fbpx

Küçükken düşünce, bir yerim acıdığında, ağladığım zaman annem hep “Ağlama, büyüyünce geçer, büyüyünce unutursun.” derdi. Unutmadım, hatta büyüdükçe daha kalıcı yaralar aldım. Sevgili anne, unutmam için daha ne kadar büyümem gerekli? Söyle bana yine düşsem yine tutmaz mısın elimi?

Küçükken hayal ettiğim şeyleri yapmak daha kolaydı. Hayallerim gerçekten imkânsızdı ama o inancım çok fazlaydı. Büyüyünce imkânsızlığını arttıran daha gerçekçi şeyler oldu ve inancım o kadar da kayboldu. Annem de hep “Yap da görelim yavrum.” derdi. Bana olan inancın hiç tükendi mi anne? Ya da hiç gerçekten inandın mı bana?

Küçükken yaptığım hataların bedelinden korkardım. Bir ceza köşem vardı, oraya bakar yine de o hatayı yapar ve o köşeye oturup cezamı çekerdim. Şimdi hatalarımın bedelini nasıl ödesem bilemiyorum, hatalarımın bedelinden korkmuyorum. Çünkü zaten ne o ceza köşesi kaldı ne de annemin “Hatalısın geç köşene!” dediği biraz sinirli sesi. Artık ceza vermekten bıktın mı anne? Yoksa büyüdüm de o köşeye sığmaz mı oldu hatalarım? Çünkü ben hiç iflah olmazım.

Küçükken sevmediğim şeyleri kimse yaptıramazdı bana. Şimdi o sevmediğim şeyleri seve seve yaptıran biri var hayatımda. Annem derdi zaten “Bir gün seveceksin, yapacaksın.” diye. “Ölürüm de yapmam. diyen inatçı ben, anladım annemin ne demek istediğini. Büyümek işte böyle bir şeydi galiba. Büyüdüğüm için mutlu musun anne? Yoksa hâlâ gözünde küçücük bir çocuk muyum?

Çoğu şeyi annem öğretti bana. Söylemediği çok şeyi de kendisini izleyerek öğrendim. Mizacıma ters gelen şeyleri hep reddettim, büyüyünce mizacım da değişti. Her yaşımda yeni bir huy edindim, annem de her huyumda sabretti. Yeni yeni, bazen saçma sapan isteklerim, arzularım oldu. Annemse çok otoriter biriydi, yeni şeylere pek açık değildi, ne zaman kabul ettirdiysem o zaman vazgeçtim, ben de böyleydim. İkimizde de çok inat vardı ama anneme karşı gelemezdim. “Yok.” dedikçe “Hayır.” dedikçe biraz daha eksilirdim, bunu fark eder ve eksik yerlerimi hep doldurmaya çalışırdı. İlk başlarda anlamasam da sonra hep müteşekkir kaldım. Zekâsına hayrandım. Kafasındaki tilkilerin birkaçı bende de vardı ama ben tilkilerime yön vermeyi öğrenemedim. Belki de serbest kalsınlar istedim. Öyle daha kolaydı yaşamak. Plansız ve programsız. Çünkü sadece hayal kurmayı severdim ben, plan yapmayı değil. Yollarımız farklıydı bana göre ama annem hep “Aynı yoldayız.” derdi. Ben yolumu benzetemezdim kendisinin yoluna ama her seferinde o yolda karşılaşırdık. Geçtiğin yollardan mı geçiyorum anne, yoksa yollar mı çok benziyor birbirine?

Yaşadığım süre boyunca hep kalabalıkların içinde yalnız olduğumu sanırdım ama büyüyünce anladım, yanımda hep annem vardı. Kıymetini küçükken de bilirdim ama büyüyünce sadece “anne” sıfatı olmaktan çıkmıştı, kendisine yüklediğim çok fazla anlam vardı. Ve bu sadece annem için geçerli değildi. Hayatımdaki herkesin yaş aldıkça yeri değişti. Bu yazıyı anneme ithaf etmek için yazmıyorum, hayatımda annem gibi hep var olacak kişiler için yazıyorum. Gidenlerden de çok şey öğrendim ve kalanlarla yaşamaya devam ediyorum.
Bazen her şeyi bırakıp çekip gitmek istesem de, kimsenin olmadığı bir yere, sonra bakıyorum her şey sizinle güzel ve ben gidemiyorum. Büyüyorum sizinle. Büyümek böyle bir şeymiş galiba…

Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
4 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Gülten Rana içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]