fbpx

Doğayı duyabiliyor muyuz? Bir kuşun cıvıltısını, yaprakların hışırdamasını, kaynak suyun çıkarken çıkardığı sesi… En son ne zaman duydunuz? Şehrin sesi doğanın sesini bastırmaya tam olarak ne zaman başladı? Biz ne zaman kendi özümüzü, doğayı, duyamayacak hâle geldik? Peki daha da önemlisi bunun farkına varabildik mi?

Gökyüzünü kaybettiğimizden bile bihaberiz. Sahi en son ne zaman gördünüz gökyüzünü? Bakmaktan bahsetmiyorum, o maviliği içimizde hissederek mutlu olmaktan bahsediyorum. Başlarımız telefonlarımıza eğik Göğe Bakma Durağı’nı tweet’lerken aslında çoktan unutmuştuk göğe bakmayı. Şiirleri anlamayı unutmuştuk ki nasıl anlayacaktık mavinin sadece bir renk değil bir huy olduğunu. Göğe bakmaya devam etseydik fark ederdik ışık kirliliğinden kaybettiğimiz yıldızları.

20210708 142945 56d25e5f

Bu fotoğrafı 8 Temmuz 2021’de Kocaeli’de çektim. Mavi renginin anlamı “sakinleştirici, masumiyet, huzur, barış, hijyen, temizlik…” diye geçiyor. Bu deniz mavi değil. Ben küçükken masmavi olan Körfez tesadüfen mi bu tuhaf renge büründü? Etrafı fabrikalarla dolu olan bir deniz için bunu söylemek elbette ki saflık olur. İklim krizi tepemize çökmüşken dur demek için hâlâ neyi bekliyoruz, maviliği tamamen kaybetmeyi mi? Sadece denizi değil gökyüzünü de kaybetmeyi mi? Yeşilliğimizi kaybetmeye başladık bile. Tekerleği patlamış tır gibi hızla sona yaklaşırken artık bir şeyler yapmanın vakti geldi. Neler yapabiliriz yüzyıllardır bize ev sahipliği yapan dünyamız için?

Her şey bir kişiyle başlıyor, bu yüzden öncelikle “Ben tek başıma ne yapabilirim ki?” demeyi bırakmamız gerekiyor, unutmayın insanlık en başta bir kişiyle başladı. Bireysel olarak dünyayı iyileştirmek için çok uç şeyler düşünmemize gerek yok. Kullanmadığımız ışıkları kapatmak, toplu taşıma tercih etmek, su israfından kaçınmak, deodorant kullanımını azaltmak, pilleri ve teknolojik aletleri doğaya atmamak, doğaya -özellikle yangınlara sebep olacak- çöpler bırakmamak, tek kullanımlık plastik ürünler (pipet, poşet, tek kullanımlık tabak, bardak, çatal, kaşık, pet şişe…) yerine birden fazla kullanılabilen muadillerini tercih etmek ilk adımda dünyamızı ekolojik açıdan, sizi de sosyoekonomik açıdan rahatlatır. Dünyanın sizi iyi hatırlayacak olması sizi mutlu edecek. Dediğim gibi bunlar uç örnekler değil, herkesin yapabileceği hatta yapmak zorunda olduğu şeyler. Ağaçlar dikmek, doğayı temizlemeye girişmek çok zor değil inanın bana. 2. adım olarak kendimizde doğa bilincini oluşturduktan sonra etrafımızdakileri uyarmak, harekete geçirmektir. Peki insanları nasıl harekete geçirebiliriz?

Birkaç fikir oluşturmak amacıyla size bir öneri verebilirim. Beni sizlere ulaşmak için teşvik eden İKSV ve Yiğit Özşener işbirliğinden ortaya çıkan “Dünyalılar! Sanat Gezegeni İyileştirebilir mi?” podcast serisi oldu. Seri Spotify`da olduğu gibi İKSV`nin Youtube kanalında da mevcut. Sanat ve doğanın arasındaki bağı anladığımızda iklim krizinin karşısında nasıl durabileceğimize dair güzel resimler canlanıyor zihnimizde. Sahnelerle, ekranlarla, sayfalarla, tuvallerle uyarabiliriz insanları. Ben dinlediklerimle harekete geçtim. Özellikle son bölümde benim gibi lise öğrencisi gençlerin konuşması iyice tetikledi beni. Ben elimdeki tohumları ektikten sonra sesimi duyurmak için oturdum bilgisayarın başına. Karşınıza çıkarken en güzel kelimeleri seçmeye çalıştım. Ben yazmayı, edebiyatın gücünü seçtim Dünyalılar! Siz ne yapacaksınız?

Ufak bir ricam var. Edip Cansever`den Umuş şiirini okur musunuz? Anlatmaya çalıştıklarımı daha iyi anlayacaksınız. Umut güzeldir. Umutla kalın.

Abonelik
Bildir
guest
3 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.