fbpx

Bir sabah gözlerimi açtığımda artık yalnız değildim.

Bu cümle ile başlayacak bir çokluğun öyküsü. Bir hüznün başlangıcına değil umudun kapılarına aralanıyor cümlelerim belki de en içten şekilde ilk defa.

Ben ki yalnızlığın coğrafyasını karış karış gezmiş, ezberlemiş, aradığı hiçbir şeyi kalabalıklarda bulamamış kişi, doğduğum an yüklenmiş ismimle dünyanın yükü. Cennetten kovulan, o yasak meyveden tadan ve dünya üzerinde bir başınalığa mahkûm edilen kadın. Nasıl kopabilir kaderin çizgisinden? Doğurabilir mi kendini tekrar kendinden?

Tüm bu girdabın içinde kendime alışkanlıktan bir kabuk yaptım, bilirsiniz kurulmuş düzen insanı çürütse bile kişi bildiği yeri bırakmak istemez önce. Kötü dahi olsa bildiği bir kötüdür en nihayetinde. Hangi güç beni bu yalnızlığın alışkanlığından alıkoyabilirdi ki? İşte tam burada kesişti yolum aşk ile. Bir gece yarısı gözlerim kapanmadan açıldı aydınlığa, katran karası göğüm umudun beyazlığına dolandı. Yalnızlığın korunaklı gövdesinden çıkarıp usulca kendine çekti sevda beni, sorusuz, korkusuz. Bir yerde okumuştum bir zamanlar ”Yok mu bir yasak elma, yiyelim yeni bir dünya için.” diyordu. Adımın ağırlığından, dünyaya atılmış yalnızlığın kaderimdeki tortusundan sıyrılıp şüphe etmeden yedim bu aşkın meyvesini.

Bir sabah gözlerimi açtığımda artık yalnız değildim.

Yüreği avuçlarımda çarpan bir can yoldaşı ile huzurun güvenli kollarına bıraktım kendimi. Tüm sahteliğine rağmen bu kâinatın, içinde bir hakikati barındırdığını gördüm bir sabah. Sevda üzerine söyleşiler yaparken ayna karşısında omzuma konan bir buse ile uyandım dünya denen uykudan ve aşkın koynunda buldum kendimi. Her adımın bir izi var demiştim kendime, her dokunuşun, her kelimenin bir izi vardır. Benim izim de oydu artık, dünya üzerinde yaşadığımın kanıtı olmuştu. Aldığımız nefesi anlamlandıran şeylerin olması ne büyük bir zenginlik…

Şair bir şiirinde ne güzel de söylemiş:

“Ben ona dedim ki/Suyun üç hâli var/Dördüncüsü sensin.
Taşların saltanatında/Bir gönül iklimiyim/Ağzımda esensin.
Rüzgârla yaprağın aşkı/Neyse dört mevsim/Öyle süreceksin.
Eşiğinde duracağım/Yıpranmış ve kirli/Kirpiğinle sileceksin.
İnsan adım atmazsa/Gidemez ki iyiliğe/Hüznümü düzeltensin
Benim geldiğim geçmiş/Çok açık bir yazıdır/Parmağınla okuyansın.
Zamanı saymayı/Yeniden öğreniyorum/İbresin çekisin yelkovansın.
Kalbim/Uzun menzilim benim/karşılayansın.
Ben ona dedim ki/Bütün kuşlar tünedi/Göğsümdeki tek kanatsın.”

Şimdi bütün şiirlerim, günlerim, gecelerim onunla başlıyor, bitiyor. Kovulduğum cennete kavuştum artık. Bitmeyecek bir rüyaya uyandım, doğduğu gün doğdum tekrardan, elimi tuttuğu an hissettim ellerimi ve sarıldığında gövdem çiçek açtı sınırlarından yeşerip.

Bir sabah gözlerimi açtığımda artık yalnız değildim.

Havva Oğuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Havva Oğuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.