fbpx

Mucizelere inanır mısınız?
Çoğu kişi mucizeler inanmaz, hep mucizelerin büyük bir şey olduğunu düşünürler ama mucizeler bazen o kadar küçük detaylarda saklıdır ki her nefes almak, nasıl bir mucize ise bir bakış da bir mucizedir. Mucizeler insanoğlunun belki de hayatını çoğu zaman şekillendiren birer olaydır. Yaşamak bir mucize ise neden bu mucizeleri sımsıkı tutmuyoruz, elimizden kolayca kayıp gitmelerine izin veriyoruz? İnsanın hayatında hiç beklemediği mucizeler çıkar. Tam her şey bitti dediğiniz anda bir mucize çıkar ve sizi yeniden ayakta tutar,
Buna en güzel örnek:

gulcincinar bublogta

Türk Gülçin ve Rum Kosta’sın (Koray) hikayesidir:
Yıl 1960’lı yıllar, Kostas 16, Gülçin 12 yaşındadır, bunlar aileleriyle birlikte Feriköy’de yaşarlar, Kostas çok yakışıklı ve aynı zamanda iyi bir futbolcudur. Kostas sürekli motoruyla oradan geçer ve Gülçin sevgisinden kavrulurken bir taraftan da onu pencereden usluca seyreder. Bu kadar güçlü duygular ancak karşılıklı yaşanır. Bir gün top sahasında, avucunu açıyor, içine bir kağıt bırakıyor. Heyecanla açıyor bakıyor. Bir kalp çizmiş, “Benim olur musun?” yazıyor. Çok uzun süre o minik notu hiç yanından ayırmıyor Gülçin. Arkadaş doğum günleri oluyor, orada bir iki dans ediyorlar, heyecandan ikisi de titriyor…  “Bakkala ekmek almaya gidiyor.” diyor, Kostas köşede bekliyor onu. Bir iki dakika onu görüyor. Onun için yaratılmış olduğunu ruhunun ta en derinlerinde hissediyor Gülçin. Kostas’ın Gülçin’in, o da Kostas’ın diye düşünüyor, birbirlerine aitmiş hissediyorlar. Geri kalan herkes, her şey bu evrende teferruat. Üç yıl bu böyle devam ediyor…
Gelecekle ilgili çok güzel, masum hayaller kuruyorlar. Gel zaman git zaman ülkenin siyasi iklimi değişiyor, siyasi ayrılıklar derken iltica durumu ortaya çıkıyor. Saldırılar falan derken bir gece ansızın buradan göç etmek zorunda kalıyorlar. Gülçin, bir sabah varlık sebebini kaybediyor; ekmeksiz, susuz kalıyor. Ailesi, ”Kostas, Yunanistan’da trafik kazası geçirmiş ölmüş.” diyorlar ve Gülçin bir çiçek gibi solup hayata küsüyor. Tabii Kostas’ın durumu farklı değil, yirmi yıl ne bir ses ne bir görüntü ne de bir şey ama kalptekiler baki kalıyor. Sonra ikisi de evlenmek zorunda kalıyor, Kostas’ın iki oğlu, Gülçin’in iki kızı oluyor. İkisi de ayrılıyor ama hiçbir zaman birbirlerini unutamıyorlar. Gülçin THY sınavına girip yıllarca hostestik yapıyor. İşin mucizesi de burada… Bir gün Gülçin Atina seferine çıkıyor, arkadaşı bir tepsi baklava getirip birine vermesi gerekiyor ve Gülçin’den rica ediyor vermesini, dışarıya çıkınca baklavayla Gülçin, dışarıda bekleyen kişi o. İkisi 20 yıl sonra ilk görüşte birbirlerini tanıyorlar. Kostas, ”Gülçin sen misin?” diyor, ”Evet.” diyor ve ”Ne yaptın?” diyor ”Ayrıldım, sen?”. ”Ben de ayrıldım.” yanıtını alıyor, Gülçin’in Türkiye’ye dönmesi gerekiyor. Türkiye’ye döndüğünde bir bakıyor karşısında Kostas.
”Seni bir kere kaybettim, bir daha kaybedemem, benimle evlen.” diyor. Evleniyorlar.
Kostas, Müslüman olup Koray adını alıyor ve şu anda bir lokanta işiyle mutlu mesut yaşıyorlar. Mucize bu olsa gerek. Mucize insanın en beklemediği anda, en zamansız anda gelebiliyor ama kıymetini bilirsek her mucize dibine kadar yaşanmaya değer… Siz bakmayı bilirseniz… Mucizeleri görmeyi bilirseniz…

Serhebun Yavuklu içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Serhebun Yavuklu içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]