fbpx

Arkadaşlık kelimesine en yakın bulduğum sözcük paha biçilemez oluyor hep. Öylesine saf, temiz, vefayla sarılmış, öylesine güzel bir duygu ki. Kan bağın yok, yani hiçbir zorunluluk hissetmiyorsun, hem de hiçbir konuda. Sevgilin değil, ”aman aman” olmuyorsun yanında. Sadece sarılıyorsun. Dostuna, o duyguya. Bu ilişki derin bir çizgiyle ötekilerden ayrılmış, karşılıksız iyiliğe dayanan bir şey. Bunu yakalayınca kaybetmemek gerekir. Çünkü arkadaşlık aranız o an durgun dahi olsa, başkasından gelen kötülükte yanında olmaktır. İyiliğini düşünmek, mutluluğuna ortak olmaktır. Bazen kaldırımda biriniz oturakaldığında, bir sigarayı dönmektir. Bir şey kazandığında beraber gülmektir.

Ne bileyim, arkadaşlık her şeye ortak olmak değil midir? Hele bir de çocukluk arkadaşları oluyor ki. En samimi olanlar bunlar… Çünkü her saçmalıklarınızı görmüşsünüz. O kadar rahatsınız ki birbirinizin yanında. Hem kan bağınız da yok. Tamamen evrenin ayrı yaşamlarda bıraktığı iki kişisiniz ve hayatlarınızı sarmaş dolaş ediyorsunuz. Bu özel bir şey, çok özel…

Mahalle maçları… Ah 40 yaşında gençliğinden ödün vermeyen kendine abi dedirten amcaların ve 10 yaşında coşkun ruhlu delikanlıların birlikte mahalleyi ayağa kaldırmaları… Kızların tiki tiki oynamaya ip bırakmamaları… Herkesin samimi olduğu, olanın olmayana verdiği o dönemlerde kurulan arkadaşlıklar yok mu… Mahallenin huysuz teyzelerinin bahçesine kaçan topu atan alır kuralıyla şafak operasyonu gibi kurtarmalar… Sepetle salınan bir şişe suyu ağızdan ağıza dolandırmalar… Dürüstlük, doğruluk, güven ortamı. Bu dönemden beridir zamanı kurtarmaya çalışan bazı arkadaşlıklar hala var.
Aşk nedir ki? Bir kilo karabiberi tek oturuşta yemek kadar beter. Şanslıysanız başka tabii. Aile, fedakarlıkla sarılmış sıcak bir yuva ama biz mi seçiyoruz ki ailemizi? Arkadaşlık çok ayrı gerçekten. Hiçbir borcun yok ama ona sevgini ölesiye veriyorsun.

2 yıl kadar önce yakın arkadaşımı kaybettim, ben bu bahsettiklerimden daha sonra bir çocukluk geçirdim ama hala o coşkulu mahalle maçları vardı. Zorla katılırdım, topa diye ayaklarına vuruyordum bazen, neticede iyi futbolcu olduk sağ olsunlar… Bu bahsettiğim arkadaşım, o dönemden beridir hep yakın arkadaşımdı. Onunla beraber çocukluğumu gömdüğümde, hayata bakışım öyle değişmişti ki. Gencecik, amansız, çok ani bir ölümdü ve ilk defa ölümün soğukluğuyla, hayatın kısalığıyla tanışmıştım.
Düşündüm, uzun süre kendime gelemedim. Arkadaşımla beraber arkadaşlığı da kaybetmiştim sanki, uzun süre kendimden çok fazla insan uzaklaştırmıştım. Çünkü kaybetme korkusu öylesine benliğimle iç içeydi ki. Sonra alıştım. Ölüm bile zamanla kendine alıştıran bir duyguymuş, bunu öğrendim.

Arkadaşlık çok özel bir duygu ve ben bunu hiç kaybetmek istemedim. Benim elimde değildi, ama şimdi görüyorum ki birçok insanın elinde ve kaybetmeyi bilmiyorlar. Bu yüzden
nasıl değerli bir şeye sahip olduklarını görmüyorlar. Menfaat adı altında kurulmuş lise dostlukları, öylesine hayret ettiriyor ki. Zaman akıp gidiyor, zaman hiçbir şeyin ilacı değil. Bu sadece zamanı bahane edecek kadar korkakların ağzında dolanan bir laf. Buna sığınmak doğru değil, zaman gidiyor ve bazı duyguları kaybediyor insanlık. Arkadaşlığı henüz elinizdeyken
sımsıkı kavrayın ve bırakmayın. Uğruna her şeyi yapabileceğiniz insanlar olsun, bu bazen en çaresiz anınızda yaşam sebebi bile olabilir…

Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Yavuz içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]