fbpx

666 öyle sıradan bir sayı değildir. Lucifer yani şeytanın sayısı olarak hesaplanan bir sayıdır. Bu sayı aynı zamanda “ışık getiren” anlamına gelir. Rahmetli Aytunç Altındal’ın yaptığı bir tespite göre de Hz. Muhammed’in ebcet hesabına göre isminin sayısal değeri de 666’dır ve asıl ışık getiren Hz. Muhammed’in kendisidir. Müslümanlar için bu böyledir. Çünkü Hz. Muhammed Kur’an-ı Kerim’i getiren, yani bilgiyi, yani ışığı getirendir. “Işık Getiren” diye tabir edilen kelime aslında bilginin getirilişini temsil eder.

Son zamanlarda Bill Gates’in aldığı bir patent numarası ile sıkça gündeme gelen bu sayının, kimin için ne ifade ettiğine bir bakalım. İncil’in Vahiy 13 bölümüne baktığımızda şu ifadeler geçer:

 “Bundan sonra başka bir canavar gördüm. Yerden çıkan bu canavarın kuzu gibi iki boynuzu vardı, ama ejderha gibi ses çıkarıyordu. İlk canavarın bütün yetkisini onun adına kullanıyor, yeryüzünü ve orada yaşayanları ölümcül yarası iyileşen ilk canavara tapmaya zorluyordu. İnsanların gözü önünde, gökten yere ateş yağdıracak kadar büyük belirtiler gerçekleştiriyordu. İlk canavarın adına gerçekleştirmesine izin verilen belirtiler sayesinde, yeryüzünde yaşayanları saptırdı. Onlara kılıçla yaralanan, ama sağ kalan canavarın onuruna bir heykel yapmalarını buyurdu. Canavarın heykeline yaşam soluğu vermesi için kendisine güç verildi. Öyle ki, heykel konuşabilsin ve kendisine tapmayan herkesi öldürebilsin. Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu. Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin. Bu konu bilgelik gerektirir. Anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. Çünkü bu sayı insanı simgeler. Sayısı 666’dır.”

Burada dikkat çekmek istediğim birkaç cümle var. Birincisi “Küçük büyük, zengin yoksul, özgür köle, herkesin sağ eline ya da alnına bir işaret vurduruyordu.”. Bu cümlede canavarın insanlara bir işaret vurmasından bahsediyor. İkincisinde ise “Öyle ki, bu işareti, yani canavarın adını ya da adını simgeleyen sayıyı taşımayan ne bir şey satın alabilsin, ne de satabilsin.”. Devamında gelen bu cümlede ise işarete sahip olmayanların bir şey alıp satamayacağından bahsedilmektedir. Bu konuyla ilgili, bu pasajda geçen ifadelerin günümüzde uygulanmaya çalışıldığı bir proje de vardır. İskandinav ülkelerinden İsveç’te sağ elin baş parmak ve işaret parmağı arasına yerleştirilen bir çip ile alışveriş yapılmaya başlandığı ve pilot bir çalışma olduğunu görmekteyiz.

Yukarıda bahsettiğim meseleden anlıyoruz ki birileri kendi inançları noktasında bir şeyler yapmaya çalışmaktadır. Bilim ve teknolojiyi kendi inançlarına hizmet etmeleri için kullanmaktadır. Bilim enstitülerini kuran ve fonlayan bu insanlar, yeryüzünde kurdukları ağ ile bilim adamlarını ve dolayısıyla bilimi kendi amaçlarına hizmet etme noktasına çekmeye devam ediyorlar. Eğer onların enstitüleri dışında bir çalışma içerisinde iseniz sizi yok sayacak bir sistemi çoktan kurmuşlardır. Bilim ve teknolojinin hızla ilerlediği yepyeni bir çağa giriş yaparken, yine bilimin kime ve neye hizmet ettiğini anlamak önem taşıyor.

Akademilerin ve akademisyenlerin şunu anlaması gerekmektedir. Bilim müstakil olarak bir zümreye, bir topluluğa veya bir coğrafyaya hizmet için yapılamaz. “BİLİMİN MİLLİ’si OLMAZ.”. Bilim evrenseldir ve insanlığa hizmet için yapılır. Bunu son zamanlarda yaşadığımız salgın ile birlikte daha net anlamış bulunmaktayız.

Dünyayı daha güzel günlere taşımak için devletlerin akademileri birlikte çalışma kabiliyeti geliştirmeli ve bu çabayı ortaya koymalıdır. Hatta bunlar devletlerin değişmez politikası olmalıdır. Çünkü yeryüzü atalarımızdan bize miras, çocuklarımızın ise emanetidir.

Abonelik
Bildir
guest
0 Yorumlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Eternity And A Day (Sonsuzluk ve Bir Gün) Keder, ifade edilmemiş aşktır. Şairler sözleriyle yalnızca aşkı değil, acıyı da büyütürler. Theodoros Angelopulos‘un yönetmenliğini yaptığı Eternity and A Day filminde,  Yunan bir şair olan Alexandros’un hikâyesi de şiirlerinde olduğu gibi acıyı büyütüyor. Alexandros ölümcül bir hastalığa yakalandığını öğrenir ve hastaneye gitmeden önce son bir günü kalmıştır. […]
Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.