fbpx

Birbirimize armağan ettiğimiz ne de çok şey var ama en güzel olanı gündüzün geceye, gecenin de gündüze olan armağanı. Esrarengiz bir hediye değil mi sizce de? Gökyüzünde tekler, binlerce insan onları görüyorlar. Nadir kişiler fark ediyor birbirlerine armağan olduklarını. Kalpten seven, sımsıcak, umutla güzel günleri bekleyen kişiler. Armağanlarının tek dezavantajı ise verdikleri hediyeyi asla göremiyorlar. Platonik âşıklar gibi gizlice hayal ediyorlar nasıl da güzel durduklarını. Görmeden de hediye verebiliyormuşuz. Bir gülüş, bakış, nefes alış hatta veriş, vücudunun sıcaklığını, dokunuşunu, en önemlisi kendi benliğini…

Gündüz, Ay’ı armağan etmiş geceye; gece ise güneşi. Bakıldığında göz kamaştıran iki güzelliği. Büyüleyici bir hediye her an yanında, gökyüzünde. Ben de bu kamaştıran güzellikten etkilenen birkaç kişiden biriyim, bu sözlerimi de iki ayrı zamanda yazıyorum. Sizin de bu özel armağanları görmenizi istediğim için. Bu etkileyici ahenge baktıkça huzur doluyor insan, sizin de huzurlu olmanızı istiyorum. Size sorarım okurlar verilip verilebilecek en güzel armağan sizce de bu değil mi? Siz hangi armağanı beğendiniz gecenin mi yoksa gündüzün? Ben kesinlikle gündüz derdim. Sevdiğimin dört farklı mutluluk evresini gördüğümden. Güneş, Ay’ın mutluluğunu göremese de hissediyor mutlu olduğunu, biz gündüz ona mutlulukla bakıyoruz. Mutluluk paylaşıldıkça anlam kazanıyor. Güneş’in mutluluğunu ise geceye biz iletiyoruz, kısır döngü gibi sonu gelmiyor. Mutluluk sonsuz olmalıdır.

Böyle armağan vermeli insan sevdiğine, görmese de mutluluğunu hissetmeli, hissettirmeli. Gecenin ve gündüzün tüm güzelliği üzerinizde parıldasın. Mutluluk görmek istiyorsanız camdan dışarı bakmalısınız, zaman fark etmiyor ister gece ister gündüz olsa da oradan bize bakıyorlar. Ertesi günü ise umutla bekliyorlar. Nasıl suya ihtiyaç duyuyorsa küçük bir çiçek, kalbimiz de ihtiyaç duyuyor. Küçük ama ansızın kapımızı çalan güzel şeyler gibi. Olduğumuz yerden bakılınca onlar da küçük durmuyorlar mı? İçimizde kapladıkları yer tıpkı uzaydaki gibi kocaman bir yer aslında. Aynı gökyüzündeki mutluluğu yakalamak istiyorum siz okurlarımla. Gözlerinizdeki ışığın yıldızlar gibi olmasını hatta o yıldızlar olmanızı diliyorum. Çok uzakta değil iki adım ötende. Bakalım siz bakmasını bilecek, mutluluğu hissedecek misiniz?

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.