fbpx

Bir çeşit hayıflanma duygusudur bu. Zamanın akıp gitmesine olan isyanı sergiler. Bizi bir dünyanın içine sokarak o dünyadaki evrimimizi inceler. Bir insan doğduğunda aslında bir nesil oluşuyor, bir varoluşun temeli atılıyordu. Uzun zamandır buraya dönmemiştim, birinden bahsedeceğim ama kim olduğundan ben de emin değilim, sadece yazıyorum çünkü benim için yazmak da büyümek kadar anlamlı. Minik elleriyle havada daireler çiziyor. Karşımda bir yenidoğan görüyorum, tamamen savunmasız ve masum. Onunla konuşabilirim, beni anladığından çok emin değilim ama ona bir şeyler anlatmak istediğimden eminim. Ona anlatıp öğrenmesini istediğim binlerce şey var, belki de milyonlarca; henüz yıldızlardan bahsetmedim bile. Çok garip sesler çıkarıyor, konuşamıyor ama daha önce başkasında görmediğim bir gülümseme ara ara dudaklarına yerleşiyor. Öyle garip bir şey ki onun gerçek olup olmadığını sorgularken buluyorum kendimi. Onun kader yolunun çizildiğini görüyorum, eşsiz bir boşluğun içinde parlak çizgilerle sayamayacağım ve bu dünyada var olmayan sayılar kadar çok kader çizgileri beliriyor ve bunların tamamı bu karşımda duran canlıya ait. Canlı diyorum çünkü yemek yemesi gerek, uyuması, ağlaması, hareket etmesi, bir şeyler yapması ve en önemlisi de hayata tutunması gerek. Onun üzerinden dönüp duruyorum, yürüyorum ben de tıpkı kader çizgilerinde görünen vizyonlar gibi; kendime onu örnek alıyorum. Ben de aslında bir yenidoğan sayılırım, bu dünyada yaşıyorum ve her nesilde yeniden varım, benim ondan tek farkım varlığımın neye dayandığının bilinmemesi ve beni anlayabilmek için sürekli çalışmalar sürdürmeleri. Bu canlılara acıyorum.

Bu yenidoğanın etrafını annesi ve babası çevreliyor, onlar için henüz bir ilk. Gelecekte neler yaşayacaklarından emin değiller ama yine de onu dünyaya getirmeyi seçtiler. Yüreklerinde yeşeren sevinci ve mutluluğu görüyorum, bu yeni doğanın güzel bir aileye kurban gittiğinden eminim. Zayıflıklarını seçiyorum, giderek yükselen anlamlandırmalarını görüyorum. Büyüyen bir hayal dünyasının içerisinde bu dünyaya ait olmayan varlıklardan güç alıyor, onların yönlendirmeleriyle bir şeyleri seçiyor. Ben de henüz o varlıklarla tanışmadım, bana sadece işimi yapmamı söylüyorlar. Ben iyileştirici olanım, bazen kırıp döküyor, bazen onarıyorum.

Yenidoğan yürümeye başladı. Şimdi hırçınlaşıyor, ağlaması durmak bilmiyor. Anlamsızca ağlıyor, anne karnında çok fazla sevgisizliğe kurban gittiğini bildiğim için ağlamalarını görmezden geliyorum. Annesinin babasına olan sevgisi daha fazla, bu gerçek onun için bir başlangıç.

Konuşmaya başladı, kelimeler dudaklarından anlamsızca ve belirgin olmayacak şekilde dökülüyor. Yürüyor, koltuklara tırmanıyor, bacaklarını koltuk kenarlarından sarkıtıyor. Eşsiz bir güzelliğe sahip, başkalarına benzemiyor. Onu sevdiğimi düşünüyorum ama o beni sevmiyor gibi, giderek büyürken sanki daha fazla hırçınlaşıyor. Resim çiziyor, kâğıtlar salonun ortasında, halının üzerinde etrafa saçılmış durumda. Bir şeyler karalıyor çünkü okula başladı. Yeni arkadaşlar edindi, onlarla sohbet ederken kendini kaybediyor. Öyle içten bir kahkahası var ki onu izlerken ben de istemsizce gülümsüyorum. Eve gitmek için onu bekleyen servise yetişmek için koşarken dizlerinin üstüne düştü ve sol diz kapağı yaralandı. Ağlarken ne kadar masum görünüyor, ona kader çizgilerinden birini tutup uzatıyorum. Bacağı sızlamaya devam ederken daha da içten ağlıyor, ona masumiyeti takdim ediyorum.

Ders çalışıyor, durmadan ders çalışmaya devam ediyor. Çok akıllı bir çocuk, ona iyi öğretmenlerin yolunu gösteriyorum, aile dediğimi istemsizce yapıyor çünkü bu çocuğu benim sevdiğim gibi sevdiklerinden eminim. O güldüğünde ben de gülümsüyorum, üzüldüğünde üzülüyorum. Gerçek şu ki hayatını yaşamasını ve anlamlandırmasını istiyorum. Bir şeyleri yapmak için benden izin almayı bırakmalı çünkü bu dünyaya sıkışıp kalmamalı, beni iyi kullanmalı çünkü ona bir günde yirmi dört saati bahşettim. İlkokula, ardından ortaokula, şimdiyse liseye geçti. Koyu kahverengi saçları, giderek gelişen çenesi var. Vücuduna iyi bakmasını istediğimden dolayı ondan kötü olan yolları engellemeye çalışıyorum. Önüne iyi insanları koyup kader çizgilerini eline tutuşturuyorum. Lisenin ikinci yılında kader çizgilerinden birisini parmak uçlarından kaydırıp attı ve sağlığına zarar verecek şeyler içmeye başladı. Ondan hep iyi olmasını bekliyorum, beni dinlemiyor ve kavga ediyoruz. Yollar değişmeye başladı, bütün kaderler kaygısızca etrafta dolaşıyor. O yürüyor, arkadaş seçiyor, müdahale edemediğimden dolayı sadece izliyorum. İyi olanı önüne koymaya çalışıyorum ama beni, onu seçeneklere maruz bıraktığım için suçluyor. Kafasında onlarca düşünce var. Her birinden bir şeyler oluşturabileceğini düşünüyorum. Zamanla değişen hayallerini, bunları sağlayacak gücünü toparlamasını bekliyor, izliyorum. Onu seviyorum, keşke onu sevebildiğimi görebilse. Bir gün olacak ki onu ya iyileştirecek ya da hatalarıyla yüzleştireceğim.

Lise hayatı güzel geçiyor, arkadaşlarını seviyor ve onlarla şakalaşıyor. Birbirlerine hediyeler alıyorlar. Bu hayatı tatsız tuzsuz yaşamak istemiyor ve o dönemin teknolojisine gittikçe daha fazla bürünerek kendisine yakın arkadaş seçiyor. Bu sürekli değişiyor, bazen iyi birisini buluyor, bazen kötü birini ama hepsinde bir ciddiyet yok. Henüz o aşamaya ve olgunluğa erişemediğini düşünüyor. Hayatı parmaklarının ucunda, yönlendireceği şey ise benim. Bazen bende duran kontrolünü kaybettiğinde içine kapanıyor, genelde siyah rengi tercih ediyor ama ben ona farklı renklerin de yakışacağından eminim. Zevkleri giderek gelişiyor, iyi olanı ayırt etmeyi çok iyi biliyor. Diğer pek çok insana göre gayet güzel bir konumda. Merhameti biliyor, saygıyı, sevgiyi, acıyı ve tatlıyı biliyor ama bunlar tamamen eksik parçalar. Tamamlanmamış bir yapbozu bitirmeye çalışırken ona çok yüklendiğimi düşünmeden edemiyorum ama ben gitmeye devam edeceğim, beni takip etmesi gerek.

Ellerindeki kemikler de olgunlaşıyor, bedeni biçimleniyor, yüzü oturuyor. Güzelliği artıyor. Şimdi hayatı için yapacağı seçimlerden birini daha seçmesi gerek. Önüne çok fazla liste koyduğumdan dolayı bazen kafasının allak bullak olduğunu biliyorum. Bu benim için önemsiz, gitmeye devam etmeliyim. O benim arkamda kalıyor gibi, sanki bana yetişemiyor.

Bir şeyler seçiyor, sınavlarla yüzleşiyor. Bazen vurdumduymaz biri hâline geliyor. Gördüğüm kadarıyla sağlığını pek düşünmüyor, dışarıya ceketsiz çıkıyor. Hastalığı es geçiyor, vicdanı es geçiyor. Bazı duyguları körelmeye başlarken yeni bir üniversiteye başlıyor. Henüz kendisi bile ne olduğundan bihaber. Kafasında binlerce soru var, ben daha gencim, o da öyle; sorularını yanıtlaması için verdiğim sürelerin tarihi bitiyor. Acele etmesi gerek ama çoğu zaman istedikleri gerçekleşmiyor. O bilmese de bütün anılarını hafızamda taşıyorum, genelde kendisini boşlukta gibi hissediyor. Ona yardımcı olabileceğim tek şey ellerine bıraktığım kader çizgileri. İyi bir doktor olmasını ya da avukat olmasını sağlayabilirim. Muhteşem bir sanatçı hâline de gelebilir, sessiz biri olduğunu çoktan anladım ve bu yüzden bazı kader yollarını ondan uzaklaştırdım. Sonsuzluğun içinden seçim yapmak zor, bunu o da biliyor. Herhangi bir gün yolda karşılaştığı insanın hayatını değiştirebileceğini o da anladı çünkü hayatına giren her insandan bir şeyler öğreniyor.

Üniversiteye başladı, içeride bir yerde nefes nefese kalan birisi var, amansızca bana el uzatıyor. Oysaki ben gamsızım, çirkinim ve huysuzum. Önümde iyilikler ve kötülükleri barındırdığım milyarlarca hedeflerim var. Yapacağı en son şey benden umut beklemek. Zorlanıyor, görebiliyorum. Yaşadığı standartlardan kaçmak istediğinden eminim ama daha iyisinin olacağının garantisi yok. Sırt çantasını alıp dünyayı dolaşabilse keşke, iyi bir politikacı olsa ya da iyi bir fotoğrafçı.  Ama o iyi bir hukukçu olmayı seçiyor. Başka insanların hayatlarında göstermiş olduğu bölümlere bakması gerek ve avukat olmayı tercih ettiğinden dolayı dört sene bunun için benden zaman istiyor, veriyorum ve bunu kullanıp bitiriyor. İkimiz de geriye dönüp baktığımızda çok fazla hatıraya sahip olduğumuzu görüyorum, hepsinde ben kendimi gösteriyorum.

Orada bir sırdaş ediniyor, bir yoldaş. Bütün ömrünü paylaşabileceği birisiyle tanışıyor, onu kendi dünyasına davet ederken biraz zorlanıyor gibi ama ben ileriyi görüyorum. Doğruyu seçiyorum ama ona söyleyemiyorum çünkü diğer insanla ilgilenmiyorum. Tek görebildiğim bu insan, ondan başkasıyla mücadele etmeyeceğim ama mücadele etmek için teşvik etmek zorundayım. Kavga ediyorlar, barışıyorlar. Konuşuyorlar, gülüşüp ağlaşıyorlar. Değişen çok şey var ama geri getiremeyeceğim pişmanlıkları da içinde barındırıyor. Ben ilerlemek için doğdum, değiştirebileceğim hiçbir şey yok.

Şarkılar dinliyor, kulağında bir melodi ve her yeri sarmış. Bir aşk sarhoşluğunun içinde giderek büyüyor. Bir anda kaybolabilecek düşlerle güzel hatıraların içinde kollarını bana bırakıyor, onu tutuyorum. Sahip olabileceği şeyler çoğalıyor; anne, baba ve bir eş. Çok güzel çizim yapıyor, şarkı söyleyebiliyor ve analitik zekâya sahip; olayları çözümlemede gerçekten iyi. Duygusal yaklaşmak istese de yapmıyor, benliğine yakışmayacağını düşündüğünden dolayı mantıkla hareket ediyor. Bunun için onu suçlayamam çünkü bana bulaştığında edineceği yaraları iyileştirmem uzun sürebilir. Sahibi olduğu hayatı değiştirmek istediği olduğunda daha başka şeyleri de güzelleştirebileceğini biliyor. Annesi ve babası onu güzel yetiştirdi ama hiçbir zaman hayatın barındırdığı kötülüklerden koruyamazlar.

Yirmi üç yaşına girdi, üniversite yaşamı boyunca onun öğrendiklerini dillendiriyorum. Eskinin aksine şimdi konuşmaktan hoşlanıyor, sohbet etmek ve başka insanları dinlemek güzel fakat artık daha az konuşup daha çok dinlemesi gerektiğini düşünüyor. Hayattan öğreneceği birçok şey olduğunun farkında, o yürürken ben yanından geçip gidiyorum ve o farkında olmuyor. Gözleri belli bir çerçevenin içinde ilerliyor ve görmek istediklerini görüyor. Dünyada olan adaletsizliğin ve yaşanmışlıkların farkında, değiştirilemeyen şeyler var ve hiçbir şeyin karşılıksız olmadığını biliyor ve bunun sorumluluklarını alıyor. Aşk sarhoşluğunda savrulurken gelecek planlarını yapıyor, okulu bitirdiği için şimdi biraz daha kafası rahat ama göreceği çok şey var. Ondan umutluyum, o ve onun gibilerden.

Bir peri masalı gibi aslında; o beyaz atlı prens ya da zarif bir prenses. Kim olduğu benim için önemli değil, gözleriyle gördüklerinden ve yaşadıklarından benim kıymetim daha çok biliniyor. El üstünde tutulmam gerekirken bomboş geçirilen anılarla günleri terk ediyorum. O öğreniyor ve öğrenmeye devam ediyor. Bir şeylere tutunuyor, kayıp giden benliğimden kendine pay çıkarmaya çalışıyor. Mutsuz anlarını keşfe çıktım, ona uygun olan en iyilerini keşfe çıktım.

Bir gün umutsuzlukla harmanlanan ve hayatın “Ben buradayım.” dercesine haykırdığı bir hadise onun tüm benliğini sardı ve aşk sarhoşluğunda hapsolduğu ve kendinden geçtiği ruh eşini yitirdi. Hani olur ya trafik kazası yaşar, hiç beklemediği bir anıma denk gelen bir durum yaşanır ama ondan sevdiği insanı almayı ben seçmedim. Avuçlarına koyduğum kaderinden biriydi yalnızca. Olgunluğa eriştiğinde bazı haklara sahip oldu; ehliyeti, bankada hesabı ve harcayabileceği parası oldu. Bazı şeyler ebeveynlerinin kontrolünden çıktığında genç bir insan kendinde yapabileceği birçok hak görür. Bu kaza da onlardan birisiydi; onun istediği, sevdiği insanla özgürce vakit geçirmekti. Bazen insanlar istediklerini elde edemez, bunu hep söylerim. Ben tarafsızım, kontrolsüzüm ama merhametliyim. Onun elinden alındıklarını iyileştirmekle yükümlüyüm. Bunun kaç yoldan geçip gitmem gerektiğinin elimde bilgisi yok ama bir gün her şeyi arkamda bırakacağım. Geçmiş denen kapılarımı onun için sonuna kadar açacağım. Evlenmek üzereydi, gerçekten eşsiz bir evlilik olacaktı. Konuşuyorlardı, sohbet ediyorlardı ve geleceğine şekil verecek bir birliktelik olacaktı. Bazen bana isyan ettiğini görebiliyordum ama bunu önemsemiyorum. Benden çok insan gelip geçti. Bazıları kontrolünü yitirdi, bazıları iyileştirmeme izin verdi.

Facianın bir şarapnel parçası gibi göğse saplanıldığını varsayalım. Konuştukça, nefes aldıkça, yürüdükçe, yedikçe, içtikçe o parça bir kez daha insanın canını acıtacak. Onun önüne mutluluklar sereceğim, güzel anılarla haşmetini süsleyeceğim. Doğru yolların kapılarını açarak karşısına güzel insanlar çıkartacağım. Çabalamasını bekliyorum, bir şeyler yapmalı ki güzel olan şeyleri elde etmeli. Ona öğretiyorum, ona beni kullanmasını emrediyorum yoksa yapayalnız ve mutsuz olmaya hazırlanacak.

Peşimden geliyor, hazırlığı uzun sürüyor. Avukat olmak için bir çaba göstermeliydi. Daha iyi bir yere gidebilirdi ama o, yavaştan almayı tercih etti. Her zaman bir dönüm noktası yaşanır ve o an olduğunda ben de onunla birlikte ufak bir anda matem sürdürürüm fakat çok bekleyemem, ilerlemek zorundayım. Onun dönüm noktası sevdiği insanı kaybettiğinde başladı. Oysaki ne de güzel sevmekti bu böyle? İnsanlara olan güveni kirliydi, daha da kirlendi. Artık hiçbir şey eskiden olduğu kadar güçlü değildi. Dünyayı değiştirebileceğini düşünüyordu fakat dünya galip gelmişti, yenildiğini hissetti. Aslında en zoru hiçbir zaman kaybetmek değildi, ayağa kalkmaya zorlanmaktı. Kariyer hedefleri, sahip olamadığı şeylerin bir gün sahip olacağının hayalleri ve bunun gibi birçok şey. Gerçekten çok zorlanıyordu, yaşamak ona ağır geliyordu. Ben suskunlaştım ve onun da dudaklarının kapandığını anladım, içine kapanmıştı. Sadece yürüyordum, beni takip ediyordu.

Dışarıda sayısız kez yağmur yağarken o avukatlığa başladı, hukuk bürosunda işe girdi. Mesleğini yapmaya başladı, işlerini hallediyor ve görevlerini yerine getiriyor. Gökyüzünde kayan bir yıldız görüyorum, bu da onun kader çizgilerinden bir tanesi diye düşünüp elime alıyorum. Her kötülüğün bir sonu olduğuna inanmasını sağlamalıyım, o yüzden karşısına bir insanı çıkarıyorum. Onu iyileştirebilecek birisi. Oldukça iyi ve sağduyulu, anlayışlı. Bir şekilde kaderi ona çizilmiş görünüyor. Sessizce onları izlemeye devam ediyorum. Her şey olması gerektiği gibi. Bu dünyada insanlar birbirinin kaderi ve bir araya gelebilmek için başkalarının fedakarlıklarını görmek zorundalar. İçlerindeki sevgi büyüyor, her şey beklenildiği gibi yükseklerde olmamalı ama iyi bir evlilik yolu çiziliyor. Ayağımın altındaki zemin ben yürümeme rağmen çok hızlı, sanki koşuyormuşum gibi görünüyor. Bunu engelleyemiyorum.

Onun yürüdüğü yollar taşlarla dolu, bazen büyük bazen küçük ama bir şekilde karşıya geçiliyor, ilerlemeye devam ediliyor. Engebeli olması yolun uzun olduğu anlamına gelmiyor. Gökyüzündeki ay karanlık olduğunda dünyayı aydınlatıyor ve bu benim yolumun ışığı oluyor. Onların evliliklerini izlerken kendimi yaşlanmış hissediyorum. İki tane siyah bir silüet misali düzenledikleri düğünde başkahraman hâline geldiler. Onları göremediğimi anlıyorum çünkü başından beri kim oldukları benim için önemsiz. Beni ilgilendiren sonu ve başının olması çünkü onlar gittiğinde bir başkasının hayatını seyredeceğim. Çok geçmeden bana birini daha gösteriyorlar, bu kişi onların yenidoğan bebekleri. Şimdi önüme bir yol daha çiziliyor ve oraya gidiyorum, arkamda bıraktığım gölgemi onun ailesine teslim ediyorum. Çok uzun sürmüyor, bir göz açıp kapayıncaya kadar yeni birinin iplerini bileklerimde hissedeceğim.

Başından beridir birlikte olduğum insana veda etmem gerekiyor ama ben geriye dönüp baktığımda ona ait hiçbir şey göremiyorum, sanki silinip gidiyormuş gibi izler soluklaşıyor. Çocuğunu kucağına alıyor, onu öpüyor, seviyor ve kokluyor. Büyüdüğünü kendi gözleriyle görüyor. Okula gidişini izliyor, iyi bir aile olmanın nasıl bir şey olduğunu günbegün tadıyor. Artık bazı şeyler için sıra ona geliyor, nasıl bir ebeveyn olması gerektiğini öğreniyor ama öğrenmesi gereken daha çok şey var. Tıpkı bir resim çerçevesi gibi tüm hayatını oraya sıkıştırabilirim. Doğup büyüyor ve sona yaklaştığında oraya bir çiçek bırakıyorum.

Hüzünlerini ve mutluluklarını listeler hâlinde görüyorum. Hayatına çok şey sığdırdı ama yolun sonunu görebiliyorum. Evlatları oluyor, onları büyütüyor ve ben hep oradayım, ondan bir adım önde. Sadece onu izliyorum. Bazen benliğime meydan okuyor, bazen kazanıyor ve bazen kaybediyor. Tesadüflere şaşırıyor ama bunun gerçek olduğunu bir tek ben biliyorum. Sahip olduğu her şeyi hiçliğe yuvarlıyorum çünkü hiçbirini bir daha geri alamayacak. Yaptığı tüm hataları affediyorum, çok hızlı gittiğim için bana olan öfkesini göz ardı ediyorum. Masumiyetinin kaybedişini cezalandıran ben değilim, bunu ona da söylüyorum, duyamasa da anlıyor çünkü biliyor. O her şeyi biliyor. Bir sonraki dünyada artık ben olamayacağım, bu yüzden ona veda etmeliyim. Son kez eline kader çizgisini uzatıyorum, bu sefer onu seçme şansı yok çünkü bu kaçabileceği bir şey değil.

Gözlerini kapatıp karanlığa gömüldüğünde tüm bu zaman boyunca yaşadıklarını anımsıyor. Ona bir sürü hatıra bıraktığımdan emin. Artık nasıl hissettiğini bilmiyorum ama bundan sonra onun yanında olamayacağım için bunu öğrenebilmem mümkün değil. Keşkeler oluşuyor, yapmasaydım dediği onlarca pişmanlık beliriyor. Bunun artık bir önemi yok çünkü son geldi. Daha ötesini göremeyecek, biraz daha yaşasaydı neyi değiştirebileceğini bilemeyecek. Bunun için onu suçlayamayız, son nefesi buradan göçüp gitmesi gerektiğini söylüyor. Karanlık onu esir aldığında arkasından hüzünle el sallıyorum ve veda ediyorum. Sonrasında önüme bakmalıyım çünkü beni bekleyen bir sürü daha hayat var, onları keşfe çıkıyorum.

Neşe Apaydın içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Neşe Apaydın içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.