fbpx

Düşünmek istiyorum. Yargılamadan, kızmadan, küsmeden. Bir şeyler oluyor ve olan bu şeyler hayatımızda belli yankılara sebep oluyor. Duygularımızda, düşüncelerimizde, bedenimizde. Bu yankıları görmeye, hissetmeye, düşünmeye kaçımızın cesareti var? Kaçımız kızmadan, küsmeden, yorumlamadan sadece kucak açıyoruz yaşadığımız şeylere? Sadece düşünmek istiyorum, hissetmek istiyorum. Yok saymaya mecalim yok artık. Olan o şeyler olmamışçasına hissizleşmeye gönlüm razı değil. Zaten her türlü kötü hissetmiyor muyum? Bu kaçma arzusu niye? Yok saymayı kim öğretti bize? Yaşadığımız şeylerin yükünden kaçmak daha fazla yük altına girmek demek aslında. Her bir kaçışta daha çok ağırlaşmıyor mu insan?

Düşünmek istiyorum. Yargılamadan, kızmadan, küsmeden. En doğal hakkım bu benim. Bu hakkı kim aldı elimden? Görmezden gelerek güçlü kalabileceğim yalanına kim inandırdı beni? Güçlü olmak, dağ gibi durmak değil. Güçlü olmak duygularımıza, düşüncelerimize arkamızı dönmek değil. Güçlü olmak ağlamamak değil. Güçlü olmak bağıra çağıra ağlayarak eteğimizdeki taşları her bir gözyaşımızla serbest bırakmamız aslında. Bazı şeyleri kabul etmesi zor biliyorum. Sindirmek, hazmetmek ya da adına her ne derseniz işte, zor biliyorum. Her insan kendi yaptığı hatanın bedelini ödese sorun kalmazdı aslında. Fakat adalet terazisi böyle işlemiyor. Hata yapandan çok hata yapılan kişi bedel ödüyor. Aldatanın değil en çok aldatılanın canı yanıyor. Neden yapmadığımız hataların bedelini biz ödüyoruz? Karma ya da ilahi adalet adı her ne ise gerçekten insanlara hak ettiğini verme konusunda adil davranıyor mu? Adalet nasıl tecelli eder bilmiyorum ama bildiğim tek şey sadece hissetmek ve düşünmek istediğim ve artık bu hakkımı elimden kimsenin almasına izin vermeyeceğim.

Hissettiğimiz ve düşündüğümüz şeyleri sürekli kontrol etme ihtiyacı duymak bir hastalık bana göre. “Bunu hissettim, acaba neden hissettim? Şu yüzden mi hissettim? Bu aklımdan geçti ama ne yüzden geçti?” Sürekli bunların hesabını yapmak, insanın bütün beyin hücrelerini kitliyor sanki. Bu kontrol etme dürtüsü ile ne kadar kaliteli bir hayat yaşayabilir ki insan? Yaşadığı hayatı ve kendini ne kadar sevebilir? Her şeye bu kadar sorgulayıcı ve şüpheci yaklaştığında kendini nasıl güvende hissedebilir? Dizginleri elden bırakmaya razı olmadan olmayacak bu iş. Kendimize hesapsız kitapsız düşünme ve hissetme hakkını tanımadan güvende hissetmeyeceğiz kendimizi. Evet, doğru okudunuz. Düşüncelerimizi ve hislerimizi yok sayarak değil aslında onları görerek, onları kabul ederek ve onların aslında düşmanımız olmadıklarını fark ederek güvende hissedeceğiz kendimizi. Bu hayata bir kere geldik ve bana kalırsa her şeyden önce güvende hissetmeye ihtiyacımız var. Çünkü güven duygusu olmadan her şey eksik, her şey yarım. İşte bu yüzden düşünmek istiyorum. İşte bu yüzden güvende hissetmek istiyorum. O zaman hepimize, hesapsız kitapsız düşünebildiğimiz ve kendimizi güvende hissedebildiğimiz günler diliyorum.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.