fbpx

Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy için yazılmıştır. Bu hikayelerde boyların hanının yaşadığı günlük olaylar halk ağzından derlenerek anlatılmaktadır. Halkın ağzındaki hikayelerin 15. yüzyılın sonlarına doğru yazıya geçirildiği tahmin edilmektedir.

Hikâyelerde Ne Anlatılıyor?

Hikâyelerde Müslüman Oğuzların, komşu devletleri veya beyliklerle yaptıkları savaşlar, kendi aralarında yaşadıkları anlaşmazlıklar, efsanevi veya doğaüstü varlıklarla yaşadıkları mücadeleler yabancı dillerin etkisinden uzak, yalın ve Eski Anadolu Türkçesi ile anlatılmıştır. Olaylar nesir, konuşmalar nazım kullanılarak yazılmıştır.

Hikâyelerin ilk anlatıcısının bilge ozan Dedem Korkut olduğuna inanılmaktadır. Hikâyelerde adı geçen Dede Korkut geleneklerine ve göreneklerine hâkimdir.

Oğuzlar vatanlarına ve ailesine çok değer verirler. Bazı hikâyelerde aile bireyleri için ölümü göze almışlardır. Uşun Koca Oğlu Seğrek, hikâyesinde abisini daha önce görmemesine rağmen onu bulmaya gitmiştir ve bulduğunda sanki birbirlerini hiç kaybetmemiş olan iki kardeş gibi yakın olmuşlardır.

Oğuzlarda üstünlük mal ile olmaz. Üstünlük yiğitlikle kazanılır. Genç erkekler yiğitlik gösterdiği takdirde Dede Korkut tarafından isim verilir. (Boğaç Han’ın boğayı boğması…)

Dini İslam olan Oğuz Türkleri yaşam tarzları dolayısıyla dinlerine çok bağlı olmamakla birlikte nadir de olsa hikâyelerde dinden bahsedilmiştir. Alplerin savaş öncesi aru sudan abdest alıp iki rekât namaz kılması, Muhammed’e (sav.) salavat getirmesi, ant içerken Kur’an-ı Kerim’e el basmaları gibi olaylar İslam dininin hikâyelere olan etkileridir. Bu olayların yanında eğlencelerde haram olmasına rağmen içki içtikleri görülür veya Deli Dumrul’un Azrail’i tanımaması, Azrail’in Allah ile arasına girdiğini düşünerek Azrail’e kafa tutması dinine inanmasına rağmen inancının zayıf olduğunu gösterir.

Oğuzlar işlerini başkasından yardım almadan yaparlar, başkasından yardım almak onları küçük düşürür. (Kazan Han, çobanın ona yardım etmemesi için çobanı ağaca bağlamıştır.)

Hikâyelerde kadına önem verilir ve saygı duyulurdu. Kadın evlenirken yiğit birisiyle evlenmek isterdi. Gerektiğinde kadın da savaşır, ok atardı. (Bamsı Beyrek’in karısı Banı Çiçek savaşa yardım etmiştir.) Ama bu durumda erkek küçük düşer ve kadının savaşması istenmezdi.

Hikâyelerde Yer Alan Gelenekler:

Oğuz Türkleri de bütün Türkler gibi geleneklerine bağlı yaşamışlardır. Hikâyelerde yer alan bazı eski gelenekler:

  • Dede Korkut’un yiğitlere ad koyması; Oğuz Türkleri genç bir erkeğin isim alabilmesi için yiğitlik göstermesi gerekirdi. Yiğitlik yapan bir genç var ise Dede Korkut çağrılır ve yaptığı yiğitliğiyle alakalı bir isim verilirdi. “Bunun adı ……… (Bozgayırlı Bamsı Beyrek / Boğaç Han vb.) olsun, adını ben verdim yaşını Allah versin.”
  • Günümüzde de yapılan düğün geleneklerine o zamanlarda da önem verilir, düğünler ziyafet verilerek yapılırdı.
    Günümüzde ve İslam dininde de inanılan rüya yorumlama eski oğuz Türklerinin de inandığı bir gelenekti.
  • Hikâyede de Deli Karçar’ın kardeşini vermek istememesi üzerine karşı taraftan başlık parası istemiştir ve evlenebilmesi için zorunluluk hâline gelmiştir. Başlık parası isteme (damadın veya ailesinin, evlenmek istediği kadınla evlenebilmesi için ailesine ödediği para, servet) günümüzde sık görülmese de hâlâ bu geleneği uygulayanlar vardır.
  • Avlanma Türklerde bir gelenek hâline gelmiştir. Dede Korkut Hikâyeleri’nde av keyif için yapıldığında avcı cezalandırılırdı. Begil Oğlu Emre Destanı’nda da gördüğümüz gibi erlerin oğullarını ava çıkartıp savaş taktiklerini göstermesi, avlanmanın keyfî olarak değil, ihtiyaç için yapıldığı anlamına gelmektedir.
  • At Türkler için önemli bir hayvandır. Türkler atı hem ekonomik varlık hem binek olarak hem de savaş aracı olarak kullanırlardı. Savaş için kullanıldığından atın yeri Türklerde ayrıdır.

Günümüz ve Oğuz Türklerinin yaşam Tarzındaki Değişiklikler:

  • Eskiden kadınların günümüzle kıyasladığımızda daha çok söz hakkına sahip olduğunu görebiliriz. Aynı şekilde kadınların boylardaki yeri çok daha kıymetlidir.
  • Önceden dilimiz yalın, yabancı kelimelerden uzakmış. Şu an ise dilimizde çok fazla Arapça -Farsça kökenli kelimeler bulunmaktadır.
  • Oğuz Türkleri hayvancılık ile geçimlerini sağlıyorlarmış. Günümüzde ise hayvancılık eskisi kadar yaygın olmamaktadır. Günümüzde daha çok ticaret, sanayi vb. işlerle geçimlerimizi sağlıyoruz.
  • İslam dinini de eski Türklere göre daha inançlı, bilgili ve hayatımızda uygulayarak yaşıyoruz.

Dede Korkut hikâyelerinden dersler çıkartmamız amaçlanmıştır.

Kaynak: turkedebiyati.org

Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.