Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar yapıtından sonra okumaya başladığım ve üç günde bitirdiğim kitaplardan biri de J. D. Salinger’in en ünlü eseri olan Çavdar Tarlasında Çocuklar oldu. Eser ilk olarak 1951’de Birleşik Krallık ve ABD’de kitap olarak basıldı. “Modern vakitlerin başyapıtı” olarak kıymetlendirilen bu yapıt, “ahlâk dışı” ve “açık saçık” bulunduğundan ABD’nin çoğu tutucu bölgesinde uzun vakit yasaklı kaldı. Açıkçası yasaklanması hayli garibime gitmiş olsa da, yapıt ile ilgili yaptığım incelemeler neticesinde öğrendiklerim daha da garibime gitti. Kitabın ilk otuz sayfası olağanüstü sıkıcı geldiğinden peygamber sabrıyla devam ettim ve bitirdiğimde ise iyi ki devam etmişim dedim. Doğrusunu söylemek gerekirse kitabın ”bir ergen ağzından” yazılmış bulunduğunu da neredeyse bu otuz sayfanın sonralarında anlamaya başladım. Ne aptalım… Fakat okumaya başlamadan evvel yazar Salinger ile ilgili birkaç küçük bilgi edinmiştim. Genellikle Ekşi’de bu tür şeyler basit bulunmakta esasen bilirsiniz. Birçok şey yazılmıştı ama en enteresan geleni Salinger’in fotoğraf çektirmeyi hiç sevmemesi ve çekilen tek fotoğrafının bir süpermarket çıkışında olmasıydı. Ne kadar doğrudur bilemiyorum tabi, sözlükçülerin yalancısıyım.
Çavdar Tarlasında Çocuklar: En Etkilendiğim Bölümler
Kitapta en etkilendiğim yer, Holden Caulfield (kitaptaki baş kahraman) ve kız kardeşi Phoebe arasında cereyan eden bir konuşmada, kız kardeşinin ”Ne gerçekleştirmek istiyorsun?” sorusuydu. Holden’in ise bu soruya yüzlerce çocuğun bulunduğu bir çavdar tarlasında öylece durmayı ve ne vakit birisi uçurumun kenarına yaklaşırsa onu tutup çekmeyi istediğini söylemesiydi. Kitaptan alıntı yapmadım ama tam olarak buna benzer bir şey söylüyordu. Açıkçası bu kitabı tıpkı Holden olabildiğim yaşlarda okumayı çok isterdim. İsterdim çünkü, belki de hadiselere daha değişik yaklaşmış olacak ve şimdiye kadar yapmış bulunduğum salaklıkları daha az yapmış olacaktım. Bunu söylediğimi göz önüne alırsak kitabı çocuğunuza ya da küçük kardeşinize okuması amacıyla tavsiye eder misiniz, sorusuna da evet diyebileceğimi anlamışsınızdır sanırım. Bir de ölen kardeşine duymuş bulunduğu sevgiyi dile getirdiği bir satırda tam olarak şu şekilde diyordu: “Bir insan öldü diye onu sevmekten vazgeçmek mecburiyetinde misin,Tanrı aşkına; bilhassa hayatta olanlardan bin kez daha iyi kalpli insansa?” Görünen o ki, Holden küçük yaşına karşın gerçekten insanlığa bir ders verecek söz etmiş diyorsunuz. Yoksa bütün bunlar Salinger’in kendi anıları mı? Kitabı okurken sanki birçok şey, Salinger’in kendi anılarıymış gibi hissettim. Anıdan ziyade Salinger’in ergenlik çağında tutmuş bulunduğu ajandalardan meydana çıkmış bir yapıt gibi geldi. Tabii birtakım hadiseler ve mekanlar değiştirilmiş olabilir. Bunu da yalnızca yazarın kendisi Salinger biliyordur kim bilir… Çünkü ciddi anlamda olgun birinin bu kadar çocuk ruhlu yazmış olması bende gerçekten hayranlık uyandırdı. Yani bütün o satırları okurken, bir çocuğun ağzından, onun gözünden ve hadiselere bakış yönünden dünyayı görmenin ne kadar zor olma ihtimalini daha iyi anladım. Kabul ediyorum asi, hırçın, hadiseler karşısında tez parlayan ve sonucunda dayak yemek mecburiyetinde kalsa bile karakterinden taviz vermeyen zor bir karaktere sahip. Ama hangimiz değildik ki o yaşlarda. Hatta belki bir çoğumuz onun gibi bile olamadık. En çok da etrafındaki insanlar ile ilgili iyi bir gözlemci olmasına ve birçok insanın gerçekten sahtekar bir kişilikte olmasına verdiği tepkiler, kendi kendine konuşmaları beni gerçekten etkiledi. ”Central Park’taki ördekler göl buz tutunca nereye gidiyor?” sorusunu olur olmadık yerlerde sorması ve ciddi anlamda karşısındakinden bir yanıt beklemesi, kitaba belki de renk katan en güzel şeylerden biriydi. Sonunda nereye gittiklerini öğrenemediğine açıkçası üzüldüm. Her yirmi sayfada bir karşınıza çıkınca ve sonucunda öğrenemediğine tanık olunca üzülüyorsunuz yani.
Dikkatimi Çeken Detaylar
Kitabın bir alanında Holden’in dostu banyoda tıraş makinesiyle tıraş olurken koluna değiyor ve dostu ”Suratımı kesiyordum.” gibisinden bir söylemde bulunuyor. Burada bir mantık ya da tercüme hatası var gibi geldi bana. Çünkü tıraş makinesiyle yüzünüzü kesmeniz olası değildir. Yani gerçekten ya tercüme hatası ya da o zamanlar üretilen değişik makineler vardı. (Biraz garip ve saçma bir ayrıntı ama gene de yazmak istedim.)

Bir bölgede ise ilgimi Holden’in aşırı sekse düşkün bulunduğunu söylemesiydi. Çünkü tam da bunu söylediği satırları okurken, gerçekten önceki sayfalarda tam tersi bir bildirimde bulunduğunu hatırladım. (Tutarsız çocuk işte deyip geçtim.) Fakat yazar bunu şuurlu mu, yoksa farkında olmadan daha önceki yazdığı şeyi unutarak mı yazdı bilemiyorum. Merak ettim ne yalan söyleyeyim.

birseye.uzuldugum.zaman
Bir alıntı

Kitap ve Salinger Hakkında Edindiğim Diğer Bilgiler

Çavdar Tarlasında Çocuklar her gün dünya genelinde ortalama 685 kopya satılıyor.
Takvimler 1946’yı gösterdiğinde J. D. Salinger The New Yorker dergisine Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı tefrika etmeyi önermişti. Ancak bu önerisi derginin editörleri doğrultusuyla kabul görmedi. Çünkü editörler romanın baş kişisi Holden Caulfield’ı inandırıcı bulmamışlardı! (Gerçekten halt etmişler)
Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın ahlaki sebeplerle çoğu kez sansüre alındığı bilinen bir husus. Ancak 1978 senesinde kitabın Washington, Issaquah’taki liselerde okutulması “komünizm ile ilgili” bulunduğu gerekçesiyle yasaklandı.
Takvimler 1981’i gösterdiğinde ise Çavdar Tarlasında Çocuklar aynı anda ABD’nin en çok sansürlenen kitabı ve okullarda en çok okutulan ikinci kitabıydı.
Çavdar Tarlasında Çocuklar bugün de Amerika Birleşik Devletleri’nin en çok tartışılan kitaplarından biri olmayı sürdürüyor.
John Lennon’u vurarak ölümüne sebep olan Mark David Chapman tutuklandığı sırada Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okuyordu. Chapman Lennon’u öldürürse Holden’ın ruhuna sahip olacağına inanıyordu. Hatta bir keresinde Lennon’u öldürme sebebinin insanları Çavdar Tarlasında Çocuklar’ı okumaya teşvik etmek bulunduğunu bile söyledi! Ardından da adını resmi olarak Holden Caulfield olarak değiştirmeye çalıştı.
Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın bir başka “ölümcül” hayranı da 1981 senesinde Ronald Reagan’a suikast düzenlemeyi tecrübe eden John Hinckley Jr.’dı. Polisler evinin oturma odasında Çavdar Tarlasında Çocuklar’ın bir kopyasını bulduğunda Hinckley takip etmekte bulunduğu oyuncu Jodie Foster’dan ilham alarak suikaste kalkıştığını söyledi.
Kitapta “kofti” kelimesi 35 kez, “çılgın” kelimesi 77 kez ve “ Allah’ın cezası” deyimi 245 kez kullanılırken “mutlu” kelimesi yalnızca ve yalnızca iki kez kullanılmıştır. (Açıkçası bana nedense ”hödük” ve ”buna bittim” kelimeleri daha çok kullanılmış gibi geldi.) J.D Salinger İkinci Dünya Savaşı esnasında Amerikan Ordusu’nda hizmet vermiş ve Normandiya Çıkarması’na katılmıştır. Çıkarma başladığı sırada Salinger kitabın altı kısmını eşyaları arasında taşımaktadır.
Salinger Normandiya’dan Almanya’ya giderken yolda Ernest Hemingway ile tanışır. Hemingway, Salinger ile temasını mektuplaşarak sürdürmek istemektedir. Holden Caulfield’ın dediklerinin aksine, Hemingway’ın Silahlara Veda’sında yazarlar arasında bir dargınlık bulunduğunu düşündüren hiçbir ifade yoktur.
Salinger 2009 senesinde, İsveçli bir yazarın 60 yaşındaki Holden Caulfield’ın bir bakımevinden kaçışını konu edinen romanını bastırmasına mani oldu. Avukatları Salinger’ın telif hakları serbest kalmadıkça bu kitabın Amerika Birleşik Devletleri’nde yayınlanmasının olası olmayacağını söyledi. Kitap yine de İngiltere’de yayınlandı. Kitabın yazarı John David California mahlasını kullanıyordu.
Çavdar Tarlasında Çocuklar hiçbir vakit başarı ile sinemaya uyarlanamadı. Aralarında Marlon Brando, Jack Nicholson ve Leonardo Di Caprio’nun da bulunduğu çoğu aktör kitabı filme uyarlamayı denedilerse de başarılı olamadılar.
Fakat, şayet böylesi bir film başarılı olsaydı Holden Caulfield’ın 30’ların çocuk oyuncusu Freddie Bartholomew gibi görünmesi gerekirdi şüphesiz.
Salinger’ın babası onu ticaret işi ile ilgili kendisini ilerletmesi için İkinci Dünya Savaşı’ndan evvelce Avusturya’ya gönderen başarılı bir et ve peynir tüccarıydı. Fakat şimdilik bir ay geçmeden Salinger hem et ticaretinden hem de Nazilerden kaçtı. Sonuç olarak bizler de çağımızın en iyi yazarlardan birini tanımadan kaybetmekten kurtulduk.
Çavdar Tarlasında Çocuklar “berbat etmek (screw up)” ifadesinin günlük konuşma dilinde popülerleşmesini sağlamıştı.

Kudret içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Yorumlar Çavdar Tarlasında Çocuklar, J. D. Salinger

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Kudret içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Babamın hayatını bir okuyun! 90’larda gençlik nedir bir de bu ağızdan bir dinleyin… 7 kardeş, bir yer yatağında geçirilen yıllara kulak verin… Bahçeli bir 3 odalı evin içinde geçirilen ve herkesi ayrı yola sürükleyen bir hikayedir bu. Şimdi baksak her yerde birini görürsünüz bu evden. Kuytu köşede hastalıktan kıvranan bir kız kardeş, İstanbul’da hayat yaşayan […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

<<<Doğu Ekspresi – 1’i okumak için Marienplatz’da, sık sık geldiğim bir kafede şehrin mimarisini hayranlıkla izlerken duyduğum ve uzun zamandır dinlemediğim bir şarkı, beni yeniden alıp o güne götürdü. İki sokak çalgıcısı Gone With The Sin’i çalıyordu. İlhan’ın hayatıma dahil olduğu o bir gün, yıllardır komik bir tesadüfle hayatıma dahil olup duruyordu. Belki de İlhan […]
Zaman hızlı geçiyor İnsanları iki sınıfa ayırıyor Keskin bir bıçak gibi Tutunanlar ve tutunamayanlar Tutunanlar Aşkı tadıp Sevgilinin Gözlerinde kavrulanlar Tutunamayanlar ise Hiç ağaca tırmanmayan Çiçek toplamayan insanlar Ama her ikisini de önüne alıp Sürüklüyor zaman seli Şimdi Kapat Gözlerini Dinle Dinle Dinle Usul usul yağan yağmuru Soğuktan birbirine sarılan Kedi ve köpeği Kokla Kokla […]
Özel Görelilik ve Genel Görelilik kuramlarını anlayabilmek için en başta ortaya çıkış noktalarını anlamamız gerekmektedir. Newton Mekaniği diye adlandırılan Newton hareket yasaları 17. yüzyılda ortaya konduktan sonra 18, 19 ve 20. yüzyıl teknolojilerinin dayanağı olmuştur. Newton Mekaniği bilimde atılan en büyük adımlardan biri olmakla beraber hızı ışık hızına yaklaşan cisimlerin hareketlerini incelemede eksik kalmıştır. Görelilik […]
Jamala, tam adıyla Susana Alimivna Jamaladinova; Kırım Tatar Türklerinden bir müzik sanatçısıdır. Eurovision 2016 finalinde Ukrayna’yı birinci yapmıştır. Söylediği şarkı ”1944” adında ve o yıl yaşanan bir olayı anlatıyor. Rusya’nın Kırım Tatar Türklerine uyguladığı sürgünün tarihi olan 1944’te yaşanan olaylar vicdanı olan herkesin gözlerini yaşartacaktır. Sürgün tam anlamıyla 18 Mayıs tarihinde tüm yerleşim yerlerinde başlamıştır. […]
Soğuk bir aralık akşamıydı, Almanya’da yaşayan Cenk ceviz ağacından olan meşhur koltuğunu balkona koymuş, sırtına ince bir hırka atmıştı -soğuktan hafif üşümesi ona büyük bir zevk verirdi- bir elinde kahve, diğer elinde sigara modern yapıdaki evleri inceliyor, yeri geldiğinde arabaların egzozlarından çıkan dumanı içine çekiyor, yeri geliyor bir kat aşağısında olan fırında yeni pişen pretselin […]
Sobalı evde büyüyen çocuk; kışın soba borularında çoraplarını ısıtmasını bilir. Hafiften etraf soğuyunca sobaya kömür getirmeye o gider, böyle bir sert soğuk olamaz. Çünkü oturma odası delicesine sıcakken dışarısı öylesine soğuktur ki insanın feri söner. Zaten bir gariptir sobalı evde büyümek. Bir kere kafayı dinlemek için odaya çekilme yoktur, kimse bir tartışmadan sonra vurup kapıyı […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.