fbpx

Odanın içerisinde huzurlu bir şekilde kitap okuyordum. İnsan kendi kendine sormadan edemiyor, acaba bir kitap gerçek olabilir mi? Kurgulanan bu hikâyeler acaba henüz yaşanmamış olaylar olabilir miydi? Belki de yaşanmıştı ve belki de hâlâ yaşanıyordu. Kim bilir kaç tane insan bu kitaptaki olayları kendi yaşadıklarıyla bağdaştırmıştı, kaç tane insan tıpkı bu kitaptaki kahraman gibi kendini bir savaşın eşiğinde bulmuştu. Biz okuduğumuz her kitabın kahramanıyız, sadece o kitabı okurken bunu fark etmiyoruz o kadar.
Annem içeriden bana seslendi, anlaşılan yemek hazırdı. Derin bir nefes alıp kitabımın kapağını kapattım ve masanın üzerine bıraktım, hemen ardından salona geçtim. Salona girdiğimde beni âdeta bir ziyafet karşıladı. Sofra baştan sona annemin özel yemekleriyle donatılmıştı. Buna şaşırmamak lazım ne de olsa gelmesini beklediğimiz bir dolu misafirimiz vardı. Sofraya oturduk ve onların gelmesini beklemeye başladık, neredeyse tüm sülale akşam yemeğinde bizim konuğumuz olacaktı.
Misafirlerimiz teker teker gelmeye başladı, hepsini selamlıyor sıkıca sarılıyordum. Bazı insanlar akrabalık ilişkilerinin zorunluluktan kurulduğunu söylerler, ben bu tanıma uymayan insanlardanım. Ben seviyorsam gider sarılırım, sevmiyorsam selam dahi vermem, ister akraba olsun ister başka bir şey, ilişkilerimi kontrol eden tek şey ne hissettiğimdir, başka bir şey değil.
Tüm misafirler gelmişti ve hep beraber yemeğimizi yemeye başlamıştık. Kahkahalar, gülüşmeler havada uçuşuyor, sofranın her bir yanından mutluluk ve sevgi fışkırıyordu. Bu zorlu günlerde insanın istediği tek şey yakınlarının onunla beraber olduğunu bilmekti ve ben o anda bunu hissediyordum.
Akşam yemeği yendikten sonra annem atıştırmalıkların eksik olduğunu söyledi. Tabii ki evin çocuğu olarak markete gidip bunları tamamlayacak olan kişi de bendim. Elime bir miktar para verdi. Dışarıda hava kararmıştı ve delicesine yağmur yağıyordu. Askılıktan bir şemsiye aldım ve karanlığa doğru yürümeye başladım. Dışarısı çok karanlıktı, çok…
Marketten almam gereken her şeyi almıştım ve eve doğru ilerliyordum. Gecenin bu karanlığında yağmur altındaki bu romantik yürüyüşte kendimle baş başa kalmıştım. Ne de olsa insan önce kendisini sevmeliydi değil mi?
Eve varmak üzereydim ki bir anda dengemi kaybettim ve sağa sola savrulmaya başladım. Başta ne olduğunu anlayamamıştım, galiba başım dönüyor diye düşünüyordum ama anlamam uzun sürmedi, yer sallanıyordu. Deprem mi oluyordu? Yine tanrıyı kim kızdırmıştı? Tanrı yine kime ceza verecekti? Birkaç saniye içerisinde hep beraber bunu görecektik ki o sesi duymamla bunun bir deprem olmadığını da anladım. Gökte yankılanan bu inanılmaz ses, bir gök gürlemesi olmaktan çok uzaktı. Jetler hızla bize doğru yaklaşıyordu.
Elimdeki poşeti ve şemsiyeyi bir kenara atarak kendimi kaldırımın kenarına attım ve ellerimle başımı kapattım, sanki beni roketten ellerim koruyacaktı. Bir yanda her yerden patlama sesleri gelmeye başladı, gözümü açamıyordum ama moloz parçalarının kafamın üstünden uçuştuğunu hissetmek hiç de zor değildi. Birkaç dakika devam eden seslerin ardından kafamı kaldırdım ve etrafıma bakındım. Ölmüş müydüm acaba? Her taraf alev içindeydi, cehennem burası mıydı? Belki de hep burasıydı, sadece biz farkında değildik. Her taraftan çığlık sesleri geliyordu, uzuvları kopmuş insanlar alevlerin içerisinden fırlayarak sağa sola koşturuyorlardı. Dehşete kapılmıştım ve o an insanın sadece tek bir dileği oluyor, keşke ölseydim.
Panikle eve doğru koştum ancak evden eser kalmamıştı, hızla enkazın üzerine atladım ve taşları tek tek kaldırmaya çalıştım ancak gücüm yetmiyordu, çok güçsüzdüm, çok zayıftım. Enkazın derinliklerine doğru bağırıyordum ancak kimse yanıt vermiyordu. Daha fazla mücadele edecek gücüm kalmamıştı, dizlerimin üzerine çöktüm ve ellerimi beni sırılsıklam yapan bulutlara doğru kaldırdım. Haykırmaya başladım, isyan ediyordum, neden bunu bize yaptın tanrım? Biz sana ne yaptık? Biz senin ümmetin değil miydik? Neden bizi korumuyorsun? Neden onlara yardım ediyorsun? Neden onları muzaffer eyledin? Neden benim ailemi cezalandırdın? Yoksa onları alarak beni mi cezalandırdın? Neden beni bu cehennemin ortasında bıraktın?..

Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Alperen Özdemir içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

   Benim adım Ümran. Ümran Dakneş. Beş yaşındaydım. Ailemle Suriye’nin Halep kentinde, Esad rejimi yüzünden zor şartlar altında yaşarken Rusya’nın hava saldırıları sırasında evimizin yıkılması sonucu enkaz altında kaldım. Enkazdan çıkarıldığımda tenimin rengi toz yüzünden griydi. Kirpiklerime moloz yığını oturmuştu sanki. O kadar çok korkmuştum ki flaşlar her patladığında ürperiyordum. Fotoğraflarımı çekiyorlardı! Neden? Çünkü gözlerimden […]
Dede korkut hikayeleri 12 ve 14. yüzyıllar arasında Doğu Anadolu ve Azerbaycan’da yaşayan Oğuz boylarının günlük yaşamlarının olağanüstü olaylarla süslenmiş bir anlatımla anlatılan hikâyelerdir. Sonucunda halk hikâyelerden ders çıkarmıştır. Bir ön söz ve 13 hikâyeden oluşmaktadır. (13. hikâye olan “Salur Kazan’ın Yedi Başlı Ejderhayı Öldürmesi” son dönemlerde tespit edilmiştir.) 13 hikâyeden her birisi bir boy […]
Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.