fbpx

Eylemler, onları gerçekleştiren bireylerin gücüyle daha iyi hâle getirilir. Bazen bir işe başlarken hiçbir şeyi düşünmemen gerekir. Yapmak istediğin zaman yapmak, olacak sebeplerin ve seçeneklerin senin için yeterli olduğuna inandığın zaman daha iyi hâle getirilebileceğine güvenmen gerekir. Onlar sorgulayacaklar, istemsizce bir yıkımı kurban edecekler, taşlayacaklar ve alçaltmaya çalışacaklar. Gün geçtikçe iyi olduğuna inandığın her şeyin sandığın kadar zor olmadığını anlayacaksın.

Ben yoldan geçen biriyim. Sarı saçlı, iri yarı bir adamım. 1.80 boylarındayım. Çok konuşmam ama çok dinlerim. Başarmak istediklerimin sınırı yok, benim inancım kendime verdiğim değer ile ölçülebilir. Yanlışlarım olabilir, hatalarım ve bu hatalarımı düzeltme çabam da devreye girdiğinde ben bütünüyle bir insan olduğumu hatırlarım. Her gün farklı bir kişiliğe de bürünebilirim, tamamen aynı birisi olarak o zamanı tamamlayabilirim. Dünya sessizlik fabrikası değildir, konuşmak isteyeni susturarak onları çalıştırdığını düşünemezsin.

Bu benim kendime ve çocuklarıma yazdığım bir mektuptur. Öldükten sonra hayata yeniden gelirsem bana yol gösterecek olandır.

İyi bir programcı olmak isteyen bir genç benimle konuşmak için yanıma geldi. Kendisini geliştirmiş, öğrenmesi gereken ve popüler olan birkaç tane programları öğrenmiş ve altyapılarıyla ilgilenerek büyük bir ilerleme kaydetmiş. Ona ne yapacağını ve nasıl bir gelecek planlandığını sordum. Sonra utandım, sormamam gerekirdi. Onun geleceğiydi, anlatmak istiyorsa anlatırdı. Ona tavsiyeler vereceğimi düşünmesini istemedim. Tavsiyeler ancak yaşanılanlardan çıkarılan dersler, onlardan aldığımız deneyimlerdir. Bir öğüt, onu anlamak istemediğimiz sürece hiçbir kapıyı açmayacaktır. Gelecekte yapacağımızı söylediğimiz şeyler her zaman için işlerin yolunda gitmesini umduğumuzda ortaya çıkar. İşler yolunda gitmediğinde bile yüzlerce kez fikirlerimiz değişir ama kararlılığımız aynı kalır. Bu kararlılığa ait olan hedefleri gerçekleştirmek için hep bir şansımız vardır. Bana saygıyla baktı ve programların nasıl işlediğiyle ilgili detaylar vermeye başladı, konuşurken bundan keyif aldığını gördüm. İstediğinde yapılamayan çok az şey vardır, değil mi? Paulo Coelho der ki “Bir şeyi gerçekten isterseniz bütün evren onu gerçekleştirmek için iş birliği yapar.”. İyi şeyler başarabileceğinden bahseden gözleri ışıl ışıldı. Henüz genç bir çocuktu, yapabileceklerinin sınırı yoktu.

Birkaç hafta önce eşime güzel bir kıyafet almak için iyi bir kıyafet dükkânından içeri girdim. Oranın sahibinin kızı ve aynı zamanda tasarımcılardan biri olan genç bir hanımefendiyle tanıştım. Beni güler yüzle karşıladı. Uzun saçları beline kadar uzanıyordu, çok şık giyinmişti ve konuşurken yavaşça eğiliyordu. Telefonumdan eşimin fotoğrafını gösterdim, ona iltifat ederken içten ve samimiydi. Oradan bir kıyafet almak konusunda kararlıydım, böyle iyi niyetli insanları geri çevirmeyi istemezdim ama tasarlanan elbiselerin hiçbirinin eşime layık olmadığını düşündüm çünkü eşim tasarlanmaya kimsenin gücü yetmediği kıyafetlere sahip olmalıydı. Çalışanlar onlarca kıyafet gösterdi fakat ben hiçbirini beğenemedim çünkü sevgili karımın bunları beğenebileceğinden emin değildim ama elim boş dönmek istemediğimden dolayı en güzelini dile getiren personellerin de seçtiği elbiselerden birini satın alıp eve döndüm. Sahip olduğum en güzel varlık olan eşim, ona aldığım hediyeyi çok beğendi, hemen giydi ve günlerce üstünden çıkarmadı. Pikniğe giderken, arkadaşlarıyla buluşurken hep ona hediye ettiğim elbiseyi giydi. Benim gözümde güzel ve değerli olan bu kadının, bütün çirkinlikleri alaşağı edebileceğini o zaman bir kere daha anlamıştım.

Konuşurken, yerken, yürürken, izlerken veya herhangi aktivite yaparken her şeyin sorunsuz gidebileceğini düşünmek aptallıktır. Yemeği dökecek, konuşurken dilim birbirine sürçecek ve kelimeler yanlış çıkacak, yürürken takılıp düşeceğim, daha birçok yanlışa hayatımda yer vereceğim. Her şeyi doğru yapmak zorunda değilim çünkü. İnsanlar yıllar önce bana bir sürü laflar ediyordu, yaptığım her şey için bana yanlış yolda olduğumu söyleyip duruyorlardı. Beni seçeneklerimi sorgulamaya zorluyorlardı ama şimdi geri dönüp baktığımda onların yanlış olmadığını gördüm, belki doğru zamana ait değillerdi ama bana aitlerdi.

Çok konuşmuyorum çünkü konuşurken söylediklerimi çarpıtıp kendisine yol yapan insanlar görüyorum. Beni eleştirmesine rağmen aynısını kendisi de yapan insanlar var, bana dolaylı yoldan laf söyleyen ve beni incitmek isteyen insanlar var. Önceden bu insanları sorgulardım ama gördüm ki onlar da diğerlerine ayak uydurmaya çalışıyor, diğerlerinden hiçbir farkları yok ve bu yüzden bana iyi gelen insanlarla konuşmaya karar verdim, benim için bambaşka olan kişilerle. İncittiysem bana bunu söyleyen, hatalarımı telafi etmem için şans veren insanlarla olmayı seçtim. Bu yapmış olduğum en önemli karardı ve bundan gurur duydum. Beni motive edenle, en önemli zamanda iltifat ederek kalbimi iyileştiren insanlarla olmayı seçtim. Erkek olduğum için iyi sözlerin hoşuma gitmeyeceğini düşündüren tüm o insanlardan nefret ettim, iyi şeylere eşlik etmeyi seçtim. Okulun en sessiz çocuğu bendim. Büyürken o sessizlikte çok şey öğrendim.

Yürümeden koşamayacağımı, okumadan eğitilemeyeceğimi, karar vermeden gözden geçirmem gerektiğini, dinlemeden yargılamamayı, bir insanla tanışmadan onun hakkında fikir üretmemeyi ve daha birçok şeyi o sessizlikte öğrendim. Her düşüncemi söylememem gerektiğini, önce tartıp biçmem ve düşünmem gerektiğini anladım. Düşüncelerimin değerini bir keresinde bir adam onu eleştirdiğinde farkına vardım. Herkes konuşacaktır; yalanı, hakareti, eleştirisi ve daha nicesi olacaktır ama uğruna en çok gözlemlemem gerektiği bir şey vardı. O da beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey olmuştur.

Ben yirmili yaşlarımın ortasındayken yakın bir arkadaşım vardı, hâlâ görüşürüm kendisiyle, o yüzden ondan geçmiş zamanda bahsetmek ne kadar doğrudur bilmem ama o bir gurur abidesi bir adamdı. Her şeye gurur yapardı, dinlerdi ve anlardı, içinde saklardı ama doğru olduğuna her zaman inanmıştı fakat bunu dile getirmezdi. Bir gün onu çok inciten bir kadından bahsettiğini hatırlıyorum. Fazlasıyla efkârlanmıştı çünkü kadının onu aşağılamalarını, reddedişlerini hak etmediğini düşünüyordu fakat bunu dile getirmiyordu. Bunun için üzüldüğünde ona sinirlendim çünkü değer verdiğiniz bir insanın acınası görünerek hayıflanması hoş değildir. Bir dostu olarak aklını başına toplamasını istemek bir vazifedir. Ona kızın onu incittiğini ve bunların hiçbirine değmediğini söyledim, hayatını iyileştirmesi için bahane üretmenin ve bir yerde takılı kalmanın yanlış olduğunu, verilecek ikinci bir şansın daha tekrar onu yıpratacağından bahsettim. Gerçek şu ki bizim için iyi olanı isteyen insanları her zaman için duymaya çalışmak gerekir, sağır olsak bile anlamak gerekir. Genç dostum o zaman bana çok kızdı, dinlemeyi reddetti çünkü acısı tazeydi, ona duymak istediklerini söylemediğim için beni reddetti. Böbürlenmemin bir anlamı yok çünkü ben elimden geleni yapmıştım; kırmadan, incitmeden istediğini ona sunmuştum. Farkında olacağı gün geldiğinde orada ben olmayacaktım, belki de onun için artık geç olmuş olacaktı.

Öğrendim ki birileri bir şeyler anlatırken eğer bir şeylerin bilincindeysen ve aklın başındaysa o anlatılanların arasından iyi olanlar senin için daima hazır bulunuyor ve gururundan bunu kendine kabul görmüyorsun. Birini üzdüğünde özür dilemiyor, üzüldüğünde üzgün olduğunu söylemekten kaçınıyorsun. Bazen açık ve net olmak gerekir çünkü kimse duyguları okuyabilme gücüyle yaratılmamıştır. Aklındakileri okuyamayan insan seni anlayamadığında ona kızmanın bir anlamı yok. Birini anlayabilmen için ya onun yaşadıklarını yaşaman gerekir ya da onu çok seven birisi olarak yakınında bulunman gerekir, onun hislerini anlatmasını beklemek daha zordur ama beklemek gerekir. Sinirlendiğinde göster, üzüldüğünde ağla, mutlu olduğunda gülümse ve diğerlerini de gülüşünle aydınlat, rahatsız olduğunda ifade et, sana zarar verenler olduğunda onlardan uzaklaş, seviyorsan söyle ve belli et. Dürüstlüğün ve açık sözlülüğün hiçbir şey kaybettirmeyeceğini bir gün anlayacaksın, zaman ne olursa olsun.

Üniversitede okurken sınava girmiştim ve orada bir gün hocam sınav esnasında şöyle bir cümle kurmuştu:
“Arkadaşlar, hayatınızı zorlaştırmayın, kolaylaştırın.”

Hocam bunu söylediğinde belki o an farkına varamamış olabilirim ama şimdi her şeyin farkındayım. Beni manipüle etmeye ve beni her seferinde yalanla suçlayan insanlar olduğunda onlardan uzaklaşmadığım için kendimden özür diliyorum. Kırgın olduğumu belli etmeyip diğer insanların bunu anlamasını beklerken daha fazla kırılmaya izin verdiğim için, yanlış tercihleri yaparak onlardan ders almadığım ve kendi bildiğim doğruları yapmaya çalışarak kendimi yıprattığım için, bazen hayatımı kolaylaştırabilecekken zorlaştırdığım için, farklı birisi olmak yerine diğerlerine benzemek için gösterdiğim çabayı hayatımı iyi hale getirmek için harcamadığım için, her zaman değmeyen insanların söylediklerini kafama takıp üzüldüğüm için kendimden özür dilerim. Daha birçok şey için bile kendimden özür dileyebilirim ama artık önüme bakmam gerektiğini öğrendim, geçmişe takılıp kalmamayı da ve kusursuz insan olamayacağımı da öğrendim bu yüzden her zaman eşsiz bir insan olarak kalacak, eşsiz bir koca, baba, evlat ve dost olacağım. Şimdi benzersiz bir kadına sahibim, onun kıymetini biliyorum ve benim için mükemmel insanı seçtiğime inanıyorum. Bana hiçbir âlemde sahip olamayacağım birbirinden güzel iki erkek ve üç kız çocukları verdiği için ona hep minnettar kalacağım.

Ben iyi birisi olduğuma inandığım ve kendime vakit ayırdığım zaman her şeyin yolunda gideceğine olan güvenim hep daimi olacaktır.

Dünyayı kusursuz insanlar yönetseydi ne olurdu? Savaşları durduracak stratejileri, açlığı sonlandıracak planları olurdu. Çocukları daha iyi bir gelecek için yetiştirecek eğitimde okullar açarlardı, insanların kendisini zayıf ve güçsüz hissetmesini engellerlerdi. Üretimi güçlendiren zekâya sahip olarak herkesin güçlü ve sağlıklı kalmasını sağlarlardı ama bu kusursuzluk neye mal olurdu ya da asıl soru, kusursuzluk neydi? Hep doğruyu seçerek bir işin plandan dışarı çıkmamasını, her şeyin en ince ayrıntısıyla işlenmesiydi belki de. Kusursuzluğun içinde hiçbir yanlış olmazdı, ortaya çıkabilecek herhangi bir pürüz anında ortadan kaldırılırdı. Ama gerçek şu ki evren kusursuz olmamıza izin vermiyor. Derler ki, iyilik ayakkabısını bağlarken kötülük çoktan bütün dünyayı dolaşmış olur. Bunca kötülüğün arasında güzelliği görebilmemiz için ortaya çıkan iyiliğe tutunarak yaşamıyor muyuz zaten? Onu kusursuzlaştırmamız bizim sonumuz olmalı, her şeyi doğru yapmak demek aslında iyiliği yok etmek demektir. Bu dünya iyi insanların hatırına dönüyor, onları fark edebiliyor olmamız ise suçluların bizi onların varlığına şükrettiriyor olmasından kaynaklanıyor.

Yetmiş yedi yaşındayım.

Yetmiş yedi senelik ömrümü tamamladım. Doktorlar gidebileceğimi ve dönemeyeceğimi tıbbi bir şekilde anlattılar. Hiçbir pişmanlığım yok diyemem ama dönüşün olmadığı bu dünyadan göç etmeden önce her şeyin farkına vardım. Gerçekleştiremediğim tonlarca şey var ama bu mühim değil, sahip olduklarımın tadını çıkarmak kadar güzel şey yok bu hayatta. İyi bir askerdim, komutanların ve benimle beraber görev yapan silah arkadaşlarımın tezkerelerini aldığında benim gibi onların da başka biri hâline geldiklerini anladım çünkü ölümün bir son olduğunu bildiğimden bu yana benim için değişen o kadar çok şey var ki. Bunları çok geç öğrenmiş olsam da hiçbir zaman anlayamamış olma felaketinden daha iyi olduğunu biliyorum.

Hastane odamda bir şarkı çalıyor, en sevdiğim sanatçıya ait. Kızlarım ve karım dans ederken onları seyrediyorum. Oğullarım ise onlar dans ederken alkış tutup sevinçlerine eşlik ediyorlar. Bu görüp görebileceğim en güzel manzara. Bana vasiyetimi yazmam için avukatım bir bilgisayar verdi, ne kadar trajikomik öyle değil mi? Her şeyim çocuklarıma aittir, eşit bir şekilde paylaşılacağından ve bir yerlerden onları seyrederken üzülmeyeceğimi bilerek yetiştirdim onları. Hayatın onları yönetmesini değil de onların hayatı yönetmesini öğrettim. Her birinin sevgisi benim için çok ayrı ve bambaşkadır. Bana iyi bir baba olduğumu hissettirdikleri ve her seferinde dile getirdikleri için müteşekkirim. Sevgili çocuklarım birbirinize iyi birer kardeş, dünyaya iyi birer birey olarak büyüyeceğinizi bildim ve her yeni günde buna defalarca şahit oldum. İyi bir yazar değilim ama veda etmeden önce iyi bir hasta olduğumu anladım. Burada size ve kendime gülüyorum.

Okulda okurken bana zaman ayırıp sevginizi dile getirdiğiniz için, hep beni gururlandırıp sizlerle baş etmemi kolaylaştırdığınız için teşekkür ederim. Yeniden doğuşun gücüne fazlasıyla inanmaya hevesim çok, bu yüzden bu yazıyı hem kendime bir öncü, hem de sizlere iyi birer sağduyu olarak yol göstermesi için yazıyorum. Sevgili çocuklarım, her yeni bir güne sahip olduğunuz tüm güzelliğinizle uyanın ve bunu başkalarına yayın. Sizi mutlu edene adımlarınızı esirgemeyin; biri size iki adım yaklaştıysa ona daha fazla adım atarak yaklaşın. Siz elinizden geleni yapın, arayın ve sorun, onlara ayak uydurarak yaşayın. Gelecek için düşüncelerinizin her zaman değişeceğinizi unutmayın, bu yüzden olduğunuz kişiyi kabul etmeyi öğrenin. Sanırım bu mektubu yazarken öğüt vermeyi reddederek başlamıştım ama işler istediğim şekilde ilerlemedi. Hayatta insanlarla problemi olan biriyim, herkesi kolayca kabullenemem ve size sahip olmak yıllarımı aldığı için bu yüzden size sahip olduğum her gün için şükrediyorum.

Hoşça kalın.

Sevgiler,

Babanız.

Neşe Apaydın içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Neşe Apaydın içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]