fbpx

Arkadaşlar selamlar herkese öncelikle geçtiğimiz dönemde Merkez Bankası’nın faiz düşürme kararı hakkındaki düşüncelerimi belirtmek istiyorum ve bu durumu çok yalın bir dil ile anlatmaya çalışacağım. Öncelikle faiz, paranın maliyeti anlamına gelir.

Malum kişi ve çevresindekilere göre faiz enflasyonun sebebi olarak görülüyor, bu tam anlamıyla saçmalık. Olayı şu şekilde özetlemek istiyorum: Faiz bir sonuçtur, sebep değil. Buradan devam etmek gerekirse faiz güncel piyasa dengesine göre derecelendirilen bir olgudur. Başlıca şu cümle bile bu görüşün ne kadar absürt olduğunun yanıtıdır. Geçmiş dönemlerde farklı ülkeler bu politikayı denediler. Venezuela gibi mesela. Hepimiz yakın geçmişte düştükleri konumun farkındayızdır sanırım. Günümüzde Avrupa Merkez Bankası eksi faiz vermektedir. Bunun sebebi ise var olan para bolluğunu piyasaya sürmek istemeleridir. Bu şekilde piyasadaki para miktarı artacak ve tüketim gerçekleşecek, ilerleyen zamanlarda ufak bir enflasyon ile beraber ülke ekonomileri büyüyecektir. Dikkatinizi çekmiştir belki var olan bir para bolluğu söz konusu ise faiz enflasyondan düşük olabilir. Merkez bankasının rezervleri eksileri gösterirken bunu yapmak gerçek bir intihar anlamına geliyor. Faizin en çok etkilediği iki yatırım alanı vardır. 1.’si bankaların müşterilere verdiği kredilerde kullandığı faiz oranı, ikincisi ülkeye dışarıdan direkt döviz yatırımı olduğunda onun geri ödemesi için verilen faiz tutarı vardır. Şimdi şöyle düşünün adam parasını ülkemize veriyor, tahvil ve bono satın alıyor ama ülkedeki enflasyon faizden düşük durumda. Aslında parasını ezmiş oluyor, bir de üstüne üstelik riskli bir yönetime sahip, hukuk yapısı zedelenmiş bir ülkede bunu yapmak delilik denilebilir. Bu sebepten dolayı yabancı yatırımcı sıcak parayı çektiğinde dolar fırlıyor. Piyasadan çekilen para arttıkça tüketim azalıyor ve paranın değer kaybetmesinin yanı sıra kişi balına düşen millî gelirimiz de azalmaya başlıyor. Tüketim azaldıkça üretim seyrekleşiyor. İnsanlar ürettiklerini satamayacak konuma geliyor. İşletmeler batıyor, işsizlik artıyor. İşsizlik arttıkça durum bu şekilde birbirine bağlı bir zincir gibi dibe çekiyor. Eğer tarafsız ve objektif ekonomistleri takip ediyorsanız bu kararın büyük yaralar açacağından bahsediyorlar. Bahsettikleri yaralanma durumu tam olarak bu. Faiz kararlarını veren kurum yani Merkez Bankası tam anlamıyla bağımsız olmalıdır ki olaylara akılcı ve objektif bakış açısı sunabilmelidir. Bu kanayan yaralar ile yarınlarımızda yine biz gençler uğraşacağız.

Faizin arttırılmasını desteklemiyorum bu arada düşerse ne olacağını söylüyorum. Peki artarsa ne oluyor onu da çok basit anlatacağım. Ülkemize dışarıdan bakan yatırımcı risk analizi yaptığında faiz ile yatırımının yüksek getiri getireceğini düşünerek sıcak para akışı sağlar, bu sayede ülkeye kısa süreli de olsa (Bazen 5 ay, bazen 5 yıl; konjonktüre göre değişir bu zaman.) bir para akışı sağlanır, piyasadaki para miktarı artar ama gelecekteki borçlarımız da bununla orantılı bir şekilde artacaktır. Sonuçta bu yatırımların da bir karşılığı olmak zorunda değil mi? Kimse bizim gibi babasının oğlu muamelesi yapmıyor farklı ülkelere. Yatırımcı her zaman pragmatist düşünür. Bu yatırımların karşılığını verebilmemiz için akıllı yatırımlar, artı değerli alanlara, AR-GE çalışmalarına yatırım yapmamız gerekir. Eğer bu tarz gelen nakit akışlarını doğru yönetmeyip zevki sefa uğruna harcadığımızda da durum az önce yukarıda bahsettiğimden farklı olmayacaktır. Kısa dönemin ardından bu sefer de ülke borç krizine girecektir.

Ülkemizin yapması gereken faiz arttırıp zaman kazandıktan sonra oradan sağladığı gelirleri doğru alanlara, artı değer getiren yerlere ayırıp kendi üreticisini ve ihracatını büyüterek ülkeye döviz girişi sağlamaktır. Ardından gelişen süreçler birbirini takip edecek ve aynı yukarıda bahsettiğim durumun bu sefer de tam tersi gerçekleşecek. Yukarıya çekilen bir zincir gibi gelir artışı tüketimi, tüketim ise işsizliği azaltacaktır. Bu dediğim süreç uzun vadede fayda sağladığı için günlük düşünen yönetimler için pek tercih edilmez. Cümlelerimi şu şekilde bitirmek istiyorum: Ülkem adına çok umutluyum. Sizlerin de geleceğe umutla bakmanızı ümit ediyorum.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]