığı renginde saçları, masmavi gözleri ile diğer herkesi büyülerken Apollon için sıradan biridir. Prenses günler boyunca Apollon’un onu sevmesini bekler. Dağlara, tepelere tırmanır ve aşkını gökyüzünde görebilmeyi umarak oralarda saatlerini harcar. Apollon için
ise prenses, âşık olduğu Leucothoe’un kız kardeşidir yalnızca. Prenses bunu öğrendiğinde bütün hayalleri, geleceği şiddetli bir deprem sarsıntısı yaşamışçasına yıkılır. Gökyüzüne, güneşe bakarken başı dönmeye ve gözleri git gide kararmaya başlar. Sonunda güneşin verdiği dayanılmaz sıcaklığa ve ışığa karşı koyamaz ve Apollon’u ararken hayata gözlerini yumar. Apollon gökyüzünden prensesin cansız bedenine uzun uzun bakar ve yüreği onu bu kadar seven, onun için canını veren prensese bir şeyler yapabilmek için tutuşur. Onu “tanrıların ve insanların babası” olarak tanınan Zeus’a götürerek çaresizce yardım ister. Cansız bir bedeni diriltmek, eski hâline getirmek Zeus için bile imkânsızdır fakat Zeus prensesin bedenini güneş yükselirken veya alçalırken nerede ve ne zaman olursa olsun güneşe yüzünü dönebileceği günebakan çiçeğine dönüştürür. Böylece yeryüzünde açan her günebakan bitkisi, güneş olan yerde daha canlı, daha parlak büyüyerek, güneşle birlikte uyanıp güneşin batışıyla boynunu eğerek efsaneyi yaşatmış olur.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.