fbpx

Bilge bir insan, “Aile nedir?” sorusuna “Aile özdür.” cevabını vermiş. Bence de aile her şeyin özüdür. Mutluluğun da yaraların da… Aile olmanın kaynağı sizin için kan bağıysa aile sizin için kaderdir. Size getireceği mutluluğa da yaralara da sonsuza kadar sizinle gelecektir. Kimine göre ise aile sevgidir. Kan bağı onları ne kadar mutlu veya mutsuz etse de dostları ve sevdiklerini kendi ailesi haline getirir ama o zamana kadar açılan yaralar kolay kolay kapanmayacaktır. Nasıl ki Norveç’te doğan bir bebekle, Afganistan’da doğan bir bebeğin bu oyuna eşit şartlarda başlamadığı gibi aile de hayatta en belirleyici unsurdur.

Mutsuz ailelerde büyüyen çocuklarda uzaklara gitme hayali vardır. Bir daha geri dönmemek üzere… Kendi düzenini kurup kendi ayaklarında güçlü bir şekilde durmak isterler. Başarsalar bile yılların getirdiği yaralar hala kapanmamıştır. En ufak bağrışmaya ve yüksek sese tahammül edemezler. En travmatik anlarda zayıf olanların hayatları geri dönüşü olmayacak şekilde yıkılmaya başlar. Ailesine olan öfkesini kendini cezalandırarak çıkarır. Güçlü olanlarsa dayanmayı başarırlarsa aile hayatındaki yanlışları ve bunların kötü sonuçlarını görerek “Aile nasıl olmamalıdır?” sorununun cevabını öğrenir.

Aile bazen çocukluğu yaşayamamak ve şımarmanın ne olduğunu bilmeden büyümek demektir. O kadar hasarlı çıkarlar ki o evden, başka şehirde yaşamak bile yetmez. Ne kadar uzaksa gidilecek yer, ne kadar azalacaksa bağlar; o kadar iyi diye düşünür. Devamında yalnızlığa ve sessizliğe o kadar alışır ki diğer insanlarla ilişkileri sıfıra iner. İnsan sevmemeye başlar. Sadece sevdiği ve onu seven insanlar kalır hayatında. Aile demek artık sadece sevgi demektir. Kan bağı hiçbir anlam ifade etmez.

Kimisi kitaplarla, yazılarla dayanır zor günlere; kimisi içkiyle, kimisi kumarla. Kitapla, yazıyla dayananın yazılarında o ince hüzün her zaman kalır. Dostoyevski’nin neredeyse her kitabında ailesinin izleri görülür. Çocukluğu huzur içinde değil; baskıcı bir babanın otoritesi altında, sevgiden uzak bir şekilde geçmiştir. Belki de Dostoyevski’nin kumar bağımlılığına çocukluğunda açılan yaralar sebep olmuştur.

Kafka da Dostoyevski gibi nefret duygusuyla erken yaşlarda tanışmıştır ailesi sayesinde. Huzurlu bir çocukluk geçirmemiştir. Dönüşüm kitabında ailesi hakkında düşünceleri görülebilir.

Tolstoy “Mutlu aileler birbirlerine benzer, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.” diyerek başlar Anna Karenina romanına. Her mutsuz ailenin kendine özgü bir mutsuzluğu vardır ama her mutsuz aile birbirine benzeyen çocuklar çıkarır ortaya. O çocuklar ya virajdan şarampole yuvarlanır ya da zorluklarla virajı döner bir daha geri dönmemek üzere.

Her acı ailede başlar ve her acı insanı olgunlaştırır. Sobanın yanına yaklaşıp saçlarından damlayan suların sobaya düşüp “cız” etmesi gibi küçük şeylerden mutlu olabilen bir çocuk içinde öfke besliyorsa bu evrende merhametten, adaletten bahsedemezsiniz. Hiçbir çocuk korkuyla, acıyla veya bir lokma ekmekle sınanmayı hak etmez. O çocuk bir gün mutlu olur ama şükredeceği kimse olmaz çünkü içinde bulunduğu her sıkıntıyı merhamet olarak gören “düşünce sistemleri” artık onu korkutamaz.

Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
1 Yorum
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Berkan İnan içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

“Sisyphus’u gördüm, korkunç işkenceler çekerken: yakalamış iki avucuyla kocaman bir kayayı ve de kollarıyla bacaklarıyla dayanmıştı kayaya, habire itiyordu onu bir tepeye doğru, işte kaya tepeye vardı varacak, işte tamam, ama tepeye varmasına bir parmak kala, bir güç itiyordu onu tepeden gerisin geri, aşağıya kadar yuvarlanıyordu yeniden baş belası kaya, o da yeniden itiyordu kayayı, […]
Bugün 10 Mart 2022. Gülistansız 796. gün “Ne durumdayım biliyor musunuz? Ölüm Allah’ın emri, ölüm dünyada var. Gençlerin ölümü zor ama biz her gün yeniden ölüyoruz. Her gün… Toprağa bile basmaya kıyamıyorum, acaba kızım içinde olabilir mi diye. “ 21 yaşında, Tunceli’de bir üniversite öğrencisiydi Gülistan Doku. 5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamıyor. […]
Bir girişim fikriniz var ve bu alanda bir marka oluşturmak istiyorsunuz ya da henüz küçük bir işletmesiniz ve işletmenizi büyütüp kârınıza kâr katmak istiyorsunuz. İşte bu yolda atmanız gereken ilk adım markalaşmak olmalıdır. Peki marka nedir?                Marka yalnızca kalabalık bir pazarda sizi diğerlerinden ayıran isim, logo ve slogandan ibaret değildir. Markanız insanların sizinle etkileşimde […]
Erkut Taçkın 1940 yılında bir deniz subayının oğlu olarak dünyaya geldi. Babası gibi Deniz Harp Okulu’na giden Erkut Taçkın, okul hayatı sırasında Silahlı Kuvvetler Yüzme Şampiyonu oldu. 1955 yılında Genç Denizciler Orkestrası’na katılarak müzik hayatına başladı. Babasının subaylığından dolayı yurt dışına giden denizcilere plak siparişi verip bunlarla Rock&Roll’u özümsedi. Deniz Harp Okulu Orkestrası ve Erkut […]