fbpx

Ben, haber bültenlerinde birkaç saniyede bahsedilip sonra adı unutulan kadınlardan birisiyim. Sesimi duyurmaya çalıştığımda görmezden gelip ekranı kaydırıp geçtiğiniz o tweet’i atan kişiyim. Ben, ölüme terk ettiğiniz o kadınım.

Şimdiyse yalnızca herhangi bir tabuttaki ölü bedenim. Öldürüldüm. Dile nasıl da kolay, değil mi? Hayatım çalındı ve biliyorum ki ismim dahi hatırlanmayacak. Sessizce yitip giden canlardan yalnızca birisiyim.

Mezarımdan sesleniyorum sizlere. Yaşarken kulak vermediniz, hiç değilse şimdi bir şans verin de dinleyin. Dinleyin ki boş mezarlar vahşice katledilmiş kadınlarımızın bedenleriyle dolmasın daha fazla. Son kez konuşacağım insanoğluna. Son kez tüketeceğim çoktan kesilmiş nefesimi. Nasıl ölüme terk edildiğimi ve hayatımın ellerimden nasıl alındığını anlatacağım.

Ayşe, ben. Bundan 1 sene önce öldürüldüm. Belki duydunuz ismimi. Belki de ilk defa benden duyuyorsunuz. Gerçi ne önemi kaldı ki? Ben söyleyeyim, hiçbir önemi yok artık. Çünkü ben de yokum. Bir daha asla olmayacağım, olamayacağım.

Bilirsiniz, ülkemizde bir kadının boşanmak istemesi pek saygıyla karşılanmaz. Nitekim ben istediğimde de öyle oldu. Eski kocam, boşanmayı reddetti bir süre. Ancak ben yıllardır süregelen psikolojik ve fiziksel şiddetinden bıkmıştım. Bu işin geri dönüşü yoktu. Israr kıyamet, nihayetinde boşandık. Ancak hiçbir şey ”boşandık” kelimesiyle sınırlı kalmadı. Asıl hikaye, burada başlıyor. Benim hikayemse tam olarak burada bitiyor.

Sayamayacağım kadar çok tehdit aldım boşandıktan sonra. ”Öldüreceğim seni.” diyordu açık açık. Bunu öyle rahat söylüyordu ki kanım donuyordu her defasında. Canımı almaktan söz ederken sanki balkona hava almaya çıkarmış gibi konuşurdu. Nefeslerimi sonlandıracak olan o cani, yüzlerce defa söyledi bunu. Hem de hiç çekinmeden…

”Öldüreceğim seni.”

Ucuzdu benim hayatım. Belki bir kurşuna belki birkaç bıçak darbesine bakıyordu. Ucuzdu işte. Kolayca alabileceğini söylerdi. Ödüm kopardı da gıkımı çıkaramazdım. Yüreğim ağzıma gelirdi de dışıma yansıtamazdım. İki güzel çocuğum vardı benim. Canımdan iki parça… Nasıl kıyardım onlara? Nasıl yansıtıp oynardım psikolojileriyle? İşin aslı, bilirlerdi babalarının nasıl birisi olduğunu. Çok iyi bilirlerdi. Ancak nasıl derdim onlara, babalarının beni öldürmek isteyişini diline pelesenk ettiğini?

Aylar sürdü bu işkence. Sağlığımdan oldum önce. Sonra fark ettim ki ailem de çok yıpranıyor. Babam, biricik kızını kaybetmekten korkuyor. Abimin elinden bir şey gelmediği için kahrolduğunu görebiliyorum. Annem ise… Canım annem… Nasıl da içi gidiyor, hissediyorum. Yavrusu için en çok o hop oturup hop kalkıyor, biliyorum. O cani, beni öldürdüğünde gömülen tek kişi ben değildim. Benimle beraber annemi, evlatlarımı, babamı, abimi gömdüler. O darbeleri yalnızca ben değil, hepimiz aldık.

”Neden şikayetçi olmadın, Ayşe?” demeyin hemen. Durun hele bir. Bitmedi anlatacaklarım. Dinlemeye devam edin.

23 defa şikayet ettim. Gitmediğim karakol, başvurmadığım hukuki yol kalmadı. Yazdım o dilekçelere de. ”Öldüreceğim seni!” diyor, dedim. 23 kez. 23 ayrı zamanda… Tam 23 sefer doldurdum o dilekçeyi. Her defasında ölmemek için tuttum o kalemi. Nefesim kesilmesin diye akıttım mürekkebi kağıda. Evlatlarım, annesiz büyümesin diye attım imzamı. Annem evlat acısı çekmesin diye elimden gelen her şeyi yaptım ben.

Siz bilir misiniz, ölmemek için sayfalarca kağıt doldurmanın sızısını? Hayatını ellerinde tutabilmek için nice kalem tüketmenin sancısını? Her an ”öldürülme” korkusuyla aldığınız o nefeslerin ciğerlerinizde yarattığı yanmayı? Bilir misiniz? Anlayabilir misiniz beni? Öldürüldüm ben. Hissedebilir misiniz atmayan kalbimi? Duyabilir misiniz kesilmiş sesimi?

O karakolların yolu, hep daha uzun gelirdi bana. Her defasında biraz daha uzardı sanki. Belki de dermanı kalmamış bacaklarım, adım atamazdı. Ben de küçük adımlarımı görmek yerine yol uzadı zannederdim. Sizin dizleriniz titredi mi hiç ölmek korkusuyla? Her gece, boğazınızda iki el hissederek uyanmak ne demek, bilir misiniz? Evden çıkamamak, çıktığınızda da her adımda arkanızı kontrol etmek nedir, bilir misiniz?

Ben tüm bunları çok iyi biliyorum. Hissettim her birini. Hissetmeye itildim. Mecbur bırakıldım. 23 kez gittiğim o karakoldan 23 kez eli boş döndüm. Yaşamak istemiştim ben. ”Ben ölünce mi duyacaksınız sesimi?” demiştim bir dilekçede. Meğer nasıl da öngörmüşüm olacakları. Şimdi ölüyüm ve siz, şimdi duyacaksınız beni. Ne trajik, değil mi?

Takipsizlik kararı verildi her defasında. Ne istiyorlardı, bilemiyorum. Öldürülmemi beklediler adeta. Sadece izlediler. Ben öldürülünce acıyla anmışlardır beni. Ciğerlerini bilirim onların. Beni ölüme yollamamışlar gibi, hayatımın çalınmasına seyirci kalmamışlar gibi anmışlardır beni. Çok iyi bilirim.

Merak ediyorum, katilim ceza aldı mı? Beni evlatlarımdan, annemden, babamdan, abimden ayıran o cani, ceza aldı mı? Soruyu yanlış sordum sanırım. ”Gözaltına aldılar mı?” desem daha mı doğru olurdu? Bilmem ki. Unuttunuz mu? Ölüyüm ben. Öldürüldüm. Satır darbeleriyle sokak ortasında işkenceye uğradım. Günlerce komada kaldım. Bu dünyadan koparıldım ben. Oysa gideceğim, göreceğim ne çok yer vardı. Çaldılar benden her şeyimi. Şikayetlerimi görmezden gelenler, takipsizlik kararı verenler, sesimi duymayanlar, duymak istemeyenler… Çaldınız hayallerimi. Evlatlarımdan annesini, annemden yavrusunu çaldınız. O caninin elini güçlendirdiniz. Ne uzak tutabildiniz benden ne de ceza verdiniz. Şimdi, hepiniz sorumlusunuz. Şimdi, hepiniz suçlusunuz.

Öldüm demek kanıma dokunur, bilir misiniz? ”Öldü.” demeyin arkamdan, olur mu? Çünkü ben ölmedim. Öldürüldüm. Vahşice, tasarlanarak ve planlanarak öldürüldüm. Artık bana yardım edemezsiniz. Uzun zaman önce toprağa hapsedildim ben. Ama yardım edebileceğiniz milyonlarca kadın var. Umutla hayata tutunmaya çalışan kadınlarımız var. Beni duymadınız, onlara sesleri kesilmeden ulaşın. Hâlâ hayattalarken seslerine ortak olun. Çünkü bilirim ben, sesleri her geçen gün biraz daha kısılıyor. Her geçen gün biraz daha zayıflıyor. Yalnız bırakmayın onları, olur mu? Öldükten sonra değil de yaşarken kulak verin. İkinci bir hayatımız olmayacak. Bahşedilmiş yaşamlarımızın canice elimizden alınmasına göz yummayın. Sakın unutmayın, ”bir” olursanız kimselerin gücü sizi susturmaya yetmez. Onlara izin vermeyin. Ben yaşayamadım. Siz, benim için de yaşayın ve yaşatın.

Zeynep Çelik içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!
Abonelik
Bildir
guest
2 Yorumlar
Eskiler
Yeniler En çok oylananlar
Satır içi yorumlar
Tüm yorumları görüntüleyin
Zeynep Çelik içeriklerini beğendin mi? Sosyal medyada takip edin!

Okuyucuların Beğendiği İçerikler

Birçok kişinin ‘’zor ama maaşı iyi, garanti meslek gibi’’ düşünceleriyle ün kazanmış bir bölüm olan tıp fakültesini size en ince detaylarıyla aktaracağım. Öncelikle fakülteye gelmeden önce kendinizi ilk gün yapılacak çaylak şakasına ve ileri zamanlarda daha siz TUS isimli bölüm seçmenize yarayan sınava girmeden ‘’Sen ne doktorusun? ‘’ veya diş hekimliği ayrı bir bölüm olmasına […]
Yaşanan herhangi bir gün hiç yaşanmasaydı, her şey daha farklı olur muydu? Misal dün hiç yaşanmasaydı veyahut bundan yıllar önce bir gün hiç yaşanmasaydı yine aynı mıydı hayatınız? Kadere inanmak subjektif bir bakış açısı olarak görünebilir ancak hayatın akışı olarak farklı bir yerden durumu ele alabiliriz. Bütün malzemeleri özene bezene kesip, doğrayıp harika bir yemek […]
Herkesin ölmeden görmek isteyeceği bir yer vardır. Yoksa da henüz keşfetmemiştir… Benim için burası Norveç. “Soğuk Cennet” veyahut “Kuzeyin İncisi” denilen bu ülkenin lanse ettiği imajı bir görseniz aşık olmamak elde değil. O yüzden henüz kendi ülkenizi keşfetmediyseniz ileride belki yol arkadaşım olabilirsiniz! Norveç ”Soğuk Cennet” Ülkenin yönetim biçimi anayasal monarşi ve başkenti Oslo‘dur. 385,207 […]
Her kitap ayrı güzel, dünyasına girdikten sonra… Ama bazı başyapıtlar vardır, gerçekten okumak zevk verir. Okudukça içine düşer, yeni bir dünyanın kahramanı olursunuz. Herkes için değişebilecek bir liste… Daha iyisi varsa da ben okuduğum kadarını biliyorum ve bunlar şu an en iyisi! Daha birçok türde konuşulacak kitaplar olsa da üç ayrı türde üç başyapıt derledim, […]

İlgini Çekebilir

Bugün konu ise Rönesans’ın baş karakterlerinden Michelangelo. Ben bu konuya öncelikle Sistine Şapeli’nden giriş yapmak istiyorum. Evet Sistine Şapeli’nin şu anda tavanlarını süsleyen olağanüstü resimler Michelangelo’ya ait. Ben de buradan yola çıkarak araştırmaya başladım. 1500’lu yıllarda o zamanın Papa’sı II. Julius tarafından Michelangelo’ya yaptırılan bu resimlerin birazından bahsetmek istedim. Papa bu resimleri ilk gördüğünde Michelangelo’ya […]
CEMAAT, İSTİKRAR, ÖZDEŞLİK Cesur Yeni Dünya, teknolojinin ve bilimsel teknik bilginin kontrolünde olan bir toplumda birey düşüncesinin ve özgürlüğün olmadığı ama bunun yerine sistemin istediği biçimde yaşayıp ve düşündüğünü sanan edilgen insanların olduğu bir dünyadır. Roman, Londra merkezli ve yöneticisinin Mustafa Mont olduğu Dünya Devleti’nde geçmektedir. Dünya Devleti de diğer birçok distopik romanda olduğu gibi […]
Bildiğimiz üzere II. Dünya Savaşı’nın sonunda Soğuk Savaş süreci başlıyor ve dünya, ABD ve Sovyet Rusya’dan oluşan iki kutuplu bir düzenin etrafında şekilleniyor. Bu kutuplar arasında her alanda olduğu gibi uzay ve havacılık alanlarında da rekabet yaşanıyor ve pek çok ülke bu alanlara yönelik ajanslar kurarak gerekli çalışmalara başlıyor. Günümüzde de devam eden bu çalışmalar, […]
Bugünkü konumuz aşk konulu filmler. Birçoğumuz ki özellikle kadınların tercih ettiği bir konu olan aşk filmleri hakkında ufak bir liste yaptım. Konuya ilgili olan kişiler bu listedeki filmleri çoğu kez izlemiş ve repliklerine kadar ezberlemişlerdir diye düşünüyorum. Ben yine de bu konu hakkında fikir sahibi olmak isteyenler veya arada duygusal çöküşüşe giren herkesin izleyebileceği filmleri […]

Giriş

Bublogta'ya Hoş Geldin

Hadi birlikte içeriyi keşfedelim.
Neredeyse Bitti
Son olarak senden birkaç bilgi isteyeceğiz.