İlginizi Çekebilir
IMAG1108_1
  1. Ana Sayfa
  2. Hayata Dair
  3. Aşk: Mine Çiçeği

Aşk: Mine Çiçeği

Yazarlar aşkı anlatmaz. Aşkın kendileri üzerinde yarattığı duyguları anlatırlar. Yazarlardan aşkı öğrenemezsiniz ama aşkın onlar üzerinde bıraktığı etkiyle yazarları öğrenebilirsiniz.

kapak-son
1

“Mine, ufak tefek, mavi bir çiçektir. Eğer bakmasını bilmezseniz diğer çiçeklerin arasında fark edemeyebilirsiniz.” Mine çiçeğinin İngilizcedeki adı “forgot-me-not”dır. Unutmak mümkün değildir bir kere görünce.

Efsaneye göre; Tuna Nehri kıyısında yürüyüşe çıkmış bir şövalye ve sevgilisi, nehir kenarında sulara kapılıp gitmek üzere olan mavi bir çiçek görürler. Sevgilisinin çiçeği arzu etmesi üzerine çiçeği almaya çalışan fakat bu sırada nehrin sularına kapılan şövalye, son bir hamleyle çiçeği sevgilisine doğru atar ve “vergissmeinnicht” yani “Unutma beni!” diye haykırır.

Hayatınızın aşkını bulunca bir daha unutmak mümkün değildir. Issız bir adadaki çiçek gibidir. Onu bulabilmek için sevgi denizinde sırılsıklam olana kadar yüzmek gerekir. Sırılsıklam olmazsanız o aşkı yaşayamaz, o adaya gidemezsiniz ve o adadaki çiçeğin güzelliğini göremezsiniz.

Mine çiçeği, baharın geldiğinin göze en hoş gelen habercisidir. Hayatınızın aşkını bulduğunuzda da artık sizin mevsiminiz bahara döner. Çekilen acıların mutluluğa, huzura erdiğini düşünürsünüz. Sığınacak bir limanınız, sakin sularınız vardır ama mine çiçeği gibi aşkın da baharın; güzel günlerin geldiğinin habercisi olması, güzel günlerin kalıcı olduğunu göstermez. Her mevsim gelip geçicidir. Önemli olan çiçeğinizi her mevsim yaşatabilmektir. Yaz aylarında ölen bir çiçekse aşkınız ve siz de hayatınızda güzel günler daimi olsun istiyorsanız yapmanız gereken fedakarlıklar vardır. Çekilen her acı bir gün mutluluğa, huzura erer. Yol ne kadar sancılı olsa da… Öyle günler gelir ki çiçeğinizin sadece yaşıyor olduğunu bilmek, size mutluluğu getirebilir.

Bir zamanlar yaşlı bir çift, ayrılmak istedikleri gerekçesiyle mahkemeye başvururlar. Boşanma davasını açan kişi kadındır. Hakim, yaşlı kadına sorar: “Bu kadar yılın ardından neden boşanmak istersin?” 70 yaşındaki kadın anlatmaya başlar: “Eşim bir gün mine çiçeği aldı. Ben çiçekleri çok severim, bu yüzden çok mutlu oldum. Bu çiçeğin çok sulanması gerektiğini, yoksa öleceğini söyledi. Bel ve sırt ağrılarım çok fazla olmasına rağmen, her gece zor da olsa kalkıp suladım bu çiçeği. Bunu her gece bıkmadan usanmadan yaptım. Eşim ağrılarımı bildiği halde bir gün bile kalkıp sulamadı çiçeği. Beni düşünmüyor ve ben ondan ayrılmak istiyorum.” der. Hakim yaşlı kadına hak verir. Sonra da adama sorar: “Neden hiç siz kalkıp sulamadınız?” Yaşlı adam cevap verir: ” Eşimin ağrıları için hareket etmesi gerekiyordu ancak bu konuda hiç istekli değildi. Ben de ona bu çiçeği alıp çok su istediği yalanını uydurdum. Oysaki mine çiçeği çok sulandığı zaman ölür, az su ister. İstedim ki her gün kalksın ve onu sulasın, biraz hareket etsin; benim çiçeğim de solmasın. O her kalktığında ben de uyandım ve o yattıktan sonra kalkıp çiçeğin suyunu alıp toprağı mendillerle kuruttum. Suyu seven bir çiçek de alabilirdim ama aşık olduğum kadın, her gün çiçeği sulamak için ağrılarına rağmen kalkarken ben bir şey yapmasaydım kahrolurdum. Suyu sevmeyen bir çiçek aldım ki eşim çiçeği sularken, ben de suyunu kurutayım. Hem mine çiçeği yaşasın hem de benim çiçeğim yaşasın. Hem de kalbim yaşasın.

Aslında sandığımız çoğu şey değildir aşk. Daha derindir, daha özeldir. Sesini duyduğunuz anda avuçlarınız terlemeye, kalbiniz deli gibi çarpmaya başlıyorsa bu aşk değil, hoşlanmaktır. Ellerinizi ondan çekemiyor, sürekli dokunmak istiyorsanız bu aşk değil, arzulamaktır. Yanınızda bir tek o olduğu için onu istiyorsanız bu aşk değil, yalnızlıktır. Herkes onunla olmanızı beklediği için onunlaysanız bu aşk değil, sadakattir. Size sıcak ve yakın davrandığı için onunlaysanız bu aşk değil, kendine güvensizliktir. Üzülmesini istemediğiniz için onunlaysanız bu aşk değil, acımaktır. Ona değer verdiğiniz için hatalarını hoş görüyorsanız bu aşk değil, arkadaşlıktır. Bütün gün ondan başka hiçbir şey düşünmediğinizi söylüyorsanız bu aşk değil, koca bir yalandır. O üzgünken sizin de kalbiniz acıyorsa işte bu aşktır. Tarif edemediğiniz bir çekim yüzünden ondan bir türlü kopamadığınızı düşünüyorsanız işte bu aşktır. Onun için kendinize negatif anlamda etki edecek şeyleri yapıyor, kendi hayallerinizi bir kenara atıp onunla ortak bir hayal inşa ediyorsanız işte bu aşktır. Aşkın temeli mantıksızlıktır. “1+1” 2 etmez.  Artık iki farklı kişi yoktur. Tek bir benlik vardır.

Aşkın tanımı bunlar mı?

Hayır. Size aşkın tanımını yapmadım. Sadece aşkın bende bıraktığı etkileri anlattım. Aslında kendimi anlatmış oldum.

“Yazarlar aşkı anlatmaz. Aşkın kendileri üzerinde yarattığı duyguları anlatırlar. Yazarlardan aşkı öğrenemezsiniz ama aşkın onlar üzerinde bıraktığı etkiyle yazarları öğrenebilirsiniz. Bunlar “özlem, yabancılık, ihtiras, şaşkınlık, mutluluk, her şeyden vazgeçmek gibi duygular yığınıdır.” Gerçek kişiliğini ortaya çıkaran, iyi biri olma isteği uyandıran, aşık olduğu kişinin nefesinin bütün atmosferi kaplamasını sağlayan duygular yığını… Bir çift gözde, evreni içinizde hissettiren bir duygudur aşk. Bir çift göz herkeste vardır ama insan herkesin gözüyle ilgilenmez. O iki malum göz öyle bir kilitlenir ki veya öyle bir kaçırır ki gözlerini, aşk tohumu ekilmiştir bile.

Bugüne dek yazarlardan çok şey öğrendim ama bunlardan biri aşk değildi. Yazarların bana aşkı anlatmak gibi bir derdi olmadı hiçbir zaman. Onlar aşkları ile kendilerini anlatır aslında. Dante, Beatrice’e olan aşkı ile insanların hangilerini cennete, hangilerini cehenneme göndereceğini karşılaştırma cesaretini bile gösterir. Çünkü ancak gerçek aşık bunu belirleyebilir. Dante bunlarla aşkı anlatmaz. Beatrice’e olan aşkı ile kendisini anlatır. Çünkü bu aşkla bulmuştur kendisini. Aynı şeyi Nietzsche’de, Shakespeare’de, Bukowski’de, James Joyce’da, Nazım Hikmet’te, Orhan Veli’de, Atilla İlhan’da, Cemal Süreya’da, Turgut Uyar’da, Ahmed Arif’te, Goethe’de, Kafka’da, Puşkin’de, Mayakovski’de hatta Freud’da dahi görürüz. Bu aşk kimi zaman bir fikre, kimi zaman da bir kadına/erkeğe olur ama aşk hep aşktır. Hepsi aşkın kendilerinde yarattığı etkiyi sunarlar çünkü kendilerini onunla bulmuşlardır.

Aşkı tanımlamak, ölümden sonrasını tanımlamaktan zordur. Dinler en azından varsayım ile bunu deneme küstahlığını göstermişlerdir ama hiç kimse aşka böyle bir tanı koyamaz. Bir hastalık belirtisi gibi… Yara çıkar, su toplar veya kanar. İşte budur aşkın etkileri. Tanısız bir hastalık, içi kemirip duran bir güzellik, bir gün ölümüne neden olacak bir sızı. Parça parça sızar bütün köşelere, cam gibi yürür; içeride her dokuyu parçalayıp geçer ama yine de senin kendini bulmanı sağlar. Karanlık dehlizlerinde neler olduğunu, o yayılan parçalar ile keşfedersin ve evrendeki en büyük gösteri, bu keşiflerle başlar.

Yorum Yap

Yorum Yap

Yorumlar (3)

  1. Yazıyı okurken çok derin anlamlara sahip olduğunu hissetmemek imkansız. Tek kelime ile harikulade bir anlatım olmuş. Elinize sağlık.

  2. 3 ay önce

    Tebrik ederim, hissiyatlarınızı oldukça anlamlı bir şekilde belirtmişsiniz. Yüreğinize, kaleminize sağlık…

  3. Çok etkilendim, elinize yüreğinize sağlık.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir