Çoğumuzun tanıdığı ve severek kitaplarını okuduğu Franz Kafka’nın da yaşamı pek sıradan değildir. Yaşamı adeta insana ders veriyor. Dostuyla olan samimiyeti, babasıyla olan ilişkisi ve diğer pek çok şey.

Severek okuduğumuz Franz Kafka romanları adeta başucu kitabımız iken Franz Kafka’nın romanlarını önemsemeyişi ve dahası.

Merak etmiyor musunuz okumaktan zevk aldığınız romanın yazarının yaşamını? Bu yazım tüm Kafka severlere..!

Franz Kafka 1883 yılının Temmuz ayında Prag’da doğdu. Hermann ve Julia Kafka’nın 6. çoçuğudur.

Öz güven öyle değerli bir şeydir ki bir insanı dünyaca tanınmış yapabilecek güce sahipken yokluğunda ünlü olmamaya hatta insanı mutsuz bir yaşama itebiliyor. Belki öldükten sonra ünlenmesinin sebebi de hayattayken yaşadıklarıdır. Öz güvensiz kişiliğinin sunduğu ölümden sonraki ünlenme. Neye yarar ki? Franz Kafka’nın yaşarken ünlü olmayışının sebebinin öz güvensizlikten kaynaklandığını düşünüyorum. Yazdığı eserleri beğenmiyordu. Belki de yazdıklarını günlük gibi görüyordu. İçini döktüğü ve zihninden geçenleri yazdığı bir günlük olarak…

Her neyse. Hani hemen hemen herkes yakın dostuna veya güvendiğine ben ölünce şunları yap şunları yok et der ya, Franz Kafka da ölmeden önce yazdığı eserlerini Max Brod isimli arkadaşına vermiş ve bunları yakarak yok etmesini istemiştir. Fakat arkadaşı bu isteği yerine getirmemiş, belki de kıyamadı ve yayınlatmayı tercih etti.

Franz Kafka Yahudi’dir. Yazının başlarında 6. çocuk olduğunu söylemiştik yani 5 kardeşi vardır. 2 erkek 3 kızdır. Fakat belki yoksulluktan belki de başka sebeplerden 2 erkek kardeşini çok küçük yaşta iken kaybetmiştir. Diğer 3 kız kardeşini ise Nazi soykırımında kaybetmiştir.

Mutsuz ve kötü bir çocukluk geçirmiştir. Agatha Christie gibi Kafka da çocukluğunda yalnızdır.Başarılarını da büyük oranda etkiler bu durum.

Babasıyla anlaşamıyordu. Araları epey kötüydü. Babasına karşı nefret besliyordu içinde ki bunu zaten eserlerini okuyanlar fark etmiştir.

Franz Kafka lise eğitimini bitirince hukuk okudu. 5 yıllık eğitimin sonrasında staj yaptı ve ceza hukukunda ilerleme yaptı.

1907 yılında Max Brod ile dost oldu ve bu dostluğun sonucunda da dünyaca ünlü bir yazar oldu.

Şanssız ve yalnız bir şekilde sürdürdüğü yaşamında hayatında birkaç tane kadın oldu. İlk sevgilisi ile iki kez nişanlandı fakat evlenmedi. Ardından bir başkasıyla mektuplaştı. Üstelik mektuplaştığı bayan evliydi fakat mektuplaşmalarıyla aralarındaki ilişkiler uzun yıllar sürdü. Son olarak da bebek bakıcısı olan bir bayanla ilişkisi oldu. Hatta ölmeden önce onun adını andı. İsmi Dora’dır.

1923 yılında rahatça eserlerini yazabilmek için Berlin’e gitti ve yerleşti. Nazilerin Çekoslovakya’yı işgal esnasında Franz Kafka’ya ait birçok belge yakılıp yok edildi. Arkadaşında olan öldükten sonra yakmasını istediği eserleri ise gözüne boş ve gereksiz gözüktü.

1917 yılının Ağustos ayında bir gün Franz Kafka’nın ağzından bir miktar kan gelir ve hastaneye gider. Doktorlardan akciğer kanseri olduğunu öğrenir. Ardından 1 yıl geçer ve ağır grip olur. Sebebi kanserin gırtlağına kadar yaklaşmasıdır. Sonucunda konuşma yetisini kaybeder. Konuşmadan 5 yıl geçirmesinin ardından 1924 yılının 3 Haziran’ında  yaşama gözlerini yumar.

Yorumlar Franz Kafka

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

Düştüm… Tam ilerlerken en son noktaya ulaşmışken evet, ben en dibe düştüm, dibe çakıldım. Yılmadım kalktım, tökezledim, yürüdüm tekrar düştüm. Nefes nefese kaldım ve evet tekrar düştüm, tekrar kalktım, ”Olmaz” dediğim an koşmaya başladım. Ben, işte şimdi gerçek ben oldum. Ben düşe kalka büyüdüm ve kendimi tanıdım. Hiç ummadığımız bir anda gelir hayatın tokadı ve […]
Zaman kavramını ele aldığımızda birçok farklı alanda tanım ve yorum ile karşılaşırız. Zaman; bir oluşun geçtiği, geçeceği ve geçmekte olduğu belirli bir sürenin parçası olarak tanımlanır. Herkese eşit olarak verilmesi nesnel bir görüş olduğu gibi, söz konusu insanlar olduğunda tamamen öznel bir durum oluşmaktadır. Bireylerin, etkili ve verimli bir şekilde zamanı değerlendirebilmesi için zaman yönetimi […]
Çalışmaya katkılarından dolayı Hüseyin Recep DEMİRCİ‘ye teşekkür ederim. Bize biraz kendinizden bahseder misiniz? Ben, Elif Köse, 1992 yılında KTÜ’yü bitirip mimar olmuş biriyim. Safranbolu’da yaptığım ilk iş mimarlıktı. Ailemle birlikte 1992 yılında Safranbolu’ya taşınmıştık. Annem Safranbolu’nun Akçasu Mahallesi’nde büyümüş. Babam Trabzonlu. Ondan önce burada değildik. ‘92 yılında üniversiteyi bitirdikten sonra buraya geldik. Direkt serbest piyasada […]
Son dersin bitiş ziliyle dağılan kalabalığın arasında telefonu açmaya çalıştığımı hatırlıyorum. Sonunda okulun bahçesinden dışarı adım attığımda arayanın annem olduğunu görmüştüm. Okulum eve yakındı, bir yandan yürürken anneme telefon açtım. Gelirken almamı istediği şeyler vardı, nedir hiç hatırlayamıyorum… Eve yakın bir mesafede bir markete girip isteklerini alıp çıktığımda kapıda arkadaşımın beklediğini gördüm. Adı Efe idi […]
Şüphesiz Türkiye’de sinema sektörü pek çeşitli değildir, bunun en büyük nedeni arz-talep dengesidir. Günümüzün Türk sinemasına baktığımızda filmlerin çok büyük bölümü komedi ya da romantik-komedi olmaktadır. Bu kadar çok bu konuya odaklanmamızın en büyük sebebi hiç şüphesiz izleyicinin bu yönden rağbet göstermesidir ve rakamlarla sabittir. Recep İvedik 5 – 7 milyon 437 bin 50 seyirci […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.