fbpx

Bugüne dek susmak zorunda kalmış, şantajla yahut tehditle sesi kesilmiş, tacize maruz bırakılmış, tecavüze uğramış kadınları düşündükçe kalbim sıkışıyor. Kim bilir, kaç kadın taciz edildikten sonra içinde bulunduğu durumla ve tarifi zor hisleriyle bir başına mücadele etti? Kim bilir, kaç kadın tecavüze uğradığı kişi tarafından bir de şantaja uğrayıp tüm iyi duygularını yitirdi? Tüm bu sorular, zihnimin içinde bir o yana, bir bu yana savrulup duruyor. Başa çıkamıyorum yarattıkları ağrıyla, ağırlıkla. Ulaşamadığımız kadınları düşünüyorum, nefesim kesiliyor. Sesini duymadığımız yahut ses çıkartamayan kadınlarımızı düşünüyorum, kalbim eziliyor. Suçun failine/faillerine hiçbir şey yapılmadığından ve asla yapılmayacak olmasından emin olmanın verdiği sancıyla devam edemiyorum hayatıma. Çok zor, yemin ederim, çok zor.

Benden biraz küçük yahut biraz büyük her biri. Hepsinin yüzlerce hayali, varmak istediği bir noktası var. Hepsinin bir savaşı var. Hepsinin uğruna çabaladığı bir şeyler var. Sevdikleri, sevildikleri insanlar var. Sen gibi, ben gibi… Sonra biri çıkıp geliyor, alıyor senden her şeyini. Neyin varsa, neyin yoksa alıp götürüyor. Huzurunu, uykularını, rahatça aldığın nefesleri, güvenini, sevgini, inancını… Hakkıymış gibi çekip alıyor elinde ne varsa. Nereden alıyorlar bu gücü? Kimden alıyorlar? Nasıl hak görüyorlar kendilerinde? Aklım almıyor.

Taciz edenin, tecavüz edenin, tehdit edenin, şantaj yapanın ve katilin hak ettiği cezayı aldığı günler görmek istiyorum. Ne uçuk bir hayal, değil mi? Çünkü bu ülkede, suçlu suçunu kabul etmiyor ve toplumun geneli, suçluyu değil de mağduru haksız görüyor.

Tacize uğruyoruz. Bazen hiç bilmediğimiz, tanımadığımız birisi tarafından, bazense yakınımızda olan ve belki de en güvendiğimiz insan tarafından… Ne oluyor sonra, biliyor musunuz? O çıkıp ”Sen de hayatına almasaydın.” diyor. Şu çıkıp ”Hak etmişsindir.” diyor. Diğeri çıkıp ”Bu da taciz mi yani? Amma abarttın!” diyor. Ahlaktan ve vicdandan yoksun oldukları bariz olan bu kişiler, taciz edeni suçlamıyor da taciz edilene akıl veriyor. Oysa bizler, zarar göreceğimizi bilsek hayatlarının kıyısından bile geçmeyeceğimiz bu insanların yarattığı psikolojiyle savaşmaya çalışıyoruz ve maalesef bir de suçlu hissettirilmemizle başa çıkmaya çalışmak zorunda bırakılıyoruz.

Tehdit ediliyoruz, bir şeylere zorlanıyoruz. Şikayet etsek görmezden geliyorlar. Ne yapacağımızı bilemez vaziyette sosyal medyada ifşalamayı deniyoruz. Son çaremiz hatta tek çaremiz o çünkü! Kimi zaman Twitter’da, kimi zaman Instagram’da failleri ifşalıyoruz. Ardından ne mi oluyor? Nasıl oluyor, ne ara oluyor, kestiremiyoruz ve birden mağdur olduğumuz halde bizi suçlu konumuna düşürmeye çalışan yüzlerce ahmakla karşılaşıyoruz.

Hayır efendim, kabul etmiyoruz! Akıldan uzak söylemlerinizin hiçbirini kabul etmiyoruz. Kadınları;, reddettikleri erkeklerin veya boşanacakları erkeğin yahut hiç bilmediği bir yerde, hiç bilmediği insanların yanında intihar edeceği yalanına inanmıyoruz. Mağduru suçlayıcı, küçük düşürücü hiçbir söyleminizi kabul etmiyoruz. Şule de atlamamıştı, Duygu da atlamadı. ”Parası için onunla olursa başına gelecekleri de hak eder.” gibi saçmalıklarınızı kabul etmiyoruz. Asıl suçluyu suçlamayı bile beceremeyen ve haklı olanda kusur arayan kokuşmuş zihinlerinizi, kabul etmiyoruz! Hiçbir zaman da etmeyeceğiz. Tek suçlunun, suçu işleyen kişi olduğunu gerekirse yüzlerce, gerekirse binlerce defa söyleyerek öğreteceğiz size. Öğreneceksiniz. Öyle ya da böyle, öğreneceksiniz.

”Seni burada öldürürüm. Bana hiçbir şey olmaz.” diyebilen potansiyel katillere ve onlara bunu söyleme hakkı veren sisteme karşı, gücümüz yettiğince savaşacağız. Tacizci yahut tecavüzcü kişi; arkadaşınız, akrabanız ya da tanıdığınız herhangi birisi diye haklı çıkarmaya çalışmadığınızda kazanacağız. Suçu işleyen kim olursa olsun, aynı kararlılıkla karşısında durabildiğinizde kazanacağız. Kadınlarımız, kendisine işkence eden erkeği nefsi müdafaa yaparak öldürdüğünde ceza almasın diye savaşacağız ve elbet bir gün, kazanan biz olacağız.
Aleynalar, Melekler, Şuleler, Duygular, Pınarlar ve niceleri en ufak bir şekilde zarar görmesin diye susmayacağız. Sen susmazsan, ben susmazsam, o susmazsa ne olur, biliyor musunuz? Görebiliyor musunuz? Birlik olabilirsek kimsenin gücü susturmaya yetmez. Tam da bu yüzden haklının yanında, suçlunun karşısında durabilmek gerekiyor.

Benim yahut çevremdeki kadınların bugüne dek sineye çektiği öyle çok şey var ki anlatmak istesem kim bilir kaç satır dolacak. Tek başımıza olmaz, olmuyor, olmayacak. Yan yana durmazsak, el ele vermezsek bunca karanlığı aydınlatamayız. Bir başımızayken gücümüz yetmez ama bir olursak kimse duramaz önümüzde. Hiç kimse duramaz. Ne parası olan ne makamı olan ne gücü olan… Hiç kimse!

Birileri, ”Sen değişmedikçe bu düzen değişmez.” diyor bir şarkısında. Günde en az bir defa dinliyorum söylediklerini. Durmam gereken yeri, çizmem gereken yolu hatırlatıyor bana. Ne zaman yorgun düşsem bu cümlelere sarılıyorum. Yitirmek üzere olduğum gücü fazlasıyla kazandırıyor bana. Her gece, birilerini duyamıyor olmanın yaşattığı vicdan azabıyla uyuyorum ve her güne birilerinin hayatına dokunabilmek umuduyla uyanıyorum. Bu satırları yazarken birilerinin düşüncelerini değiştirebilmek, ufacık da olsa bir etki bırakabilmek umuduyla dolup taşıyorum. Umarım, çok geç olmadan bir şeyler yapabiliriz. Umarım başarabiliriz. Umarım.

Zeynep Çelik içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Çelik içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]