fbpx

Doğum gününde pastanın üstündeki mum üflenerek söndürülmeden önce dilek dilenir, gelenektir. Küçüklüğümden beri böyle bir şeyi yapmanın diğer birçok örf, âdet ve gelenek gibi saçmalık olduğunu düşünürdüm. Hâlâ da öyle düşünüyorum aslında, sonraki doğum günümde mumları söndürürken kafamda yine aynı düşünceler olacak. Sonuçta basit bir mumu söndürünce dileklerin gerçek olmasını düşünmek pek de rasyonel değil. Ama “Doğum Günü Kızı” hikâyesinde Haruki Murakami dilek dileme eylemine güzel ve yeni bir bakış açısı getirmiş. Bu hikâye bana şunu düşündürdü: Eğer biri gelip benim dileyeceğim bir şeyin kesinlikle gerçekleşeceğini söyleseydi ne dilerdim?

Doğum günlerinde genelde bireyin kendisini doğrudan ilgilendiren şeyler dilense de televizyondaki yeni yıl kutlama programlarındaki dilekleri dileyenler ya da bir spor organizasyonunu kazananlar genelde aynı dilekte birleşir: dünya barışı. Artık klişe sayılır ama bu dilekte bulunanların da haksız olduğunu söyleyemeyiz çünkü binlerce yıllık dünya tarihinde tam olarak barışın sağlandığı bir zaman dilimi yok. Özellikle bir Orta Doğu ülkesindeyseniz zaten “barış” yaşadığınız ülkede sağlansa da fazla uzun sürmez, bir salgın hastalık gibi yanınızdaki ülkelerden yeniden hastalığı kaparsınız. Ama adınız Greta Thunberg değilse ya da savaşın içinde kalan kişi bizzat siz değilseniz bence barış konusunda o kadar da istekli olmazsınız, bombalar sizin kafanıza yağmıyordur sonuçta. Belki çok acımasız bir bakış açısı ama bana gerçekler böyleymiş gibi geliyor, ben de dahil olmak üzere çoğu kişi kendi hayatında değiştirebileceği ve yaşam kalitesini yükseltebilecek birçok şey varken başkasının hayatını değiştirmeyi düşünmez. Tüm dünyada barış ve kardeşlik dilekleri de canlı yayında normal olarak sadece kendini düşünüyormuş gibi görünmek istemeyen sahte gülüşlü sunucular ve misafirlerine kalır.

Bir diğer klişe dilek de zenginliktir. Öyle ya, çok parayla zaten istediğinizi yapabilirsiniz. Büyük ve lüks bir ev, son model bir araba, iyi bir ülke vatandaşlığını alma şansı… Birçok seçenek var. Kendimi “hedonist” olarak tanımlayan biri olarak yaşamımı istediğim gibi geçirmek için paraya ihtiyacım olduğu bir gerçek. Çünkü hayatımda yapmak istediğim şeylerin içinde para gerektirmeyen tek bir şey bile yok. Bu yüzden istediğim dileğin kesinlikle gerçekleşeceğini varsayarak gayet mantıklı bir dilek olduğunu düşündüm ilk başta. Ama biraz düşününce paranın gerçekten de mutluluk için kapıyı hep açan bir anahtar olmadığını fark ettim. Eğer para gerçekten her şeyin çözümü olsaydı şu anda arka planda çalan şarkıda sesini duyuyor olduğum Kurt Cobain 28 yıl önce o güzel evinde intihar etmezdi. Daha çok parayla gelen sorun ve sorumluluklar da ayrı bir sorun. Bu yüzden zenginlik yerine yeterli miktarda bir para ya da maaş dileği dilemek daha mantıklı olurdu.

“Sen de hiçbir şeyi beğenmiyorsun, dile bir şeyler artık!” diyor olabilirsiniz, şaşırmam. Çok da haksız sayılmazsınız hani. Ama zaten bu yazıya başlarken aklımda bir dilek canlanmamıştı, yazarken aklıma bir tane gelir diye düşünmüştüm. Geldi de, üsttekiler gibi klişe olan birçok fikir düşündüm. Bir şeyin klişe olması onu kötü yapmaz elbette ama bu fikirlerden hepsinde bir yamukluk buldum. Sonra hikâyenin de aslında aynı şekilde bittiğinin farkına vardım. Dileği dileyen kişi, yani doğum günü kızı, karşısındakine aynı durumda o olsa ne dileyeceğini soruyor ve karşısındakinin aklına bir dilek gelmiyor. Bunun sonucunda doğum günü kızı hikâyenin imza sayılabilecek cümlesini kuruyor: “Çünkü zaten dilemişsin”. Belki ben de zaten istediğim şeye sahibimdir ama sadece farkında değilimdir. Bu durum da hayattan tam olarak ne istediğimi anlayınca netlik kazanacaktır diye düşünüyorum. Kim bilir, belki kitaptaki kızın yirminci yaş gününde yaşadığı olaylara benzer şekilde ben de bir sene sonra kutlayacağım yirminci yaş günümde kafamdaki bazı sorulara cevap bulurum.

Bu kadar beyin fırtınasından sonra bir dilek bulamamak biraz can sıkıyor ama Haruki Murakami’nin bu kısa hikâyesi bence can sıkıntısına derman olabilecek bir eser. İnanıyorum ki kendi sorularıma cevap verebilirsem hikâyenin bende uyandırdığı anlam daha da büyüyecek.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]