Anlamlar diyarından bir ‘Elif’ harfi dünyaya geldi. Elif’in manasına erenler her şeyi anladı; diğerleri hakikatten mahrum kaldı. Âşıklar, aşkın cezbesinden birer söğüt dalı gibi titredi; Bu da onların ‘Elif’i anlamalarına vesile oldu. Elif’in hakikatine erenler için birçok şey söylendi ama bunlardan hiçbiri gerçeği tam olarak açıklayamadı. Zira gerçeğin önünde birçok perde vardır ve asıl perde varlıktır. Varlıktan geçtiğinde perdeler kalkmaya başlar. Bunu idrak edenler, ancak Elif’in hakikatine erenler olur…”

Çok kullanılmayan bir deyim: Sevmeyi sevmek. En çok ona yakışır bu söylem. Sevmeyi onun kadar seven bir ikinci kişi yoktur yeryüzünde. Yaratılan her şey sevmekten kesinlikle geri durmaz.
Karacaoğlan ben bu düşü yoramam
Açıp defterimi yine düremem
Gelin iyi kıza kötü diyemem
İkiniz de benimsiniz sevdiğim
İşte onun sevmek konusundaki değişmeyen yaradılışı. İlkbahar geldiğinde çevreye kokular yayan çiçekleri, gökte dizim dizim turnaları nasıl severse kara kışta yağan lapa lapa karları, dondurucu soğukları öyle severdi.
Torosların da yazı yaz, kışı kış! İki mevsim güzellikte birbiriyle yarışır. Yörük çadırları kara kışta ayrı bir güzellik sergiler. Bu çadırlar iki özelliktedir: Üç direkli, çok direkli. Çok direklilere yöre insanları “sarı keçili” çadırı adını vermiştir. Dört köşeli görkemli çadırlardır. Dam gibidir. Kışın en soğuk günlerinde karlarla kucak kucağa yatarsın hiç de üşümezsin.
O günlerde Karacaoğlan’la sevgilisi Elif arasında sorunlar vardı. Oba beyinin oğlu onlara huzur vermiyordu. Bey oğlu olduğu için de üstesinden gelinmiyordu. Kararan bir dünyadan ak pak bir dünyaya çıkıverdi çadırdan. Dağ taş beyazlara bürünmüş. Bir de poyraz çıkmış mı yuvasından. Yörük ağzıyla tu desen yere düşmez. Yelin böylesine deli hoyraz (poyraz) derler o yörede. Karları söküp söküp yerlerinden savuruyor göklere deli poyraz. Kara çalıların üstünde domur domur parıldayan karlar yerlere dökülüyor, yerdeki karlar poyrazın önünde tozarak havalara savruluyor.
Fakat o da ne! Karlar tozarken Elif’in adını ünlüyor. Derken tüm sesler Elif’e dönüşüyor. Bir sevgi patlaması bu! Bu duyguyu türkülere dökmemek olamaz:

İncecikten bir kar yağar
Tozar Elif Elif diye
Deli gönül abdal olmuş
Gezer Elif Elif diye

Elif’in uğru nakışlı bir
Yavru balaban bakışlı
Yayla çiçeği kokuşlu
Kokar Elif Elif diye

Elif kaşlarını çatar
Gamzesi sineme batar
Ak elleri kalem tutar
Yazar Elif Elif diye

Evlerinin önü çardak
Elif’in elinde bardak
Sanki yeşil başlı ördek
Yüzer Elif Elif diye

Karac’oğlan eğmelerin
Gönül vermez değmelerin
İliklemiş düğmelerin
Çözer Elif Elif diye

Türkü bitti, saz sustu. Ne var ki ses susmadı. Dağ dağ, koyak koyak, köy köy dolaşmaya başladı.

Okurlarımız bu yazıyı çok sevdi.
Yorumları göster Yorumları gizle
Yorumlar Elif

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Babamın hayatını bir okuyun! 90’larda gençlik nedir bir de bu ağızdan bir dinleyin… 7 kardeş, bir yer yatağında geçirilen yıllara kulak verin… Bahçeli bir 3 odalı evin içinde geçirilen ve herkesi ayrı yola sürükleyen bir hikayedir bu. Şimdi baksak her yerde birini görürsünüz bu evden. Kuytu köşede hastalıktan kıvranan bir kız kardeş, İstanbul’da hayat yaşayan […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

Zaman hızlı geçiyor İnsanları iki sınıfa ayırıyor Keskin bir bıçak gibi Tutunanlar ve tutunamayanlar Tutunanlar Aşkı tadıp Sevgilinin Gözlerinde kavrulanlar Tutunamayanlar ise Hiç ağaca tırmanmayan Çiçek toplamayan insanlar Ama her ikisini de önüne alıp Sürüklüyor zaman seli Şimdi Kapat Gözlerini Dinle Dinle Dinle Usul usul yağan yağmuru Soğuktan birbirine sarılan Kedi ve köpeği Kokla Kokla […]
Özel Görelilik ve Genel Görelilik kuramlarını anlayabilmek için en başta ortaya çıkış noktalarını anlamamız gerekmektedir. Newton Mekaniği diye adlandırılan Newton hareket yasaları 17. yüzyılda ortaya konduktan sonra 18, 19 ve 20. yüzyıl teknolojilerinin dayanağı olmuştur. Newton Mekaniği bilimde atılan en büyük adımlardan biri olmakla beraber hızı ışık hızına yaklaşan cisimlerin hareketlerini incelemede eksik kalmıştır. Görelilik […]
Jamala, tam adıyla Susana Alimivna Jamaladinova; Kırım Tatar Türklerinden bir müzik sanatçısıdır. Eurovision 2016 finalinde Ukrayna’yı birinci yapmıştır. Söylediği şarkı ”1944” adında ve o yıl yaşanan bir olayı anlatıyor. Rusya’nın Kırım Tatar Türklerine uyguladığı sürgünün tarihi olan 1944’te yaşanan olaylar vicdanı olan herkesin gözlerini yaşartacaktır. Sürgün tam anlamıyla 18 Mayıs tarihinde tüm yerleşim yerlerinde başlamıştır. […]
Soğuk bir aralık akşamıydı, Almanya’da yaşayan Cenk ceviz ağacından olan meşhur koltuğunu balkona koymuş, sırtına ince bir hırka atmıştı -soğuktan hafif üşümesi ona büyük bir zevk verirdi- bir elinde kahve, diğer elinde sigara modern yapıdaki evleri inceliyor, yeri geldiğinde arabaların egzozlarından çıkan dumanı içine çekiyor, yeri geliyor bir kat aşağısında olan fırında yeni pişen pretselin […]
Sobalı evde büyüyen çocuk; kışın soba borularında çoraplarını ısıtmasını bilir. Hafiften etraf soğuyunca sobaya kömür getirmeye o gider, böyle bir sert soğuk olamaz. Çünkü oturma odası delicesine sıcakken dışarısı öylesine soğuktur ki insanın feri söner. Zaten bir gariptir sobalı evde büyümek. Bir kere kafayı dinlemek için odaya çekilme yoktur, kimse bir tartışmadan sonra vurup kapıyı […]
Umutsuzluk mu insana güç verir, Yoksa umuda olan inancı mı? Yorgunluk mu insanı uyutur? Yoksa kaybolmak istediği hayalleri mi? İnsan neden çöker yaşlanınca, Neden buruşur suratı bozuk bir çarşaf gibi? Ruhunun insanlar tarafından törpülendiğinden mi? Yoksa bunlar yediği darbelerin bir eseri mi? Cırcır böceği neden ses çıkarır geceleri? Aşkını dünyaya haykırdığı için mi? Yoksa bunlar […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.