fbpx

Kolumdan kendine yol çizerek inen kanın akışını seyrediyorum. Ağır ve sakince süzülüyor. Tatlı bir esintinin dans ettirerek ağaç dalından alıp yere indirdiği bir yaprak gibi, hafifçe. Kıvrak hareketleri yok ama bir an önce parmak ucumdan düşüp yerdeki mermerin soğuğunu hissetmek istiyor bu kanlar. Sıcacık vücuttan kovulmuş, o vücuda hayat verdiğini bilse de ardına bakmadan uzaklaşmaya devam ediyor. Onun ölümü sizin suçunuz, diye düşünüyorum. Benim tek yaptığım kapıyı açmaktı, kanlarsa severek isteyerek dışarı fırladılar. Sanki ihtiyacı olan benmişim gibi tüm vücudumu kapladılar. Keşke ihtiyacım olmadığını anladıklarında geri gitseler, kıyafetimi kirletmekten başka işe yaradıkları yok.

Tüm kan damlaları, çoktan çizilmiş olan yoldan inmeye devam edince kolumu havaya kaldırıyorum ve geldikleri yoldan geri dönüyor, dirseğime ulaşmaya çalışıyorlar. Tüm o kırmızılığın içinde kayboluyorum. Görebildiğim, arzuladığım tek renk olduğunu fark ediyorum. Derince bir nefes alıyorum, durasım geliyor ama sınırımın ne olacağı merakı ağır basınca ciğerlerimi havayla doldurmaya devam ediyorum. Göğüs kafesim patlayacak gibi hissediyorum ve içimde kalmak istemeyen havayı azat ediyorum. Ama onca oksijen aynı anda çıkmaya çalışınca tıkanıklık yaratıyor ve öksürük krizine tutuluyorum, su içmek için mutfağa gitme isteğiyle yanıp tutuşuyorum. Adım atmışken ayağım bir şeye çarpıyor, aşağı bakıyorum ve yerde bir cisim görüyorum. Ama ne olduğunu bir türlü anlayamıyorum. Bakıyorum, görüyorum niyeyse ne olduğunu anlayamıyorum. Lakin düşünecek vaktim yok. Hızla mutfağa gidiyor ve bir bardak su içiyorum. Boş bardağı tezgâha koyarken tiz bir ses yankılanıyor ve canımın kahve istediğini fark ediyorum. Çaydanlığa bir miktar su dolduruyor ve ocağa koyup izlemeye başlıyorum. Biraz sonra hareketleniyor ve fokurdamaya başlıyor. Canlı canlı yanmak nasıldır acaba, diye düşünüyorum. Elimi çaydanlığa sokasım geliyor ama vücudum öyle bir şeye izin verir mi? Onun için kendisinden kıymetli ne var?

Hazır kahveyi boşalttığım fincana su ekliyor ve karıştırıyorum. Hortum yaratma çabalarım, kahvenin bir kısmının tezgâha dökülmesine neden oluyor. Bardağı kaldırdığımda altında kahvelerin bir daire oluşturduğunu görüyorum ve bardağı tezgahta sürerek kirlerin dağılmasına neden oluyorum. Ardından camın karşısına geçip sandalyede yer ediniyor ve fincanı sıkıca kavrıyorum. Camdaki manzaraya konsantre olunca kapının ardındaki gürültüyü duymayı kesiyorum. Normalde sessizdir binamız hâlbuki, bugün neden bu kadar gürültülü anlamlandıramıyorum.

İnsanların arasındayken koşuşturmacadan nefret ederim ama şimdi aralarında değilim ve yukarıdan gamsızca onları izlemek üstün hissetmeme neden oluyor. Tüm o insanlar nedensizce çırpınırken ben oturmuş anın tadını çıkarıyorum çünkü. Elimde sadece “şu an” varmış gibi hissediyorum ve bu omzumdaki tüm yükü alıyor. Hava o kadar güzel ve güneş o kadar cesurca parlıyor ki modu ne kadar düşük olursa olsun her insana iyi hissettirebileceğini düşünüyorum. Bulutlar şekilden şekle girmiş ve hayal gücümün sınırlarını zorlamam için bana meydan okuyorlar. Yorum yapamayacağım herhangi bir bulutta bu yarışı kaybedeceğim ve sıkılıncaya dek bu meydan okumayı sürdürüyorum.

Araba kornalarının ve insan seslerinin arasında üste çıkmayı başaran bir gürültü dikkat çekiyor. Binanın önüne polis arabası ve de bir ambulansın geldiğini görüyorum. Ne oldu da geldiler acaba, düşüncesi beynimden geçerken çok da merak etmediğimi fark ediyorum ve bu düşüncenin üzerinde durmuyorum.

Kapının dışındaki gürültü artınca istemsizce dikkatimi çekiyor ve sinirlenmeye başlıyorum. Kapıya gürültülü bir şekilde vuruluyor ama dikkatimi çoktan tekrar dışarı yönelttim. Kapının çarptığını ve yaklaşan gürültülü adım seslerini duyuyorum, ardından güçlü eller kollarımdan kavrayarak beni zorla ayağa kaldırıyor. Kahvem yere düşünce israf oldu diye üzülüyorum ve ellerim arkamda kelepçelenirken duyduğum acıyı görmezden gelerek yerdeki kırık fincan parçalarını izlemeye devam ediyorum. Kapıdan çıkınca meraklı gözler, ayıplayan ve kınama dolu sözcükler duyuyorum. Oturup kahve içmekte ne var, diye düşünürken eşimin hâlâ eve gelmediğini fark ediyor ve meraklanıyorum. Nerede kaldı acaba?

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]