fbpx

Evlilik… Yıllardır içimize kodlanmış bir gerçek.

Kimine göre kaçış, kimine göre güvenli bölge, kimine göre hayat amacı…

Kadınlar erkeklere göre evlilik konusunda daha talepkâr, istekli ve cesurdur. Bunun bir sebebi kuşaklardan gelen kodlamalar. Çocukluğumuzdan itibaren beyaz gelinlik, kadının bir evi olması, çocuğu olması; sürekli aile, toplum, eş dost tarafından bize kodlanır. Hatta belli bir yaştan sonra evlenemeyenler için evde kalmış (!) yaftası yapıştırılır. Bu sebepten bir sürü kadın hatalı, belki de hayatlarına mal olacak evliliklere sürüklenir.

Kadınların evlilik konusunda ısrarlı ve istekli olmalarının bir sebebi de kendi özel alanlarına kavuşmaktır. Çünkü kadın için aile evinden çıkmanın yolu evliliktir. Kendi yuvası, kendi dünyası, kendi mutfağı olacaktır. Sürekli anne baba kontrolünden kurtulacaktır.

Ancak günümüzde kadınlar çalışma hayatında daha fazla oldukları ve üniversite hayatlarından itibaren tek başlarına bir hayat kurma özgürlüklerini kazandıklarından beri evliliğe daha az istekli olmaya başlamıştır. Çünkü kendi özel ortamını kendi sağlamıştır. Aile kontrolü olmadan kendi başlarına bir yaşam kurabilmektedirler. Özgürlüğünü fazlası ile elde etmiş kadın evlilik gibi bir bağ ile kendini bağlamak istemez. Ancak çocuk sahibi olma düşüncesi ile bir süre sonra onlar da sıcak bakmaya başlar.

Anlayamadığım bir şey de evlilik öncesi cinsellik kısıtlamasıdır. Bence evliliğin veya herhangi bir duygusal ilişkinin en önemli olan bacağı ten uyumudur. Nişanlılık dönemi diye (!) tanımladığımız, birbirini tanıma döneminde ailesini tanırsın, arkadaşlarını, huylarını. Ama cinsel yönden tanıman yasak… Belki tamamen uyumsuz bir çift, bu bilinmezlik ile başlar evliliğe. Sonuç aldatma, sonuç eziyet gibi geçen bir cinsel hayat.

Evliliğe sıcak bakmadığım doğrudur. Ama bu işi çok güzel kotaran insanlar da var tabii. %70 bir tarafın fedakarlık ettiği, %20 iki tarafın da birbirini çok fazla umursamadığı, %10 ve belki daha az uyumu sağlıklı şekilde sağlamış çiftler. %10 içinde iseniz şanslı insanlarsınız.

Etrafımda bulunan insanların çoğu evliliğini sonlandırmış insanlar. Bunların çok küçük bölümü şiddet, aldatma, alkol  gibi bariz nedenler. Ancak çoğunluk uyum sağlayamama, ortak paydada buluşamama, görev hâline gelmiş ilişkiler topluluğu. Birçoğumuz görücü usulü evlenmediğimize göre nedir bu sonradan ortaya çıkan uyumsuzluk, nedir bu büyük bir aşkla başlamış evliliklerin hüzünlü sonu?

Tahammülsüzlük, iç içe geçmiş hayatlar, aileler, birbirlerinin ailelerinden vazgeçemeyip aile hâline gelememiş bir topluluk,  görevler, beklentiler…

Özgürlüğün kısıtlanmış hissedilmesi… Çoğu zaman çocukların yüklediği aşırı sorumluluk ile baş edememe…

Koskoca şirketlerde yöneticilik yapan, sosyal hayatta birçok kişi ile düzgün ilişkiler kurabilen bizler neden 2 kişilik bir ilişkiyi yönetemiyoruz?

Hollanda’da yaşayan bir Türk aile ile tanışmıştım zamanında. Birbirleri ile çok uyumlu olmalarına, 2 çocuklarına rağmen boşanmışlar. Evliliklerini sonlandırıp aynı evde yaşamaya devam etmişler. Sonradan görmüşler ki sorun aynı evde olmak değilmiş. Sorun evliliğin içimize kodlanmış süregelen yazılı olmayan kurallar bütünüymüş. Her şeyi birlikte yapmak zorunda olmadığımızı, ailelerimizi birlikte ziyaret etmek zorunda olmadığımızı, birbirimizden ayrı arkadaş gruplarında olabileceğimizi, ayrı sosyal hayatlar sürdürebileceğimizi fark ettiğimizde daha mutlu olduk dediler. Ve daha çok konuşacak konuşları olmuş, birbirlerini özlemişler, ayrı sosyal hayatlarda olsalar da bir yerden sonra birbirlerinin güvenli hayatlarında olmanın ne kadar değerli olduğunu , çamaşır, ütü, yemek hazırlama ve toplamanın birlikte yapılabilecek şeyler olduğunu fark etmişler.

Bizi biz olmaktan alıkoyan her şey gibi evlilik de böyle bir şey işte. Bir süre sonra üzerinize yapıştırılan etiketlerden yorulduğunuz bir süreç. Yine de umarım %10’luk şanslı olan gruptasınızdır.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.