fbpx

Hey! Orada olduğunu biliyorum.
Gözlerin ekranda, evet bunu hissedebiliyorum.

Aklına merak tohumları ekiyorum, bir yandan beyaz eldivenli elimi kaldırıp öte yandan sonsuzlukla dolu şapkamı karıştırıyorum. Öyle derin ki bulmam uzun sürüyor.

İçinden mavi bir çekiç, kırmızı bir gözlük çıkarıyor ve atıyorum. Sonra çeviriyorum, o da ne? Tepesi yok oluyor. Elimi geçiriyorum içinden, diğer yönden görünüyor. Nasıl olur?

İyice karıştırınca, küçük beyaz tavşanın kulakları görünüyor. Beyaz tavşanı takip et. Gizli bir bölme mi var? Yoksa el çabukluğu ile şapkayı mı değiştirdim?

Dikkatini bir yöne çekip mucizeleri başka yerden çıkarıyorum. Sihirde değil keramet, el çabukluğu marifet. Hayretin hayranlığa dönüşüyor. İstemsizce alkışlıyorsun. Çözemediğinin önünde eğilir zihin, merak etmeye devam etse bile, yalan olduğunu bilse dahi ustalığını takdir eder. Bir adım geri çekilir.

Post truth da böyledir. Genel bir tanım vermek gerekirse “post truth”, nesnel gerçeklik karşısında halkın kişisel duygular ve çeşitli çıkarların ağırlık kazanmasıyla gerçekliğin silikleştirilmesi ve kamuoyunu etkilemesidir diyebiliriz.

Yuval Noah Harari’ye göre insanlığın ilk zamanlarından beri yaratmış olduğumuz gerçeklere inandık ve bu sayede çok farklı inançlar, düşünceler vb. ortaya çıktı. Peki bunları niçin yaptık? Birlikteliği sağlamak ve diğer bireylerle aynı görüşleri oluşturarak yaşama daha iyi tutunabilmek için. Biz homo sapiensler, hakikati değil ancak gücü elde etmek yani iktidara gelip hükmetmek için yalanları gerçek gibi sunduk ve bunu yaparken hakikatin ne olduğunu açıkçası pek de umursamadık.

Örneklerini her gün yaşamak zorunda kaldığımız bu kavram, yalanların “doğru” kılığına girmesi ya da sahteliğin gerçeği gölgelemesi diye açıklanabilir. Sırp Amerikan oyun yazarı Steve Tesich ” Yalanlar Hükümeti” (1992) adlı makalesinde halkın, hükümetin yaptığı siyasi propagandaları hiç sorgulamadan gerçekmiş gibi kabul ettiğini belirtir.

Özellikle internetten araştırma yapınca insan doğası gereği, kendi fikirlerine yakın kişileri “doğru” kabul etme eğiliminde oluyor. Google algoritması da seçtiğimize benzer örnekler karşımıza çıkarıyor. Hâlbuki kim haklı vb. konular söz konusu olduğunda ancak iki görüşü de detaylı şekilde incelersek gerçeğe ulaşabiliriz.

Bilgi kirliliğinin çevre kirliliği ile yarıştığı bu günlerde, hangimiz ispat arıyor, araştırıyor ve hakikati bulmak için uğraşıyoruz?

“Neden uğraşalım ki bu hiçbir şeyi değiştirmiyor.” diyebilirsiniz. Ancak geleceği görme yeteneğimiz olmadığından neyin, neyi, nasıl etkileyeceğini ancak “tahmin” edebiliriz ki varsayımlarımız da bilgimiz kadar kısıtlıdır. Bilgilerimizin doğruluğunun kanıtlarına sahip miyiz?

İnternette artık herkes gazeteci, herkes köşe yazarı, herkes YouTube içerik üreticisi, herkes yorumcu olduğundan ve bunların belli bir doğruluk süzgecinden, ahlak filtresinden geçme durumu söz konusu olmadığı için bireysel dikkatimizi, duyarlılığımızı en üst düzeyde tutmamız gerekir.

Bir şey okurken haber mi alıyoruz yoksa o ideolojik ayrıştırıcı bakış açısına ortak olmaya davet mi ediliyoruz fark etmemiz çok önemli. Kaynaklarına kadar bilgiyi kovalamalı, sınamalı ve her duyduğumuzu sorgulamalıyız.

İyiliğin yolunda yürümek ve erdemli bir birey olmak adına gerçeğe ulaşmanın bazen “sahteyi” fark etmekle başladığını, her zaman aklımızın bir köşesinde tutmakta yarar var.images 17 99bbe122

duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
duygucump içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]