fbpx

Stefan Zweig – AMOK KOŞUCUSU

Yine Stefan Zweig, yine harika bir öykü. Beni bilen bilir, büyük Zweig hayranıyımdır. Ona olan hayranlığım insan psikolojisine olan düşkünlüğümden kaynaklı ve bu alanda Stefan Zweig kadar iyi psikoanaliz yapabilen çok az yazar tanıyorum. O kadar iyi ki karakterlerin duygu tasvirlerini okurken sanki oradaymış, o kişiyi duyuyor ve görüyor hatta o anda yaşıyormuş gibi hissediyorsunuz. Bu kitapta ise diğer kitaplarında olduğundan daha farklı olarak normal bir insanın değil; bir tür disosyatif ruh haline bürünen, amok koşucusu hastalığından muzdarip bir insanın duygu tahlilleri yapılmış. Kalbi kararmış, en kötü insanın bile içinde var olan ve bizi çoğu zaman yapmakta olduğumuz kötülükten döndüren, duygular arasında en gerçek olduğunu düşündüğüm duygu da işlenmiş kitapta. Vicdan ya da vicdan azabı.
Kitapta kadın karakterin ne kadar zor durumda olursa olsun gururundan ödün vermeyişi en sevdiğim kısımlardan biri oldu. Bu kısımda doktorun, sırf kendinden emin ve gururlu olmasından ötürü kadının yardım isteğini geri çevirmesi de o dönemde alışılagelmiş kadın varlığının güçsüzlüğü ve acizliği tasvir ettiğini gösteriyor bizlere. Hint Adaları’nda beyaz insan anlayışı ve beyaz insanların toplum içerisinde kendini koyduğu konumu gözlemlemek mümkün. Bu sebeplerden ötürü, geri planda toplumsal yapı hakkında ipucu edinmenin de mümkün olduğu eserlerden biri. Başka bir değinmek istediğim konu ise doktorun duyguları. Kitapta öyle bir anlatım var ki doktorun kadına duyduğu aşk mı, anlamsız bir tutku mu yoksa kapısına gelen aciz birine yardım etme hırsı mı karar veremedim. Belki de hayatın anlamsız ve çelişkili olduğunu böyle göstermeye çalışmıştır.
Stefan Zweig. Usta kalemine bir kez daha hayran olacağınız yazarın bu muhteşem eserine bir şans vermenizi tavsiye ediyorum. Şimdiden iyi okumalar dilerim ?

Kitaptan Alıntılar:

? Belki de insan her şeyi içine atmaktan boğuluyor zamanla…

? Ruhu çoktan ölmüştü, geriye öldürülecek yalnızca bedeni kalmıştı.

? Güvenin şartı samimiyettir, kayıtsız şartsız samimiyet.

? Size içimi açtığım ve duygularımı önünüzde sergilediğim için kendimi daha iyi hissettiğimi sanmayın sakın. Hayatım paramparça ve hiç kimse onları yeniden bir araya getiremez.

Stefan Zweig Hakkında:

1881 yılında Viyana’da doğdu. Birçok farklı ülkede eğitim gördü. 1. Dünya Savaşı zamanlarında savaş karşıtı düşünce ve söylemleri nedeniyle toplum baskısına maruz kaldı. Savaş karşıtı düşünceleri eserlerine de yansıdı. Bir süre sonra da savaşın ruhunda bıraktığı acıya dayanamayarak karısıyla birlikte intihar etti. Bedenen dünyadan göçse de geride bıraktığı eserler hala yaşamaya ve başka hayatlara dokunmaya devam ediyor.

Birçok eserinde savaş karşıtı düşüncelerine rastlanıyor olsa da özellikle Mecburiyet adlı eserinde, konusu gereği savaş ile ilgili düşüncelerine bolca yer vermiştir:

✨Mutluluğumuz için yıllarca uğraştık ve ben onu senin gibi devlete, cinayete… kurban etmeyeceğim.

✨Yapman gereken tek şey, karşı koyman. İstediğin şey için ne olursa olsun mücadele etmen.

✨Siz erkekler, hepiniz ideolojileriniz yüzünden çürümüşsünüz, sizler politika ve etik diyorsunuz, oysa biz kadınlar neyin ne olduğunu hissediyoruz.Vatanın ne demek olduğunu ben de biliyorum fakat bugün ne anlama geldiğini de biliyorum: Cinayet ve esaret!

✨Bu adil bir savaş değil. Bir makineye karşı gelinemez. İnsana karşı koyulabilir. Fakat bu bir makine, bir kasap makinesi, vicdanlı ve aklı olmayan ruhsuz bir alet. Ona karşı koyulamaz.

Abonelik
Bildir
guest
4 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]