fbpx

Ben her zaman umutlarımızın tükenmemesini, mutluluğun da mutsuzluğun da gelip geçeceğini, o yüzden her duygunun kıymetini bilmemiz gerektiğini, ne kadar kırılsak da elbet toparlanacağımızı söylerim. Geçen geçmişime ve hayal ettiğim geleceğime hep gülümseyerek bakarım. Dünyada ne kadar kötü insan varsa o kadar da iyi insan olduğuna inanırım. Haksızlığa uğrayanın hakkına kavuşacağına, üzülenlerin mutlu olacağına inanırım. Gelecekte dünyanın daha iyi bir yer olacağına inanırım. İnanır-dım. Zaten her geçen gün artan kötülüklerle tükenen umutlarım belki de artık insanlığa karşı hiç geri gelmeyecek.

Şöyle diyor yazar; “Ne kadar da küçükmüş meğer. Sığamadık yeryüzü sofrasına. Kibir denizinde boğulmuşuz da haberimiz yok. Değirmenimiz susmuş, unumuz bitmiş. Fırınlarımız da kararmış, kalplerimiz gibi. Artık burnumuzda sıcak ekmek kokusu yerine kan kokusu var… İyi o zaman. Ne diyelim? Afiyet olsun.” Her şey böyle olmak zorunda mıydı? Zorunda mıydık birbirimize düşman olmaya? Çok mu zordu sevmek? Altı üstü biraz sevgi, biraz merhamet, biraz da nezaket kurtaracaktı bizi. Ama istedikleri şey sadece savaştı. Kimseyi düşünmeden, hiçbir şeyi umursamadan kazanmak. Ama böyle zafer olmaz! Böyle bir savaşta kazanan olmaz. Her zaman kaybedersiniz, kaybedeceksiniz. Varınızı yoğunuzu verseniz de kaybedeceksiniz. İnsanlığınızı, sizi seven insanları, geleceğin ışığını ve yaşanan güzel geçmişinizi kaybedeceksiniz. İyi olan tüm duygularınızı kaybedeceksiniz. Kinle, nefretle, adaletsizlikle savaş olmaz çünkü.

Zulüm ile adab olanın akıbeti berbat olur, demiş büyüklerimiz. Savaşan biz değiliz. Biz sadece savunmasızız. Biz adalet sağlanmayan yerde adalet arayan birkaç öğrenciyiz. Biz sadece doğurmak ve hizmet etmek için var olmayan birkaç kadınız. Biz cahillikle yüceltile yüceltile kendimizi tanıyamayan ve ne yapacağımızı bilemeyen birkaç erkeğiz. Biz sevgisiz büyüyen, sevgi nedir bilmeden ilk sevgiliye aldanan mezar altındaki birkaç genciz. Biz ”El âlem ne der, ne düşünür?” diye büyütülen ve susturulan birkaç kişiyiz. Biz mesleğimizden başka bir şey yapmayan ona rağmen şiddet gören birkaç meslektaşız. Biz ”düzene” uymadığımız için hayatı karartılan birkaç masumuz. Biz küpe takan, piercing takan, kolye takan, makyaj yapan, eşarp bağlayan, şort giyen, sarı saçlı, mavi saçlı, beyaz tenli, siyah tenli, uzun boylu, kısa boylu, şişman, zayıf, güzel, hisseden veya güzel hissetmeyen… Ama öldürmeyen, hak yemeyen, çalmayan çırpmayan, hakaret etmeyen, nefretle, kinle beslenmeyen; yalnızca adalet ve barış isteyen, birilerinin bizi anlamasına ihtiyaç duyan, güçlü ve dayanıklı birkaç insanız. Ya da insandık.

Fakat benim artık inancım kalmadı. Adaletin var olduğuna inancım kalmadı. İnsanlığa inancım kalmadı. Şiddetin bitebileceğine inancım kalmadı. Yaşadığım yerin mükemmel olduğuna ve olacağına inancım kalmadı. Benim artık hiçbir şeye inancım kalmadı. Teşekkür ederim…

Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
8 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.