fbpx

Günlerden bir gün, bir kadın hayatındaki bütün sorunlarıyla yaşamaya çalışırken adamın birine rastlamış. Önce fark ettirmeden bir süre izlemiş, biliyorum bu çok rahatsızlık verici. Ben sadece olanı anlatıyorum, affedin beni. Adam öyle hayat doluymuş ki izlendiğini çok sonraları fark etmiş, onu da fark etmiş çünkü kadın artık kendisini görmesini istemiş. Ayaküstü bir sohbet etmişler. Kadın bir arkadaşlık kurmak istemiş, tabii bunun için adamın o geniş çevresine girip bir de kendini görmesini beklemesi lazımmış. Düşünmüş kendi kendine, kaybedecek neyim var sanki. Adamla daha sık sohbet etmeye başlamışlar ama hâlâ tanımıyorlarmış birbirlerini. Tanışmışlar. Kadın fark edilmeyi beklerken fark etmiş yapayalnız dizlerini kendine çekmiş ağlayan adamı. Gitmiş yanına ve sessizce oturmuş, adam da fark etmiş fark edildiğini. Gözlerinden yaşlar akarken gülümsemiş bu küçük kadına. Adam yaralıymış, kadın yarasını sarmış. İyi olunca kuru bir teşekkürle bırakıp gitmiş kadını öylece. Kadın düşünememiş sonunun kötü olacağını, aklında sadece gülümsemesi kalmış adamın. Kadın bu küçük gülümsemeye takılmış kalmış niyeyse. Ve sonra fark etmiş aslında adamın bu koca çevresinin içinde yapayalnız olduğunu. O da fark edilmeyi bekliyormuş, biri tarafından. Kim bilinmez elbette. Kadın koymuş kafasına, iyileştirecekmiş bu adamın yaralarını. Merhemleriyle, sözleriyle… Derken adam da fark etmiş fark edildiğini, sevinmiş. Kadın öyle anlamış belki de. Adam da kadının ellerini tutmaya, yüreğine bakmaya başlamış. Bunları bana anlatırken kadın durmadan ağlıyordu, anlam vermesi zor. Daha sık sohbet etmeye, birlikte zaman geçirmeye başlamışlar. Adam başta zaten hastaymış, bu yüzden kadının daha fazla ellerini tutamayacağını söylemiş. Kadın üzülmüş ama sorun etmemiş. Kaybedemezmiş ki adamı, sohbetleri kesilmemiş. Eskisi kadar yakın değillermiş ama bir şekilde samimiyeti koruyorlarmış. Bir gün adam yeniden tutmak istemiş kadının ellerini, kadın tam da unutmuşken. Hastaydım ve öleceğim sanıyordum, halbuki seni istiyordum demiş. Kadın tam hislerini bitirmek üzereymiş, kafası karışmış ve düşünmüş bu konu üzerine. Çok düşünmüş biliyor musunuz, nedense tekrar üzüleceğini hissetmiş olsa da üstelemiş bu konuyu. N’apsın seviyormuş. Adama sormadan tutuvermiş ellerini. Adam afallasa da bekliyormuş bunu. O da sarmış parmaklarını parmaklarıyla. Güzel gülümsemesini defalarca kez bahşetmiş kadına. Kadınsa hiç durmadan sarmış, sarmış ve sarmış adamın yaralarını. Ta ki yaralardan geriye sadece izler kalana kadar. Adam izleri görünce yine üzülmüş, gözleri doluvermiş. Kadın dayanamayıp tüm izlerini mühürlemiş adamın dudaklarıyla. Adamsa sımsıkı sarmış kadını kollarıyla. İnandırmış kadına kendisini, sevdiğini… Her şey yolunda giderken, kadın her sabah adamın ruhunu müzikle işlerken adam dur demiş. Dur, daha fazla devam edemeyiz, demiş. Kimsenin söylediğinin umurunda olmamasını bastırırken, kadından büyük olduğunu vurgulamış yine insanların söylediklerini önemseyerek. Kadınsa öylece bakmış adama, yaralarını sarıp iyileştirdiği ve ruhunu öptüğü o adam, bu karşısında duran adam mıymış şimdi? Paramparça olmuş ruhu, yara bere olmuş dizleri. Bütün bunların dışa vurumuysa gözleri sayesinde olmuş. Gözlerindeki o yaşlar ruhunun nasıl yaralandığını adama göstermek ister gibi akmış dışarı. Sessizce hoşça kal demiş gözlerinde yaşlarla. Adam yüzüne bile bakmamış kadının, hoşça kal demiş bastırarak ve dönüp arkasını uzaklaşmış. Kadın kaybolana kadar izlemiş adamı ve adamın yanında giden ruhunu…

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.