fbpx

Dalgalanan elbisesini kurtarmaya çalışırken ressamla uğraşıyordu öteki taraftan. Ressamın  pintiliği soru olarak çıkıyor kadının karşısına. “Pas.” diyemezdi kadın. Her yeri renksizdi. En azından bir yerini boyatmalıydı. Dank etmişti zihnindeki bilgi. Bir adamı en cezbeden şeydi kırmızı dudaklar. Evet… Evet bundan yana kullanmalıydı tercihini. ”Niye bunu tercih ettin?” der gibi, zorla fırçayı sürüyor dudaklarına.
Kadın sinirle “Dikkat et!” diye bağırıyor.
Fırçayı o kadar sert vurmuştu ki dudaklarına, dağınık topuzu ha açıldı ha açılacak hale gelmişti.
Ressamın, kadını hazırlaması bitmişti sonunda. Hazırlanma faslı güzel geçmişçesine her ikisi de gülümsüyordu.
Gülerek fırlatmıştı kadını kaderime.
Sizi denizin sonunda bir çizgi olduğuna inandıracak, benimle olan uçsuz mesafesi…
İstemeden söylüyordum tüm iltifatları.
Deniz sırf bu yüzden hırçındı bugün.
”İnsanlar seni görmemeli, bilmemeli.
Sen, benim en derin yerimde saklayıp koruduğum kadınsın.” der gibi
dalgalar, gaz veriyordu sert esen rüzgarlara.
”Bu havada benimle konuşmak istediğiniz o önemli şey nedir?”
Biliyordu.
Denizin onu kıskandığını, onu sırf denizden çıkıp bir insanla karşı karşıya geldiği için azarlayacağını biliyordu.
Kollarını bedenine doluyor, uçuşan elbisesini banka dayıyor, yüzüne düştükçe tablo havasını veren saçlarını kulaklarının arkasına geçiriyordu. Âdeta denize karşı geliyordu bir başına.
”Ben bir deniz kadınına âşık oldum.” diyorum tereddütle.
Benim âşık olduğum insan, denizde yaşayamazdı oysa.
”O deniz kızı olmasın?”
Çok bilmişliğine asılıyor suratım. Ressam zorla lastikle geriyor ağzımı. Zor da olsa gülümsüyordum şimdi.
”Deniz kızını herkes bilir. Bacakları olmadan salınmış saçlarla çizerler onu.” diyorum.
Başını yere eğiyor. ”Doğrudur.” diyor.
Dikmeye çalışıyorum ağzımı. Ressam bana sinirle bakınca da korkuyor, atıyorum elimden iğneyi.
Mecburen devam ediyorum konuşmaya.
”Benim âşık olduğum deniz kadınının; çıktığı denizden geldiği yere meydan okuyabilecek kadar güçlü ayakları, kısa saçlarından nasibini almış bazı kırıkların çıktığı dağınık topuzu vardır.” diyorum.
Elini saçına götürüyor. Emin olmak istiyor, kendisi midir bu bahsettiğim diye.
Çekip gitmek istiyorum. Daha fazla konuşmak, onu kendime bağlamak istemiyorum.
Gözünden akan bir damla yaş.
Yere düşmesine fırsat vermeden denizin hırçınla üflediği rüzgâr kapıyor yaşını.
”Eee?” diye soruyor.
Çöküyorum birden kuma. İstemeden çöktüm desem inanmazsınız.
”Çıkamam dediğin tüm derinliklere seninle dalmak istiyorum. Sen bir deniz kadınısın. Yüzgeçlerin, yok! Sırf bu yüzden ‘Boğulurum.’ dediğin her derinlikte, yüzgecin; karada merak ettiğin her hayat için de ayakların olurum senin.”
Elini saçına götürüyor. Emin olamıyordu o deniz kadınının kendisi olduğuna. Gözleri, dolan gözleri de ayaklarına bakıyordu. Gözlerimin içine kaçırdı gizlice saklamaya çalıştığı telaşını.
Denize baktı korkuyla. ”Gerçekten benim yuvam burası mı?” der gibi korkuyla bakıyordu.
Gözlerimin içine yöneltti sert ve meraklı bakışlarını.
”Neden diğer deniz kızları gibi değilim. Neden deniz kadınıydım ben?” der gibi yüzüme bakıyordu.
Bunu bana sormaya çekiniyordu.
Ben mi?
Ben içimden ressama söyleniyordum. Böyle cahil ve kibirli bir kadına evlenme teklifi ettiren ressama söyleniyor, o kadının ağzından çıkacak kelimeyi bekliyordum.  ”Hadi söyle. Hadi şu kibirli sorunu sor da çekip gideyim.” diyordum kendime.
O, benim içimden ne düşündüğümü merak ediyor, ben ise sabırsızca onun ağzından çıkacak kelimeyi…
Ağzından bir türlü çıkmayan, dilinin altındaki suda eriyip yok olan o kelime; siliyor onun tüm renkli yerini. Deniz çıplak bırakıyor onu heyecanla.
O güzel kadından, bir cimcik, kalbi renksiz bir ruh kalıyor.
Bana bakıyorum telaşla.
İp yumağına dönmüş çizgilerle doluydu bedenim.
Ressama sorduğum soruları cevapsız bırakmasındandır hep bu çizgiler.
Bir cimcik kalmış, renksiz kalbin karşısında duran soru işaretli bir ruh…
Bakışıyorlardı öylece.
Denizin sonunda sizi bir çizgi olduğuna inandıracak iki birbirinden habersiz ruha, yakın olduklarını yanıltan gergin bir ip.
O gergin ipin ortasına fırlatılmış bir aşk.
Bedeni ipten yumağa dönmüş ruh atlıyor hemen. Tüm bedenindeki ipleri alıp ortadaki aşkı örtüyor. Sırf aşk canlanmasın diye çıplak kalmaya razı oluyor.
Tedirgindi. Sevdiği kadın onu bu halde görse affetme ihtimali var mıydı?
İp, adama dolanan ip; kadının çıplak bedenine değdikçe daha da aşık oluyordu kadın, sanki hikayelerdeki tüm koşuşturmacalar onun içindi.
Aması vardı birde bunun. O ip, aşkı değdirdikçe ardındaki soru işaretlerini bırakıyordu bedenine.
Kadının uçup giden elbisesinden sökülmüş iplerdi adamın “bedenim” diye sahiplendiği yumak.
Ve o yumak ile aşkı örtmeye çalıştıkça, kadını kendine daha da bağladığını anlayamıyordu. Adamın titreyen ayağıydı, yüzük kutusunda saklı olan.
Kadının kibriydi uzak mesafeden de olsa o  kokuyu alabilen.
Adam gözlerini kapamış, sert rüzgara fısıldıyordu. ”Al onu.” diyordu, ”Al da kurtulayım!”. Kadının çıplak bedeni, hırçın denize galip gelmişti. ”Yok olmuştu aniden Deniz Kadını.” Adam ağlıyordu. Yüzük kutusuna sığdırdığı ayakları, suda kala kala buruşmuştu.
Elbisesini düzelten kadına sinirle bakıyor, geldiği yerin onu alıp götürmesi için dua ediyordu.
”Bu kadın ne kadar da kibirli! Şu ressamı da alıp dövesim var. Sevdiğim kadın nerede bu nerede?”
”Neden diğer deniz kızları gibi değildim ki, sorsam şimdi kibirli der bana kesin.”

Ne.w.aa.l içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Ne.w.aa.l içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]