fbpx

Bazı günler bomboş bakıyorum ekrana, saatlerce. Öyle ki ekran her kapandığında şöyle bir tuşa dokunuyorum o kadar. Bazı günler önümdeki sayfayla ve elimdeki kalemle geçiyor zaman. Öyle ki ertesi gün fark ediyorum kalemin kuruduğunu. Neden böyle, bilmiyorum. Hani sebepsiz bir sıkıntı olur ya, bırakmıyor yakamı. Bir kene gibi yapıştı bana ve kurtulmak imkansız. Kafamda onlarca düşünce sarmaş dolaş, gözümü kapadığımda değişen hiçbir şey yok. Ayağa her kalktığımda gözüm kararıyor. Kahvem bittikçe bir yenisini almak için doğruluyorum zaten yerimden, öylesine işsiz güçsüzüm. İşe yaramaz asılsız bir insan gibi hissediyorum kendimi. Bazı günler ise dünyayı değiştirebilecekmişim gibi uyanıyorum. Fakat akşam olduğunda ”Dünyanın neden değiştirilmeye ihtiyacı var?” diye soruyorum kendime. Günün sonunda yine aynı işe yaramaz oluyorum.

Bazı günler gelecekle biraz sohbet ediyoruz, kaygıyla doluyor her bir zerrem. Oflayıp, iç çekip duruyorum. Bazı günler geçmişle selamlaşıyoruz, hüzün ve buruk bir tebessüm sarıyor içimi. Oflayıp, iç çekip duruyorum. Öyle ya da böyle, geçmişte veyahut gelecekte, anımsadığım ya da hayal ettiğim ben; aynı kişiyim işte. Güne bir coşkuyla uyanıp bir önceki geceler gibi sıkıntıyla uyuyorum. Uyuyorum denebilir mi gerçi, tavanı izliyorum saatlerce. Odamın penceresiyle çok yakın bir sokak lambası var. Sarı odamın sabaha karşı sönen ışıkla aniden griye dönmesine şahit oluyorum. Bu benim gözlerimi tavandan alıp pencereye iliştiriyor. Sonra bir kahve, ikinci kahve, aynı yatağa girene kadar bitmek bilmeyen saatler. Bazı günler yıllar gibi, bazı günler sanki birkaç saatten ibaret. En son ne zaman günün bu denli hızlı bittiği bir mutluluk yaşadım, anımsayamıyorum. Benim günlerim çok uzun zamandan beri, yıllara denk oluyor. Bilmiyor, zaman geçmek; gün bitmek bilmiyor.

Bazı günler kafamı duvarlara vurmak istiyorum, içim enerji doluyor. Nasıl dışarı atacağımı bilemiyorum. Bazı günler öyle sakinim ki ölüden farksız. Bağırmaya dahi mecalim kalmıyor. Ah bu günler yok mu, nasıl da sıkıyorlar canımı! Nasıl kurtulacağım bundan, artık hiçbir şeyden zevk alamıyorum. Bir filmin henüz giriş müziğindeyken kapatıyorum ekranı. Kitabın ilk sayfasından başlıyor sözcükler birbirine girmeye. Kalem oraya buraya hevesle ilerlemiyor elimde, kağıtlar beyazlığından ödün vermiyor. Ben her şeyi kaybediyorum, elimde kalan yalnız ben olacağım. Ve bazı günler, her şeye sahipmişim gibi uyanıyorum. Bazı günler, kendimi bile kaybediyorum.

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.