fbpx

Bazı kitapları okumak, koskoca bir hayatı yaşamak gibidir. Kim olduğunu, nerede olduğunu unutur, kitaptaki karaktere bürünürsün. Onun yediklerini yer, onun duygularını tüm vücudunda hissedersin. Ve bir süre sonra elinde tuttuğun kitap, kitabın yazarı ruhuna karışır. Sana karışır. İçinde; beyninde, kalbinde, akciğerlerinde hissettiğin bir hücre olur kalır sende. Her kitap insanda bu etkiyi bırakmaz. Her kitap insana bu denli ulaşmaz. Fakat dünya genelinde büyüklüğü ve derinliği kitap okumak nedir bilenler için kabul gören bir eser, bir başyapıt var: Anna Karenina.

Tolstoy’un ”Mürekkep hokkasının içine vücudumdan etler bırakarak yazdım.” dediği eseridir. Tolstoy’un hayatı boyunca kendini, eserlerini eleştirmesi üzerine bu sözü, onun için bile şaşırtıcı, beklenmediktir. Fakat kitabın tadına bakan herkes, Tolstoy’un söylediklerinin, tüm dünya tarafından söylenenlerin yeterli olmayacağını anlayacaktır. Kitap yıllardır tartışmalar içinde yerini bolca almıştır. Övgülerin yanında olumsuz eleştiriler de sıklıkla yapılmış olup 1878’den bu yana bir sonuca varılamamıştır. Kötülüğe karşı koyamama, Anna Karenina’nın ahlaki açıdan ”yanlış” olduğunu değerlendirenler tarafından en çok eleştirilen, tartışma yaratan konudur. Tartışmaların ne tarafında yer alındığı elbette önemlidir. Fakat tartışmalara dahil edilmeyen, üzerine laf söylenememiş olan ve tüm dünya tarafından kabul edilen bir gerçek vardır. Anna Karenina, yazıldığı yıl tüm görkemiyle dünya edebiyatının en tepesine oturmuştur ve bir daha kalkmamıştır. Yıllar, yazılan binlerce eser hep onun gölgesi altında kalmıştır. Tolstoy, Anna Karenina’nın muazzam karakteristik özellikleriyle, fiziksel çekiciliğiyle onu önce mükemmelleştirir, sonra onu aşık bir kadına dönüştürür ki bu her şeyi değiştirir. Kiti ve Levin’in mutlu evliliği, kıyaslama için mi, yoksa destek için mi kitaptadır okuyucunun değerlendirmesine bırakılmıştır. Her büyük eserde yazarın kendi sesini duyurduğu, ruhundan, hayatından kesitler bulundurduğu bir karakter vardır. Bu, kitapta Tolstoy’un ilk ismi olan Lev’den geldiği iddia edilen Levin’dir. Her sınıfta payı vardır ancak hiçbirine de dahil edilmez. Tolstoy’un kendi hayatında da yaşadığı git-gelleri, mutlu bir evliliği ve dürüst bir kişiliği vardır Levin’in. Kimi eleştirmenler kitabın ana karakterinin Anna Karenina değil, Levin olduğunu; Tolstoy’un bunu göz önünde ama aslında derinde tuttuğunu düşünmüşlerdir. Buna rağmen kitabın ilk taslaklarında Levin karakteri hiç ortada yoktur.

Okuyup bitirmek değil, içine alabilmek önemli kitabı. Tolstoy okuyuculardan çok daha önce yapmıştır bunu. Kitabı yazdığı dönemde evdeki hizmetçi kadına odasına girmemesini, yemekleri kapıya bırakmasını söylemiştir. Hizmetçi kadın bir gün kahvaltıyı bırakmış, öğle yemeğini bırakmış ve Tolstoy’un yemekleri yemediğini görünce telaşlanmıştır. Fakat öyle çekiniyormuş ki ondan kapıyı açmaya da cesaret edememiştir. Hizmetçi kadın koşarak onun yakınlarına, akrabalarına haber vermiştir. Ve bir süre sonra kalabalık, odanın kapısını açtığında Tolstoy’u yerde cenin pozisyonunda yatar halde ve ağlarken bulmuşlardır. Herkes ne olduğunu sorar bakışlarla gözünü ona dikmiştir. Tolstoy’un ağzından güç bela kelimeler dökülmüştür: Anna Karenina öldü.

Abonelik
Bildir
guest
4 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.