fbpx

Bazen çok mutsuz oluyorum. Öyle mutsuz oluyorum ki duvarlar üzerime üzerime geliyor. Ne bir şey söylemek geliyor içimden ne de yazmak. Kahverengi panjurlu bir evde ölmek istiyorum o an. Sonra içim kararıyor, vazgeçiyorum. Sıkılmak da değil bu. Mutsuzum besbelli. Bana ne iyi gelir, neyden hoşlanırım bilemiyorum. Kendime bile yabancılaşıyorum. Kimse bana dokunmasın etmesin, ağızlarından bana dair bir kelime çıkmasın istiyorum. Ayak sesleri ürkütüyor içimi. Yanıma yaklaşmalarına tahammül edemiyorum. Sonra bir şey oluyor. Ve ben mutlu oluyorum. Köşedeki gitarla bakışırken alıp bir şeyler çalıyorum saçma. Ya da çıkıp yürümek istiyorum. Bir kitap alıyorum elime okumaya başlıyorum ya da müzik açıp dans ediyorum. Salona geçiyorum sohbet ediyoruz. Gülüyorum şakalara eskisi gibi. Sonra içeri gidiyorum ve ne olduğunu anlamaya çalışıyorum. Kendi kafamı açmam zaten maksimum beş saniye sürüyor. Ne bu ve ben neyin içinde dönüp duruyorum bilmiyorum.

    Mutlu olamıyorum. Zaten oldum olasıya nefret etmişimdir gülümsemelerden, bağırmalardan ve ağlamalardan. İnsanın biraz mahremiyeti olmalı. Duygularını da içinde yaşamalı. Hem zaten bok mu var? Anlatsan çığlıklar içerisinde duyacaklarını mı zannediyorsun? Bari sus, sus ve s…ktir git. Ne duruyorsun, eve git ve as kendini. Bir bıçak al ve kes damarlarını. Kendini at camdan aşağıya veya boğul suda. Yabancı hissetmeyeceksin hiçbir ölümde. Sen zaten ölüsün. Yıllardır, her samimiyetsiz yemek masasında, saçma sapan ve yersiz kahkahalarda veya ikinci kadınken sen zaten ölüydün. Ve ölüm insanın yüzüne vurmuyor. Elini sokuyor göğsüne, kalbini söküyor.

  Onu ellerinin arasına almak fakat seni ele geçirmesine izin vermemek. Bir evin çatısında yürümek mesela ya da jileti eline alıp banyonun soğuk fayansına oturmak. Dünyevi her şeyin kayıtsızlığını dinlemek. Ölümünün, yıllardır yaşadığın sokaktaki bir taşı dahi kıpırdatmadığını kavramak.

Bu ruhsal değişimlerden yorulduğumu hissediyorum. Kendime yabancılaştım. Adımı sorsanız tereddütte kalırım. Aynaya baktığımda gördüğüm bu yüz kimin, bilmiyorum. Derin bir melankoli içerisinde boğuluyorum, kafamı yastığın öteki tarafına çevirmeye cesaretim yok. Ağladığımda içimden siyah, irine benzer bir sıvının geleceğini hisseder gibiyim. Bencilce. Bileğime çizdiğim balıkların katili, verdiği sözleri ödünç alan bir dilenciyim.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]
Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.