Hangi birimiz ölmeyeceğiz?

Ya da hangimiz bu koca dünyaya kazık çakıp yok olup gitmeyeceğiz. Hiçbirimiz, madem hiçbirimiz bu dünyada ebedi kalmayacağız, o zaman neden bu dünyada sonsuza kadar kalacak gibi yaşarız, giymeyeceğimiz elbiseler alır, hiç yaşamayacağımız yerlere sahip oluruz? Bir köşeye oturup kendimizi sorgulamak yerine neden her şey sanki bizden soruluyormuş gibi bilgisizce, yorum yapmaya kalkarız? Biz kimiz ki neden kendimizi bir kaba sığdıramamışken bir başka kaba girmeye çalışırız? Canlılar olarak o kadar aciz varlıklarız ki bizim ölmemiz ya da başımıza herhangi bir şeyin gelmemesi için hiçbir duvarımız yok, bizim canımız bir virüslük ya da bir zelzele olması kadarmış, bir virüs geldi, yaklaşık bir yıldır bir arpa boyu yol alamadık. Vakalar azalacak yerde artıyor. Halbuki geçmişte defalarca kez pandemiler olmasına rağmen hiç mi ders almadık acaba?

Ya da deprem, birkaç gün önce İzmir’de onlarca kişi vefat etti ama daha önce o kadar deprem oldu, demek ki hiç ders almamışız ya da ders almak işimize gelmemiştir. Ölümün bizi nerede bulacağı hiç belli olmaz ve şunu da söyleyeyim hiç kimse gözünde ya da aklında ”Ben ihtiyarlarım ya da ergin bir birey olurum.” diye düşünmesin. Kimsenin bir saniyesinin bile garantisi yok ki biz bunu 2020 yılında bayağı bir deneyimledik. O zaman biz neyi bekliyoruz?  Daha çok paramızın olmasını mı ya da daha çok yaş kat etmeyi mi? Şöyle söyleyeyim siz eğer yirmi yaşında iseniz ve altı yıl boyunca insanlık nefsinizi beslemek dışında eğer herhangi bir şey yapmamışsanız siz sadece yirmi altı yaşına sahip olursunuz ama sizin hayatınız sadece yirmi yılıktır. İsterim ki bir güne o kadar şey sığdırın ki bir yaşınızdan başka bir yaşa geçerken arkanıza dönüp baktığınızda siz de bir şeyler görün ve sizinle birlikte başkaları da bir şeyler görsün. Yaş sayıdan ibarettir, kimisi yirmi yaşında İstanbul’u fethedecek bir yaşa sahiptir kimisi seksen yaşında tecavüzden içeriye girer. Acaba hangisi daha büyük?

Belki de kendimizden çok eminiz. Şu anki halimize çok güveniyoruz ama bir rüzgar bizi alaşağı etmeye yeter bile. Ölümden hiç bahsetmez kimse çünkü korkar biraz ölümden ya da öleceğini mi düşünmez, korkmasının sebebi ölümü  kabul edememesindendir. Ya da öyle şeyler yapmıştır ki Yaradan’a verecek hesapta mağlubiyeti kabul etmesindendir. Kim ne derse desin bir canımız var, o da emanet ve bir gün emanet elbette sahibine kavuşur. Hiçbir emanet asla sahibinden başkasına ait olamaz. Hazırlık yapıyor muyuz? Demek istediğim yolluk falan değil, bu dünyadan gittikten sonra kaç kişi arkamızdan iyi biri idi ya da ne insandı be der. Hani derler ya: ”Senin bu dünyada varlığın seni hatırlayan en son kişi unuttuğunda son bulur.”. Acaba en son ne zaman bu dünyadan hiç yaşamamış gibi yok olacağız. Hani diyebilir insan “Bize ne biz gittikten sonra arkamızdan bıraktıklarımızdan.”. Bende şöyle diyorum: O zaman şimdi şöyle düşün, kaç yaşında olursan ol ve arkana bak. Şimdi ölürsen, sen gerçekten bu hayatta yaşamaya değer ne yaptın? Gerçekten sen kaç yaşındasın? Sayıdan ibaret yaşından büyük müsün, küçük müsün? Cevap sizde saklı…

Serhebun Yavuklu içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Okuyucularımız bu yazıyı çok sevdi.
Yorumları göster Yorumları gizle
Yorumlar Bir Zaman Sonra
  • 4 Ocak 2021

    Eline emeğine sağlık çok güzel yazı olmuş devamını bekleriz

    Cevapla

Bir yanıt yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Resim ekle - Yalnızca PNG, JPG, JPEG ve GIF uzantıları desteklenir.

Serhebun Yavuklu içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

 << Vuslat-I Okumak için tıklayın. Ayrılamadım bir süre oradan. Mıhlanmıştım adeta oturduğum yere. Güneş gitmişti, çalan şarkı yerini bir başkasına bırakmıştı, zaman kimseyi beklemeden akıp gidiyordu. Ben ise bir ağacın altında oturmaya devam ediyordum. Yoktu bir sebebi. Yine Güneş’imi düşünmüştüm, yine güneşe veda etmiştim ve nihayetinde yine bir başımaydım. Yine yalnızdım. Onca düşünceyle savaşmak öyle […]
”Anne, ben çıkıyorum. Ne zaman gelirim, bilmem. Geç kalırsam bekleme, uyu tamam mı?”Kapının ağzından seslenmiştim anneme. Neye, nereye, kime gittiğimi ben bile bilmiyordum o an. Sadece gitmek, kaçmak, uzaklaşmak istiyordum. Neyden, kimden? Var olan herkesten, her şeyden… Kendimden bile… Nereye gittiğimi bilmeden çıkmıştım ancak karar vermem uzun sürmemişti. İşin aslı, gittiğim yer hiç değişmemişti. Güneşi […]
”Yine mi altını ıslattın? Bıktım senden. Nedir bu çektiğim çile? Bitmek bilmiyor!” 11 yaşımdayken en sık duyduğum cümleleri okudunuz az önce. ”11 yaşında altını mı ıslatıyordun?” demeyin hemen. Büyümemiştim ki ben. Büyüyememiştim. Korkumdan, endişemden, hissettiğim suçluluk duygusundan uyuyamazdım çoğu gece. Bazen minik bedenim yorgunluğuma dayanamazdı da sızar kalırdım çekyatta. O zaman da altımı ıslatırdım işte. […]
Zeynep KUŞ ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Mustafa S. Kaçalin, 1957 İstanbul doğumludur. Rize’nin Çamlıhemşin ilçesine bağlı Çayırdüzü köyünden göç etmişlerdir. 1972 yılında girdiği Hasköy Lisesi’nden 1975 yılında mezun oldu. 1976 yılında başladığı lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’nde 1980 yılında tamamladı. Doktorasını aynı bölümde Prof. Dr. Muharrem ERGİN’in […]

İlgini Çekebilir

Bilinmeyen Bir Yazı Kaçacak bir yerim kalmamıştı, kendi içimde dahi saklanamıyordum. Yürümeye başladım ve geçtiğim her sokak silindi ardımdan. Dünya sanki yalnızca benim etrafımda dönüyordu. Hızına yetişemediğimden hep başımın dönmesi. Biraz eksik ve bir hayli yavaş yaşıyordum. Hâlâ, yağmurun yağma sürecini takip etmeye yetmemişti gözlerimin kuru kalması. Evet, yağmur yağınca ekseriyetle ağlardım ve damlalara karışmasın […]
İnsan neden kötü duyguların tesirini daha çok hisseder? Şöyle bir düşünecek olursak mutlu olduğunuz anılarınız mı daha çok aklınızda kalmış, yoksa canınızın yandığı mı? Size zarar verecek ya da canınızı yakacak bir şeye inanmak aptallıktır. Bu zaten inandığınız şey değil; bazı durumların sonucunda ortaya çıkan, zihninizin oluşturduğu inanç veyahut düşüncedir. Zihninizin içine daldığınızda zaman ve […]
–İsmin ve işin nedir? +Atamert Yavuz. Amatör lig futbolcusuyum. Bilmiyon mu bunu zaten, bu ne iş ben anlamadım? –İşinden memnun musun? +Memnunum… Memnundum, pandemi girdikten sonra çocukluk aşkım olan futboldan yaklaşık 10 aydır uzak kaldım. Senin dırdırınla yaşamayı bilmiyorsun sen… –Bu seni hangi yönlerden etkiledi? +Bu beni maddi manevi her yönden etkiledi. Virüs yüzünden işsiz […]
Biri var. Pencerenin kenarından gözlediğin Yarının yok olmasına sebep olacak biri var Kurumaya yüz tutmuş bir çiçek Su vermenin fayda etmediği Sen su veriyorsun Çünkü biri var Dönüşte çiçeği görmek isteyen biri Sinirlenince çekip gitmek istiyorsun Hiçbir şey düşünmeden Başını bırakıp gitmek istediğin biri var Aklının onda kalacağı biri var Üzülünce ağlamak istiyorsun Kim görürse […]
SAÇ ÖRGÜSÜ Kitap Adı: Saç Örgüsü Orijinal Adı: La Tresse Yazar: Laetitia Colombani Çeviri: Gülşah Ercenk Yayınevi: Yan Pasaj Yayınevi Sayfa: 188 Baskı: 2020 Tür: Roman İtalya, Kanada ve Hindistan… Üç farklı ülke… Smita, Giulia ve Sarah… Üç farklı kadın… Bu üç kadın, üç farklı kıtada, üç farklı hayat yaşıyorlar. Birbirlerinin varlıklarından bile haberleri olmayan […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.