fbpx

Omerta, mafyanın temel yasasıdır. ”Sessizlik yemini” anlamına gelir. Yazım için bu başlığı seçmemde ise Şaban Vatan’ın “Mafya filmi gibi, sanki herkes sessizlik yemini etti.” sözleri etkili oldu. Şöyle bir düşününce, sanki sahiden bir şey yapması gereken herkes sessizlik yemini etti.

Rabia Naz Vatan. Bu ismi hepimiz mutlaka duymuşuzdur. Peki acaba Rabia Naz’ın kim olduğunu, babasının kızının şüpheli ölümünün aydınlatılması için attığı çığlıkları yeterince duyabildik mi?

Rabia Naz, 12 Nisan 2018 tarihinde yaralı bulunduğunda 11 yaşındaydı. Giresun’un Eynesil ilçesindeki okulundan saat 16.30 civarında çıkmış ve 17.15 civarında yaralı olarak bulunmuştu.
Rabia Naz, o gün okuldan çıktıktan sonra önce arkadaşlarıyla birlikte marketten dondurma alıyor. Daha sonra yine arkadaşlarıyla birlikte yakınlarındaki kırtasiyeye gidip Rabia Naz’ın daha önce sipariş ettiği bir kitap hakkında konuşuyorlar. Kırtasiyeci, Rabia Naz’ı o gün neşeli gördüğünü anlatıyor. Daha sonra Rabia Naz, annesinin çalıştığı eczaneye gidiyor. Eczanede çalışan diğer insanlarla sohbet ediyor. Daha sonra annesinden arkadaşlarıyla oynamak için izin isteyip gidiyor. Ardından Mürsel Küçükal ve Şermin Dede, Rabia Naz’ın yaralı bedenini buluyorlar. Mürsel Küçükal, Şermin Dede’ye sara geçiren bir kızı gördüğünü söylüyor. Şermin Dede ise gördüklerini şöyle anlatıyor:
“Olay günü, ben evdeydim. Mürsel, ‘Şermin Yenge!’ diye üç sefer seslendi. ‘Ne oldu Mürsel?’ dedim. ‘Şurada bir kız yatıyor sara tutmuş halde ama canlı.’ dedi. Ben de çıkıp baktım. ‘Ne olmuş Naz’a, Mürsel ambulans çağır.’ dedim. Ben gördüğümde biri getirip eliyle bırakmış gibi tertemiz yatıyordu. Biri getirmiş sırtının üstüne yatırmış diye düşündüm. Üstü tertemizdi, çamur pislik falan yoktu. Yalnızca bacağında talaş tozu vardı. Kan izi yoktu. Ayakkabısı yanında duruyordu, ayakkabının içinde bir damla kan vardı. Ayaklarındaki çorap tertemizdi. Kısa bir süre sonra ambulans geldi.”

Rabia Naz, ilk bulunduğunda ambulans ekipleri tarafından ayaklarının kırık olduğu fark ediliyor. Trafik kazası şüphesiyle hastaneye kaldırılıyor. Rabia Naz Vatan, o gün hastaneye kaldırıldıktan sonra babasının elini sıkı sıkı tutarken veda ediyor hayata.

Rabia Naz’ın dosyasının soruşturması, Rabia Naz’ın bedeninin önünde bulunduğu binaya çıkıp kendini atarak intihar ettiği düşüncesiyle yürütülüyordu fakat Rabia Naz’ın ölümünü şüpheli yapan pek çok nokta var. Bunlardan ilki, Rabia Naz’ın görüldüğü kamera kayıtlarında, Rabia Naz’ın saçlarının tokayla toplu olduğu görülüyor. Fakat olay yerinde bulunduğunda saçları toplu değil ve tokası kayıp. Çantası olaydan altı saat kadar sonra, Rabia’nın bulunduğu binanın çatısında bir vatandaş tarafından bulunup polise ihbar ediliyor. Fakat polis görüntüyü alırken çantanın yerini değiştirip fotoğraf çekiyor.

Savcılığın soruşturduğu iddiaya göre Rabia Naz binanın çatısından ön tarafa doğru koşma veya düşme sonucu hayatını kaybetti. Fakat binanın önündeki 4.30 metre genişliğindeki sundurmanın üzerinde herhangi bir ize rastlanmadı. Fizik kuralları da göz önünde bulundurulduğunda, Rabia Naz’ın herhangi bir yere çarpmadan düşmesi için saniyede 3 metre hızla koşarak atlamış olması gerekiyor. Fakat civarda bulunan tanıklar hiçbir şekilde düşmeye bağlı gürültüyü duymadıklarını söylüyorlar. Fakat tanıklar böyle bir ses olsa mutlaka duyacaklarını da belirtiyorlar. Üstelik otopsi raporuna göre Rabia Naz’ın ölüm nedeni yüksekten düşme değil; bedensel travmaya bağlı kemik kırıkları ile birlikte iç organ yaralanması.

Vatan ailesinin avukatı Emel Bodur Kılıç; BBC News Türkiye’ye Hacettepe Üniversitesi Adli Tıp Bölümü başkanından özel mütalaa aldıklarını, bu mütalaa kapsamında Rabia Naz Vatan’ın trafik kazası sonucu ölmüş olabileceği yönünde görüş bildirildiğini söylüyor. Vatan ailesi de olayın bu yönde soruşturulmasını istiyor. Olay günü, olay yerinden siyah bir Doblo’nun hızla geçtiğini gören görgü tanıkları var. Baba Şaban Vatan, arabanın izini sürüyor ve şoförün Eynesil Belediye Başkanı Coşkun Somuncuoğlu’nun yeğeni olduğunu öne sürüyor. Dosyada bu kadar iddia ve şüphe varken 16 Temmuz 2020 tarihli Giresun Cumhuriyet Başsavcılığı basın açıklamasında trafik kazası sonucu ölüme dair bir tespite ulaşılamadığı, Rabia Naz Vatan’ın çatıdan düşmüş olduğu, başkası tarafından düşürülmüş olma ihtimaline yönelik araştırma kapsamında herhangi bir kişinin kasten ya da taksirle sebep olduğuna dair bir bulguya rastlanmadığı bilgisine yer veriyor ve dosya kapanıyor.

Dosyanın daha pek çok yanı olduğu gibi siyasî bir boyutu da var. 2019 yılında Rabia Naz’ın ölümünün araştırılması ile ilgili verilen önerge iki partinin oylarıyla reddedilmişti. 11 yaşındaki bir kız çocuğunun ölümüne bile siyasetin karıştığını duymak, “Çocuklar ölmesin!” diye haykırırken çocukların ölümünün arkasındaki siyaseti görmek, geldiğimiz bu nokta… Tarifi olmayan acılar bırakıyor içimde. Üzerine bir de sesini çıkarmaya çalışan bir babanın ruh ve sinir hastalıkları hastanesine yatırılması kararı… Fakat ortada yitirilmiş bir can var. 11 yaşında bir çocuk öldürülüyor, bunun siyaseti olur mu?

Ne çok şey var söylenmesi gereken, sorulması gereken. İnsan çıkıp da bağırmak istiyor: Yahu bu çocuk öldü! Ne düştüğü ispatlandı ne düşmediği. Hiçbir şey bulunamadı. 21. yüzyılda, Türkiye’de, hukuk devletinde bir çocuk öldü ve açıklanan ölüm sebebi hiç kimseyi tatmin etmiyor. Tüm bu olanlar da milyonların aklında milyonlarca soru oluşmasına sebep oluyor: “Rabia Naz Vatan cinayetinin arkasında kimler var? Şaban Vatan’ın bu yürek parçalayan çabasının karşısındaki sessizliğin sebebi ne?”

Şaban Vatan, Rabia Naz’ın tüm insanlık vicdanının evladı olduğunu söylüyor. Pek çok vicdanda adaletli sağlanmış olan bu güzel çocuğun adaleti ne yazıktır ki yalnızca vicdanlarda sağlanabildi. Aile başta olmak üzere pek çok insanın temennisi de adaletin vicdan boyutunda değil de gerçekten sağlanabilmesi. Çünkü küçücük bir kız çocuğu, hayatına babasının ellerini sıkarak veda ederken onun anlatamadıklarını duymak ve duyurmak zorundayız. Başka Rabia Nazlar koparılmadan, başka yürekler yanmadan…

İnanmamızı istedikleri şey akıl alır türden değil. Nasıl inanabiliriz ki bakkaldan dondurma alan, kırtasiyeden kitap siparişi veren bir çocuğun bu şekilde intihar ettiğine? Bir çocuk ölüyor, öldürülüyor; babasına deli denilip üstü kapatılmaya çalışılıyor. Biz bu çocukları ne koruyabiliyoruz ne de hayatta tutabiliyoruz fakat katilin arkasına düşmeye gelince iş; herkes kör, sağır, dilsiz…

Bir düzen var yıkılması gereken; sesimizi çıkarmamız gereken, değiştirmemiz gereken. Unutturmamamız gereken ölümler var. Sesini duyurmamız gereken, bir yerlerde onun için de konuşmamızı bekleyen daha pek çok çocuk var ne yazık ki. Tam da bu noktada, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün adeta bugünler için söylemiş olduğu “Her halde dünyada hak vardır. Ve hak kuvvetin üstündedir.” sözü kendini hatırlatırken Hasan Hüseyin Korkmazgil’in şu dizeleri de şimşek gibi çakıyor beynimizde:

” hiçbir şey gizlenemedi taa baştan beri!
cellât sustu; ip konuştu…

bu zulüm, bu işkence, bu soygun!
burada bitmez bu oyun!
kapatılmaz defteri hiçbir namussuzluğun!

anlatır bir gün…
anlatır ip!
anlatır kurşun!
anlatır kırbaç!
anlatır bir bir!
konuşur bir gün…”

Kaynakça:

  1. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-47759986
  2. Wikipedia- https://tr.wikipedia.org/wiki/Rabia_Naz_Vatan%27%C4%B1n_%C3%B6l%C3%BCm%C3%BC
  3. https://www.cumhuriyet.com.tr/haber/rabia-naz-icin-verilen-arastirma-onergesi-akp-ve-mhp-oylariyla-reddedildi-1438533
  4. https://www.dw.com/tr/rabia-naz-soru%C5%9Fturmas%C4%B1n%C4%B1n-kapat%C4%B1lmas%C4%B1na-tepki/a-54209360
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]