İlginizi Çekebilir
  1. Ana Sayfa
  2. Tarih
  3. Atatürk ve Türk Kadını

Atatürk ve Türk Kadını

ataturkveturkkadını_bublogta
1

“Ey kahraman Türk kadını, sen yerde sürüklenmeye değil, omuzlar üzerinde göklere yükselmeye layıksın.”

“Atatürk İnkılabı”nın, Türkiye’yi her konuda yeniliklerin yaratıldığı, yepyeni bir çağa ulaştırdığı gerçektir. Atatürk inkılabının birer parçası olan her inkılap, sosyal bünyemizde kökten değişmelerin kaynağı olmuştur. Kötü olan, geri olan her kurum, her inanış ve davranış atılmış ve onun yerine en iyisi, en doğrusu, en çağdaşı ve uygar olanı oturtulmuştur. Aslında Atatürk’e göre “inkılap” deyiminin tarifi de budur.” ALBAY BURHAN GÖKSEL

Büyük Atatürk’ün yaptığı inkılapların asıl amacının Türk Milletini çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarmak isteğini hepimiz biliyoruz. Atatürk gerçekleştirdiği bütün inkılaplarda daima önceliği Türk kadınına vermiştir. Türk kadınının kültür seviyesini yükseltmeyi evinin içinde ve dışında sahip olması gereken haklarına kendisine vermeyi ve çağdaş ülkelerin kadınlarının üstünde görmeyi amaçlamıştır.

Tarih boyunca Türk devletlerinde kadınlar devlet yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Hakanın emirlerinde eşinin (hatun) adına da yer verilmesi Türklerin tarih boyunca kadınına önem veren bir toplum olduğunun göstergesidir.

Türk kadınına hak ettiği değerleri vermek için yapılan ilk devrimlerden birisi 1921 “Maarif Kongresi”dir. Yeni kültürel eğitim ve öğretimin ilk hamlelerinden sayılabilir. Bunu 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu takip etmiştir. Diğer taraftan Türk kızlarına da öğretim eşitliği sağlanabilmesi için 20 Nisan 1924 de Teşkilat-ı Esasiye Kanunu’nun 87. maddesi değiştirilerek ”ilköğretim zorunluluğu” getirilir. 17 Şubat 1926’da kabul edilen Medeni Kanun ile yapılan büyük devrim çok ses getirmiştir. Medeni kanun ile Türk kadını özgür olmayı, oy kullanabilmeyi, evliyse erkeğin esiri olmamayı, eğitim görmeyi, çalışmayı, bilim sahibi olmayı, mirastan eşit pay almayı, tek eş olma, erkeğin ”boş ol” demesiyle boşanmama gibi haklara kavuşmuştur. Demokratik ve çağdaş bir devlet için, kadının ataerkil düzen içinde köle gibi, bağımlı yaşamasını isteyen, her türlü örf, adet ve hukuk kuralını değiştiren bir Medeni Kanun yapılmış oldu.Bu hakları 1930’da Belediye Meclis’ine, 1934’te TBMM’ye üye seçilme hakları izlemiştir.

Mustafa Kemal ATATÜRK Türk kadınına, Türk ordusu saflarında resmen ve üniformalı olarak yer veren ilk askerdir. Bu konuda da çok yaratıcıdır. İstiklal Savaşı’nda karargahlarda vazife alan Halide Edip Adıvar’a askerliğin ilk basamaktaki rütbesini ”Onbaşı”lığı tevcih eder. Bu olay da silahlı kuvvetlerimiz için çok tarihseldir. Türk kadınının askerliği ve ordu bünyesinde hizmeti bir Atatürk direktifi ve ilkesidir.

Manevi kızlarından Sabiha’ya “Gökçen” soyadını verdiği zaman o henüz bir öğrencidir ve havacılıkla ilgisi yoktur. 1935’te Türk Kuşu Teşkilatı kurulduğu zaman Gökçen’i önce sivil havacılık sahasına yöneltir. Sabiha Gökçen kısa zaman sonra ilk Türk kızı olarak planörcü, paraşütçü ve sivil pilot brövelerini almıştır. Sabiha Gökçen daha sonra Hava Kuvvetlerimizin pilotlarının yetiştirildiği Eskişehir Hava Okulu’nda eğitim ve öğretim görür. Tıpkı bir erkek hava subayının geçirdiği eğitim ve öğretimi başarıyla tamamlar. Böylece dünyanın ilk kadın savaş pilotu Türkiye’de yetiştirilmiştir. Mezun olduktan sonra 1938’de Tunceli Harekatı’na da katılarak Askeri Hava Harekatı’na katılan ilk kadının bir Türk kadını olması gibi haklı bir üne sahip olur .

Büyük Atatürk’ün Türk kadını ile ilgili bazı söylevleri;

”Kadınlarımız için asıl mücadele alanı ve zafer kazanılması gereken alan ışıkla, bilgi ve kültürle, gerçek faziletle süslenip donanmaktır.”

“Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir.”

“Dünyada hiçbir milletin kadını ‘Ben Anadolu kadınından daha fazla çalıştım, milletimi kurtuluşa ve zafere götürmekte Anadolu kadını gibi emek verdim.’ diyemez.. Belki erkeklerimiz memleketi istila edenlere karşı süngüleriyle düşmanın süngülerine göğüslerini germekle düşman karşısında hazır bulundular. Fakat erkeklerimizin teşkil ettiği ordunun hayat kaynaklarını kadınlarımız işletmiştir… Çift süren, tarlayı eken, ormandan odunu, keresteyi getiren, aile ocaklarının dumanını tüttüren, bütün bunlarla beraber sırtıyla, kağnısıyla, kucağındaki yavrusuyla yağmur demeyip, kış demeyip, sıcak demeyip cephenin harp malzemesini taşıyan hep onlar, hep o yüce, o fedakâr, o ilahi Anadolu kadınları olmuştur. Bundan ötürü hepimiz, bu büyük ruhlu ve büyük duygulu kadınlarımızı şükran ve minnetle sonsuza kadar aziz ve kutsal bilelim.”

Anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek ailede kadın anne olarak en önemli eğiticidir. Eğer anne kendisi iyi eğitilmiş ise çocuklarına daha iyi bir eğitim verebilecektir. Hiç unutulmamalıdır ki çocuk eğitiminde en etkin çevre
ailedir. Ailenin en etkin eğiticisi kadındır, anadır. Bir çocuğun özellikle hayatının ilk yıllarında aldığı eğitim çok önemlidir. Bu eğitim gelecekte onun hayatını ve nasıl bir insan olacağını etkiler.

Atatürk’ün annelerimiz ile ilgili bazı söylevleri:

“Kadınlarımız eğer milletin gerçek anası olmak istiyorlarsa, erkeklerimizden çok daha aydın ve faziletli olmaya çalışmalıdırlar.”

“Anaların bugünkü evlatlarına vereceği terbiye eski devirlerdeki gibi basit değildir. Bugünün anaları için gerekli vasıfları taşıyan evlat yetiştirmek, evlatlarını bugünkü hayat için faal bir uzuv haline koymak pek çok yüksek vasıflar taşımalarına bağlıdır. Onun için de kadınlarımız, hatta erkeklerimizden çok aydın, daha çok feyizli, daha fazla bilgili olmaya mecburdurlar.”

“Büyük muvaffakiyetler anaların yetiştirdikleri güzide evlatlar sayesinde olmuştur.”

“Kadının en büyük vazifesi analıktır. İlk terbiye verilen yerin ana kucağı olduğu düşünülürse, bu vazifenin ehemmiyeti layıkıyla anlaşılır.”

Kısaca sadece erkeklerin eğitimiyle bir yere varılamaz. Kadının eğitilmesi, ülke kalkınması için itici güçtür. En büyük israf, insan beceri ve kabiliyetlerinin eğitim yoluyla geliştirilmeyerek atıl bırakılmasıdır.

Atatürk’ün Türk kadını ve eğitimi için söylediklerine ve yaptıklarına baktığımızda, ne kadar gerçekçi ve ileri görüşlü olduğu bir kez daha net olarak ortaya çıkmaktadır.

Başta Ulu Önder’imizi yetiştiren Zübeyde Hanım olmak üzere tüm annelerimize minnettarız. İyi varsınız, iyi ki annemizsiniz.

Yorum Yap

Yorum Yap