Ferhunde’den Rafet’e
29.04.1998

Seninle yürüdüğümüz caddeden bir kez daha geçtim bugün. Köşede sarı bir bina varmış, onu fark ettim. Ve güneş eskisi gibi ısıtmıyor içimi, parlaklığı da almıyor gözümü. Seninle yürüdüğümüz yollar şimdi nasıl garip geliyor bana. Öyle çok da olmadı sevgilim, birkaç ay; belki birkaç mevsim… Sonbahar günleri, yağmur hafif çiseliyorken yürüyorduk. Sararmış yapraklara basınca çıkan ses ortak zevkimizdi seninle. Öyle çok da ortak zevklerimiz yoktu zaten. Ben okumayı severdim, kitaplar benim en kıymetlimdi. Sen dinlemeyi severdin, müzik ruhunu dans ettirirdi sanki. Ve ben konuşmayı severdim seninle, sense susmayı… Oysa ben seni dinlemeyi daha çok isterdim, sesinde kaybolmayı…

Sendin, sen sanki aşıktın ve ben maşuk. Öyle görünürdü hep dışarıdan sevgilim. Çünkü ben konuşurken sen dinlerdin, ben istersem sen hemen alırdın. Ben ”Gidelim.” dersek giderdik, ”Kalalım.” desem bütün işlerini bırakır kalırdın. Ama böyle miydi sahiden? Öyleyse elini neden hep ben tuttum sevgilim, neden ilk ben öne atıldım sarılmak için? Her seferinde ”Kalalım.” diyordum ya sana, benim bunu istemem miydi problem olan? Yani hep ben istiyorum sen yapıyorsun diye miydi bu yanlışlık? Ama ben hep seni, seninle istemiştim. Sensiz bomboş sokakta yürümek bile istemezdim ben, sense susardın. Sustun sevgilim, giderken de sustun. Ve biliyorum, gitmeni ben istedim.

Diyorsun ya bana ”Sen hiç benim olmadın.”, seni kaybetmiyorum giderken ama seninleyken kendimi kaybettim. Buna kendini nasıl inandırdın, nasıl? Senin benim mi var, feminist tarafımı nasıl da iyi bilirsin. Kitaplara olan ayrı ilgimi de bilirsin sen, garip müzik zevkimi de seviyormuş gibi yapmaya bayılırdın hep. Ama seninleyken hayatım bir yanaydı. Çünkü sen sanki koskoca bir dünyaydın benim için ve ben orada hayat buluyordum. Ve seninleyken sevgilim; sen, ben yoktu ki. Biz vardı, ayrı suretlerde bir ruhtuk seninle. Hani senin bir türlü başlamıyor diye dinlemeye tahammül edemediğin bir şarkı vardı, hatırlarsın. Benimse en sevdiğim şarkıydı o. Biraz dayansaydın, şarkının sözleri başlasaydı sevgilim ama sen böyleydin zaten, fazla konuşma da boğardı seni. Ama ne diyordu biliyor musun o şarkıda? Mevlana’nın, aşkı Şems’e olan mektuplarından çok güzel bir kısım vardı. Başka bir dilde seslendirilmişti, harika bir müzikti o. Ama biz böyle olamadık seninle.

Ben okurdum sevgilim, ben okurdum mektupları. Mevlana’nın Şems’e olan aşkını okurdum sevgilim. Sense dinlerdin, hep dinlerdin. Ama şimdi benim okuduğum sözler, senin ruhunda ahenkle dans eden notalarla buluşmuşken neden dinlemedin? Ben sözdüm, sense müzik. Ama biz hiç birleşemedik sevgilim, ben öyle sandım ama öyle değilmiş. Sen ve ben kalmışız, biz olamamışız hiç. Oysa ben, ”sen” veya ”seninle” diye söze başlamayı hiç sevmedim. Bu benim en büyük mutluluğumdu evet, sensizliğe dayanamıyordum. Ama şimdi sana bunları söylerken ”Hatırlar mısın biz bir sokaktan geçmiştik?” demek isterdim. Seninle ve şimdi sensiz…

Bana artık beni sevmediğini söylemedin, zaten inanmazdım. Eğer buna inansaydım bütün anılarımız nasıl da yalan olurdu. Çünkü bir insanı sevmeyi bırakamazsın, belki severim sanırsın ve o garip hoşlanma söner gider. Ama sen sevdiğini sanmıyordun sevgilim, sen beni seviyordun. Bunu öyle güzel hissettirdin ki bana ama biz hiç olamadık. Sen oldun hep bende. Ben hep sende oldum. Ama hep kelime kalabalığı oldu sevgilim. Seninle, ben… Neden ”biz” olamadık, söyler misin bana?

Dinleyemediğin, bir türlü başlamadığını söylediğin o şarkı… Mevlana’nın Şems’e mektubundan bir alıntı barındıran o şarkı… Dinlemedin, hiç dinlemedin o şarkıyı sevgilim. Ama şimdi okuyorsun bunu, şimdi ilk defa ben notalara teslim ederken ruhumu; sen mektubumu okuyorsun. Bu sefer oku sevgilim, dinlemedin ama oku olur mu? İşte, benimle hiç dinlemediğin, seninle hiç okumadığım o mektubu ve kafanda yer etmiş o notaları şimdi ben yazıyorum, sen okuyorsun sevgilim. Yine benim istediğim oluyor, değil mi? Ben yazıyorum, sen okuyorsun. Hayır sevgilim, benim istediğim olsaydı, biz… ”Biz” dinlerdik bu şarkıyı.

Mevlana’nın Şems’e Mektubundan Bir Kesit
Saadet zamanı: avluya oturmuşuz, sen ve ben.
Endamımız çift, suretimiz çift, ruhumuz tek; sen ve ben.
Bulandıran palavralardan azade, gamsız bir keyif; sen ve ben.
Sen ve ben, ne sen varsın ne de ben, bir olmuşuz; aşk elinden…

Bahsedilen Şarkı 👇🏼

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Babamın hayatını bir okuyun! 90’larda gençlik nedir bir de bu ağızdan bir dinleyin… 7 kardeş, bir yer yatağında geçirilen yıllara kulak verin… Bahçeli bir 3 odalı evin içinde geçirilen ve herkesi ayrı yola sürükleyen bir hikayedir bu. Şimdi baksak her yerde birini görürsünüz bu evden. Kuytu köşede hastalıktan kıvranan bir kız kardeş, İstanbul’da hayat yaşayan […]

İlgini Çekebilir

İki gün önce, Spotify kullanmaya başladığım 6 Temmuz 2017 tarihinden bu yana en çok hangi şarkıyı dinlediğime baktım. Çıkan sonuç sürpriz değildi. Losing My Religion… 1990 yılının Eylül ve Ekim ayları arasında kaydedilen ve 1991 yılında yayınlanan Losing My Religion, R.E.M grubunun Out of Time albümünün ilk teklisidir. Albümü başarıya ulaştırmış ve grup için önemli […]
“Türkiye’de atanamayan öğretmen sayısının İzlanda’nın nüfusundan daha fazla olduğunu biliyor musunuz bayım?” Sesim biraz yüksek çıkmıştı, oysa artık mikrofona konuşmuyordum. Hatta amacımdan uzaklaşmış olacağım ki kalabalıkta da gezinmiyordu gözlerim, yalnız biriyle temas halindelerdi. “İndirin şu şarlatanı kürsüden! Ha bire böyle kendini bilmişler çıkıyor, karnınız doymuyor mu, aç mısınız bu ülkede ulan kardeşim ya!” Ne dediğini […]
2020 yılında pandeminin dünyayı sarmasıyla beraber hayatımızdaki pek çok alanda çok farklı bir döneme girdik. Gerek iş hayatımızda, bazılarımızın okul hayatında, bazılarımızın psikolojik yapısında ciddi değişikler meydana geldi. Kısacası hayatımız belirli konularda bir şekilde bu pandemiden etkilendi. Pandemi her şeyi etkilediği gibi ülke ekonomilerini ve finansal piyasaları da şüphesiz ki etkiledi. Bundan daha önceki yazılarımda […]
Cinsiyet Farkının Zekâ Üzerindeki Etkisi Zekâ her dönemde insanların dikkatini çekmiş ve üzerinde sürekli düşünülmüş bir kavramdır. Geçmişte ve günümüzde farklı yaklaşımlarla zekânın birçok tanımı yapılmıştır ve literatürde çok sayıda farklı tanımı bulunmaktadır. Kimi uzmanlar zekâyı algılama, muhakeme, yargılama, planlama, problem çözme, soyut düşünme, dil becerileri ve öğrenme kavramlarını kullanarak tanımlamaktadır. En genel tanımıyla zekâ, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.