fbpx

İlk görüşte sevmek insanı, ne muhteşem bir olay. Sen sevdiğini düşünüyorsun. Oysaki hoşlanmaktan başka bir şey değil hissettiğin olağanüstü duygular. O insanı içtenlikle tanımadıktan sonra duygularının en üst kademesi yine hoşlantıdır çünkü sevmek, birini sevmek, o insanı her şeyiyle sevmekle olur ki bu onu tanımaktır, gerçekten tanımaktır. Ne düşündüğünü gözlerinden okumak, mimiklerinden ne hissettiğini anlamak…

Birisini çok seversin, öyle düşünürsün. Öyle değildir. Uzaktan seyretmek onu uzaktan sevmek daha kolay gelmiştir. Koruma düşüncesi oluşur kafanda. Bu özgüven eksikliğinden başka bir şey değildir oysaki. İnkar etmede ustalaşırsın.

O birisini görürsün yine. Sonra tutulma denen şey gelir başına. Saçını savuruşuna belki, belki de bir gülüşüne bitersin, bilemezsin. Kimse bilemez. Bazı zamanlar, içine doğmuş gibi, olduğu yeri bilirsin ve sen de orada olursun. Kader mi, kim bilir?

Seversin onu. Gözlerinin yeşili kurumuş ormanları canlandırırcasına, saçlarındaki dalgalar kıyıya vururcasına, gülüşü geceyi gündüz yaparcasına seversin. Yaptığın her şeyi onunla yapmak istersin. Onsuz yapılan her şey senin için dipsiz kuyudan ibarettir. Onu gördüğünde kalbin iki kat hızlı atar, dizlerinde en şiddetli depremler meydana gelir, karnında kelebekler ahenkle dans eder. Sonra sıralarsın ona dizeleri.

Bekle beni sevgilim
Yakındır kavuşma
Ellerimi saçlarında gezdireceğim
Avuçlarımda güller açacak
Gözlerine bakacağım
Gökyüzü benim olacak
Sarılacağım doyasıya
Dünya benim olacak

Ona ulaşmaya çalışırsın. Sanki bir ağacın güneşi gören ilk meyvesi gibidir. Bulutlarda oturuyordur neredeyse. Ne yaparsan yap ona bir adım bile yaklaşamadığını düşünürsün. İçindeki umutsuzluk seni tek lokmada yutar. Oysaki bu, yazdığım gibi, özgüven yoksulluğudur. Her şeyin sende bittiğini düşünemiyorsun bile.

Bir de şu var. Tanımazsın onu. Hissettiğin bütün duygular, tüm çabaların, göğsünün kalbini sıkıştırması, dizlerinin çaresizliği, tüm bunlar hoşlantıda kalır en nihayetinde. Sendeki son boşluğu dolduracak adımı atmazsın. Bu son boşluklar, sonsuz boşluklar oluşturur.

İnsan bir kere aşık olurmuş arkadaşlar. Hoşlanıyorsanız, onu tanıyın. Belki de “biri” odur. Gözlerinin içine bakıp kendinizi görmeye çalışın. Sesinde sesinizi arayın. Bulabiliyorsanız, bulmuşsunuzdur. Dünya ve hayat olun. Biriniz olmadan diğeriniz olmayın. İmkansız gibi görünse de siz görmeyin.

Emin Soyluğan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Emin Soyluğan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.