Herkes bipolar değildir. Şu cümleyi defalarca söylesek yine de anlamayacak tonla insan var! Evet şaka maka herkesin psikolojisi bozuk ancak bunu bilimsel bir şekilde düşündüğümüzde; laubali bir tavırla bahsedecek son şeylerdendir. DEHB, bipolar bozukluk, şizofreni, bağımlılık, depresyon, anksiyete. Bu kelimelerden en az biri kulağınıza yabancı gelmiyordur. Çünkü artık gün içinde konunun bu olduğu bir ortamda havadan sudan bahsedilir gibi rahatça konuşulduğunu duyabilirsiniz. Beni yanlış anlamayın, bu bir hastalıktır.. Hastalığın, hele ruhsal hastalıkların sebebi asla hasta değildir ve hastalık hiçbir zaman saklanacak, utanılacak bir durum da değildir. Ancak bunu bazı insanlar gereğinden fazla normalleştirdiğinde bu; dış taraftan değil ancak hasta insan tarafından tarafından hassasiyetle karşılanıp yanlış anlaşılabiliyor. Ve bu çoğu kez yansıtılıyor, çünkü ruhsal hastalıkların başlıca olayı duygulara hakim olamamaktır ve bu durumda da öfke fazlasıyla karşıya yansıtılır. Esasında suçlu olan bir taraf aranırsa kapı her zaman hasta olan insana çıkar. Oysa ruhsal hastalıkları olan çoğu insan, hastalıktan ötürü toplumdan dışlanıyor gibi gözükse de toplumdan dışlandığı için hasta olmuştur.

Zaten ben ruhsal problemleri göz ardı edemeyecek kadar önemli ancak hastalık diyecek kadar göz önünde de bulundurulmaması gereken bir şey olarak görüyorum. Her hastalığın da dereceleri var neticede. Bazen bunu saklamamak en iyisidir, bunu garip bir surat ifadesiyle okuyan insanlar ve bu sözleri psikologlardan duymaya alışmış insanlar var. Ve ruhsal problemlerde ilaç kullanan, bunu kötü bir şey gibi saklayan çok insan var. Elbet kötüdür, hangi hastalık iyidir ki? Ancak utanılacak hastalık var mıdır, neden buna bu gözle bakılıyor? Kimseye alnınıza hastalığınızı yazın demiyorum, kimsenin alnında diyabet yazmıyor değil mi? Ancak çok iyi biliyorum, hiç duymamış gibi katıldığınız bazı konulara aslında öyle hakimsiniz ki. İşte duygularınıza en çok hakim olduğunuz o an, öyle güzel kıvırırsınız ki kimse zerre bir şey anlamaz.

Ancak bu özellikle lise çağlarında, en azından belirli yerlerde müdahale edilmesi gereken bir konudur. Çünkü piyasada kırmızı reçeteli olan birçok ilacın toz şekilde burundan çekildiği, veyahut şırıngayla damardan alındığı gibi saçmalıkları illaki duymuşsunuzdur. İşte bunlar yalnız saçmalık değil, bunlar gerçekten olan şeylerden birkaçı. Bunlar gibi neler var biliyor musunuz? Zaten ruhu ile sıkıntılar yaşayan bir ergenin bedenine vereceği zararları düşünün, işte bu var. Kötü arkadaş çevresi, kendi duygularına dahi hakim olamayan bir çocuğun her söylenene inanarak seçici olmayıp bu şekilde kötü yola düşmesi; uyuşturucu madde bağımlılığı, alkol, sigara ve bütün tütün ürünlerine bağımlılık… Okulda insanlara hastalığı için verilmiş ilaçları ”satması”… Ve bilgilendirmeden ilaç kullanımı… Bunlar sözlerle ifade edilecek kadar basit ancak bir insan hayatı için çok ama çok önemli unsurlar.

Günlük bir hayatta birine bu sanki argo bir kelimeymiş gibi ”Psikopat mısın lan sen!” dendiğini düşünün. Bu bana öylesine gülünç geliyor ki çünkü o sözcüğün yerine tonla şey getirebilir ve bazıları gerçekten gülünç oluyor. Çünkü gerçekten argo olsa basit bir örnekle ”mal” dendiğinde yerine yine argo bir kelime olan ”salak” kelimesini getirebilirsiniz. Ancak böyle bir söz kullandığında… Düşünsenize bir kavga var, iki tane erkek göğüslerini birleştirmiş resmen. Ve biri aynen şöyle diyor; sert bir yüz ifadesiyle… ”Grip misin lan sen!”

Bu konu hakkında o kadar uzun süre konuşulabilir ki. Çünkü ruh sağlığı, en önemli ve en özel olan tıp dalıdır. Bunun dışında diğer bütün hastalıklar bedenendir. Ve beden bize yalnızca emanet olan bir toprak parçası. Ben dediğimizde kastettiğimiz bedenimiz değil, ruhumuz esasında. Çünkü düşünen ruhumuz, beynimiz buna yalnız ev sahipliği yapıyor. Gören de ruhumuz, gözlerimizle örtülmüş sadece. Konuşan da ruhumuz, ağzımızı kullanıyoruz işte. Nasıl desem, esasında hepimiz rastgele bedenlere, rastgele hayatlara mahkum edilmiş ruhlar değil miyiz? Ve hayatın garip çıkmazında, özellikle hayatın anlamını ve varoluşsal sıkıntıları düşününce akıl sağlığını korumak imkansız gibi görünüyor. Ancak böylesine derin düşünmeyelim, çevreden; bazen aile gibi en yakın insanlardan gelen sorunları ele alalım. Şiddet ortamı olan bir evde, bir çocuğun akıl sağlığı ”normal” kalamaz efendim, geçin o işi bir kere!

Gerçekten bu göz ardı edilemeyecek önemli bir durum. Sosyal hayatta çekilen sorunlar, kendini ifade edememek ve sonucunda doğan en kötü ihtimalle intihar düşünceleri… Bu konuya dikkat çekilmesi gereken dönemleri çoktan geçtik ancak başaramadık. Ortaya karışıp sadece sıkıntı çekenlerin konuştuğu sıradan konuların arasına girmiş bir durum oldu esasında. Ruh; ciddi bir şeydir. Ve insanları asla dış görünüşüyle yargılamamak gerektiğini öğrenince insan, belki sert bakan birinin ne denli incinebileceğini de öğrenebilir. O yüzden kim ne sıkıntılar çekmiş bilmezken ulu orta yerde ruh sağlığı gibi önemli bir konuda kötüce konuşmak hoş değil, insanları fark etmeden gerçekten kırabilirsiniz.

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

-Şahsiyet dizisine dair spoiler mevcuttur. Tetikleyici unsurlar içermektedir.- 2018 yılına damgasını vuran ”Şahsiyet” dizisini birçoğumuz izledik. Başlarda ne olduğunu anlayamadık hiçbirimiz, sadece birkaç tahminimiz oldu. 11 bölüm boyunca hiçbir şeyden emin olamadık ancak 12. bölümünde izlediklerimiz her birimizi paramparça etti. Dizinin finalinde, 11 bölüm boyunca Agâh Beyoğlu’nun ne için onca cinayeti işlediğini tüm çıplaklığıyla izledik. […]
Dostoyevski’nin Prusya Savaşları’nda yaşadıklarını eserlerine nasıl aktardığı, Danzig cephesinde şahit olduğu dramı, Kresy cephesinde tanıştığı ilk aşkını romanlarında hangi karakterlerle betimlediği üzerine olan makalemi yetiştirmeye çalışırken arkadaşımdan gelen bir telefon akademik gündemimin alt üst olmasına yol açtı. Eski uygarlıkların dilleri üzerine uzman olan arkadaşım son iki senesini Latince üzerine bir lügat hazırlamakla geçirmekte fakat lügat […]
Elif İnci TUTKUN ve Hüseyin Recep DEMİRCİ ortak çalışmasıdır. Latif BEYRELİ Kimdir? Latif Beyreli, Yükseköğrenimini, Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Eğitimi Bölümü mezunu olarak 1986 yılında tamamladı. Yüksek lisans eğitimini 1988 yılında, MÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Türk Dili Ana Bilim Dalında “Lehcetü’l-Lügat” adlı teziyle; doktora eğitimini 1994 yılında, MÜ Türkiyat Araştırmaları […]
Öykü ve romanlarıyla çağdaş yazarlar arasında ön plana çıkan Ayfer Tunç’un “Aziz Bey Hadisesi” isimli öykü kitabını Yapı Kredi Yayınları’ndan sonra 2006 yılında Can Yayınları basmıştır. Can Yayınları bu basımında Ayfer Tunç’un sadece Aziz Bey Hadisesi hikâyesine değil, beş hikâyesine daha yer vermiştir. Bu hikâyeler şunlardır: Kadın Hikâyeleri Yüzünden, Soğuk Geçen Bir Kış, Kar Yolcusu, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.