fbpx

Anne ve babalarımızın, büyüklerimizin en güzel zamanlarında -gençken- gidip gördükleri, aşklarını yaşadıkları bir yerden bahsetmek istiyorum. Adalar… Adalar çünkü ben oraya on sekiz aydır gidip geliyorum. Yani adalar ile çok içli dışlıyım. Sebebi ise sürekli olarak oralarda bir şeyler yapmak için çaba göstermemden kaynaklı. Bu yüzden herkes beni Büyükadalı zannediyor. Büyükadalı değilim hatta adalı değilim. Fakat, içimden bir ses diyor ki; sen orayı yazıyla, kışıyla, baharıyla gördün ve tanıdın. Sen oralısın artık, evin olmasa bile! Büyükada veya diğer adalarda bir evim olmasa da adalarda yaşayan biri gibi oldum artık.

Bir sevdadır adalar benim için. Benim orada daha yapacak çok işim, gezecek çok sokağım var. Hatta gezerken adaların yerlileri ile konuştuğumda da onlardan o samimi havayı aldım. Yerlilerin bana o samimi havayı yaşattıklarından dolayı adaları daha bir başka sevdim.

Bilirsiniz, her yerin olduğu gibi adaların da o güzelim dokusu bozulmak üzere, hatta bozuluyor. Evet her şey böyle. Günümüzde aşkların, sevgilerin, samimiyet dolu yaşantının bozulduğu ve samimiyetsiz, bencil bireylerin oluşturulduğu gibi… Ha! Oralarda hâlâ güzel kalan bir şeyler var mı derseniz. Var! Yakılıp yıkılmadan kalan güzelim doğası, kalan birkaç tarihi yapı. Bir de yetimhane var. Bizlere döndürüleceği ve belki faal olarak eğitimde hizmet veremese de bize adanın geçmişini anlatacağı günü beklemektedir. Atlar deseniz artık o hepimizin bindiği faytonların dizginlerinden kurtarılarak özgürlüklerini kazandılar. Çevrede diledikleri gibi dolaşıyorlar. Ben anne babalarımızın yaşadığı o dönemlerde oraları görmek ve yaşamak isteyenlerden biriyim. Daha fazla adaların yapısının bozulmasını istemiyorum açıkçası… Oraları istemsizce seviyorum… Adaların eski hâllerindeki güzelliklerini şimdiki hâlleriyle kıyaslayamayacağımız kesin olacak şey. Çünkü, eskiler doğaya şimdilerde olduğu gibi zarar vermezlerdi! Ayrıca iletişim de giderek düşmekte o zamanlara kıyasla…

Neyse, sözün özüne gelecek olursak. İmkânı olan gezmeli derim bu güzelliği. Hani derler ya: “İmkânı olan sevsin.”. Öyle bir şey bu da işte…

habervampiri içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
habervampiri içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.